Gidilebilecek hiçbir yer yok, olduğum yerden de şikayetçi değilim zaten.
Hem o kadar da vahim değil durumum; hiç olmazsa şimdilik. Zamanın geçip gidişini umursamayan, uykuya ara sıra ihtiyaç duyan, taş kalpli olmasına rağmen halen derinlerde duyguları olan biriyim ben; sen bakma uzaktan insan gibi görünmediğime.
Hiçbir zaman vaktin yoktu zaten benim için; hem olmaması da iyi olmuş, görüyorsun işte bizden zaten bir halt olmazdı. Rüyalarıma geliyorsun ya ara sıra lanet etmiyor değilim bu duruma ne yalan söyleyeyim; hem gece yeterince sıkıcı ve soğuk zaten "hah bir sen eksiktin" dedirtme bana, gelme! Bu zamana kadar söylenebilecek bütün kötü sözleri söyledim zaten hakkında; daha fazlası ne bende ne de bu evrende yok, o yüzden gelme.
Yalanları oldum olası sevmişimdir aslında; söylemekten çok seninkileri bulup çıkartmaktı hoşuma giden, bir yerden sonra midemi bulandırsan da eğlendim seninle. En çok da beni göt yerine koyduğunu zannedip kendi içinde tatmine ulaşırken ben sadece duduğımın kenarı ile gülebildim bu acınası haline; ne de olsa sen ve senin gibilere sayenizde alıştım ben, her adımınızı önceden bilirim, garip gelmez bu yüzden saçma sapan halleriniz. İtiraf etmek gerekir ise çoğunuz midemi bulandırıyor; amacınız sabit ve kararlı nihayetinde, sizin gibi olmayanı da alay konusu etmeniz sokaktaki köpek dışkısına basıp kaymak kadar iğrenç, hele ki surat ifadeleriniz.
İşte sen ve senin gibiler bu kadar berbat durumdasınız; bense sizden olmayanı seçerek sana alay etme şansı tanıyorum, sırf haline gülebilmek için. Gerçi umursanmayacak kadar değersizsin ya ne ise; sana değil kendime acımalıyım belkide. Sırf haketmediğinden fazla değeri gördüğün için çaput parçasıyken ipek kumaş sandın kendini; toz bezi bile olamayacak kadar yokken seni bu kadar çok yaparak kendini bir şey sanmana sebep olan salak benim evet; oysa geldiğin yerde kalmalıydın.
Hiçlikle yaşamaya mecbur olmak kadar acısı yoktur; hele ki kendini büyük zannetmek daha çok zavallaştırır insanı. Değerli olduğunu düşünmekten büyük yalan mı var? Eğer ki daha büyük bir yalan varsa o da senin değerli olduğundur.
Hayat ve kola şişeleri...
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
23:09
20 Temmuz 2010 Salı
Sıkıntıyı geride bırakmak adına huzura koştuğum şu günlerde aksilikler peşimi bırakmıyor. "Hah işte tamam rahata erdim sonunda!" demeye kalmadan ardı arkası kesilmeyen sorunlar benden daha hızlı koşmaya başlıyor. Aslında pek şikayetçi değilim; her şey olacağına varır bir yerde, yine de gülümseyebiliyorum.
Bir o kadar güzel fakat bir o kadar da yorucu geçecen 14 günlük tatil sürecinin sonunda neler değişti hayatımda, neler neler oldu? Epeyce bir kafam rahatladı aslında; işte tam da o dediğim kişiyle tanışmak bir tesadüf müydü? Yoksa gidilen her yol gerçekten de varmak için miydi? Bilemiyorum; ama yine de huzurluyum.
Sabahın erken saatlerinde fark ettim ki acayip şekilde kola tüketiyorum ben; hep kızardı annem, arkadaşlarım, sevgilim.. "Neden bu kadar kola içiyorsun; garson artık Özge' ye kola vermeyin, hele ki ben yokken!" cümlesi halen kulaklarımda çınlıyor. Aslında bir yerde fena değil bu; her kola içişimde vicdan azabı çekiyorum ve aklıma sevgilim geliyor, ne güzel ironidir bu böyle.. Son bir haftadır tüketilen kola miktarını (ortalama tek başıma) ortaya koyan görseli de paylaşmadan edemeyeceğim; nitekim artık plastik atık kutularını kullanmaya başlamanın vaktinin geldiğini de hatırlatıyor bu görsel bana:
Bir kez daha anlıyorum ki eve gelen eşin, dostun " kolasız girilmez " kuralına uymak zorunda kalması sırf benim boşboğazlılığımdan kaynaklıymış. Ara ara kendime acımıyorum değil hani. Bu kadar kolayı bir insan bir hafta süresince tek başına içememeli!
Diğer bir hoşluk ise 22 saat kadar önce evde ıslak olduğunu farketmediğim mermer zeminde bir güzel kayıp önce sağ dizimi ardından da kıç kısmımı sert bir şekilde yere çarparak düşmem oldu. Kahse her ne kadar sağlam olsa da ameliyatlı dizim için aynısını söylemek pek mümkün olmuyor hali ile. Ağız dolusu küfürler gecenin kör karanlığında yankılandığı vakit üst komşumuzun genelde asabı bozulur, inatla tepinir dakikalarca; yine aynısı oldu can havli ile aldırış etmedim, edemedim. Dikkatsizlik başa bela her daim.
Yine de her türlü olumsuzluk ile alay edebilmeyi, iyi bir yan bulup çıkartabilmeyi seviyorum. Tatil her ne kadar bitmiş olsa da; eve dönülmüş olsa da bir süre daha evde pineklemek durumunda olmak, bol bol kitap okuyup film ve dizi izleyecek olmak belki de hoşuma gidiyor; bazen dikkatsiz olupta düşmek gerek belki de, bilerek veya istieyerek tadı olmuyor nede olsa.
Tatilin ne kadar güzel geçtiğini, hayatımı olumlu yönde değiştirdiğini, uzaklaşmanın, kendini yenileme fırsatı bulmanın ne kadar güzel olduğundan bahsetmeye gerek duymuyorum; yaşanan her güzelliğin anlatılamayacağına inanıyorum. Ve tatilden bir kare ile veda edip gecikmiş işlerimi halletmek üzere hoş kalın diyorum:
Bir o kadar güzel fakat bir o kadar da yorucu geçecen 14 günlük tatil sürecinin sonunda neler değişti hayatımda, neler neler oldu? Epeyce bir kafam rahatladı aslında; işte tam da o dediğim kişiyle tanışmak bir tesadüf müydü? Yoksa gidilen her yol gerçekten de varmak için miydi? Bilemiyorum; ama yine de huzurluyum.
Sabahın erken saatlerinde fark ettim ki acayip şekilde kola tüketiyorum ben; hep kızardı annem, arkadaşlarım, sevgilim.. "Neden bu kadar kola içiyorsun; garson artık Özge' ye kola vermeyin, hele ki ben yokken!" cümlesi halen kulaklarımda çınlıyor. Aslında bir yerde fena değil bu; her kola içişimde vicdan azabı çekiyorum ve aklıma sevgilim geliyor, ne güzel ironidir bu böyle.. Son bir haftadır tüketilen kola miktarını (ortalama tek başıma) ortaya koyan görseli de paylaşmadan edemeyeceğim; nitekim artık plastik atık kutularını kullanmaya başlamanın vaktinin geldiğini de hatırlatıyor bu görsel bana:
Bir kez daha anlıyorum ki eve gelen eşin, dostun " kolasız girilmez " kuralına uymak zorunda kalması sırf benim boşboğazlılığımdan kaynaklıymış. Ara ara kendime acımıyorum değil hani. Bu kadar kolayı bir insan bir hafta süresince tek başına içememeli!
Diğer bir hoşluk ise 22 saat kadar önce evde ıslak olduğunu farketmediğim mermer zeminde bir güzel kayıp önce sağ dizimi ardından da kıç kısmımı sert bir şekilde yere çarparak düşmem oldu. Kahse her ne kadar sağlam olsa da ameliyatlı dizim için aynısını söylemek pek mümkün olmuyor hali ile. Ağız dolusu küfürler gecenin kör karanlığında yankılandığı vakit üst komşumuzun genelde asabı bozulur, inatla tepinir dakikalarca; yine aynısı oldu can havli ile aldırış etmedim, edemedim. Dikkatsizlik başa bela her daim.
Yine de her türlü olumsuzluk ile alay edebilmeyi, iyi bir yan bulup çıkartabilmeyi seviyorum. Tatil her ne kadar bitmiş olsa da; eve dönülmüş olsa da bir süre daha evde pineklemek durumunda olmak, bol bol kitap okuyup film ve dizi izleyecek olmak belki de hoşuma gidiyor; bazen dikkatsiz olupta düşmek gerek belki de, bilerek veya istieyerek tadı olmuyor nede olsa.
Tatilin ne kadar güzel geçtiğini, hayatımı olumlu yönde değiştirdiğini, uzaklaşmanın, kendini yenileme fırsatı bulmanın ne kadar güzel olduğundan bahsetmeye gerek duymuyorum; yaşanan her güzelliğin anlatılamayacağına inanıyorum. Ve tatilden bir kare ile veda edip gecikmiş işlerimi halletmek üzere hoş kalın diyorum:
Hatırlamak güzel kimi zaman..
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
01:16
15 Temmuz 2010 Perşembe
Mükemmel değilim ki ben; hiç mükemmel olamadım. Ara ara mükemmel olma çabalarım olmadı değil; birileri bazı şeyleri değiştirmem için çok uğraştı, yapamadım, belki de yapmadım. Hiç bir canlının mükemmel olamayacağını bildiğimden belki kendim gibi kalmak istemem; ki çok kusurlu da görmedim kendimi dışarıdan bakınca, ama öyleleri vardır ki mükemmeli arayarak harcar mutlulukları, zamanı, güzellikleri. Oysa ki olduğu gibidir hayat; şekillendirmek ancak ve ancak daha berbat eder her şeyi, yine de insanoğlu bunu görmeyi reddeeder; hep kendi bildiği doğrudur ya ondandır belki.
Zaman zaman yalanlara inandığım olur yine de; gerçek olamayacak kadar uzak düşlerim de vardır ama bilirim ki hayat iyisi ile kötüsü ile hayattır. Can sıkıntılarını yok etmek pahasına ara sıra pembe baktığım da olur; yine de iç çeker güler geçerim gördüklerime, çok hayalci olduğumdan değil ihtiyacım olduğundan belki de.
En olmadık anlarda esen rüzgarla dökülür yapraklarım; kırılmaya yüz tutmuş bir tahta sandalye gibi sallanır dururum, tek bacağım yitip gider belki, ama yine de üç ayakla dimdik dururum.
İnandıklarım vardır; kimi zaman doğru olmasalar da inanmadan varolamam, zaman üzerini tozla kaplasa da sayfaların istediğim an tozu bir nefesle savurup satır satır okurum geçmişimi; hatırlamak güzeldir.
Her ne olursa olsun; iyisi ile kötüsü ile, acısı ile tatlısı ile ben benim ve geçmişim ne olursa olsun ' keşkelerin gölgesinde " değil. Her sayfayı okuyup yerli yerine yerleştirdiğim zaman gülümseyerek hatırlayacağım anılar ve yaşanların verdiği tecrübeler her daim yön verir hayatıma. Hem bilirim ki yollar gitmek için değil varmak içindir; sonunda ışığı ya da karanlığı olan.
Tatil Zamanı...
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
22:44
1 Temmuz 2010 Perşembe
Sevgili Blog;
Annen bir süreliğine seninle pek ilgilenemeyecek çünkü tatile gidiyor... Denizin, güneşin tadını çıkartacak ve bol bol eğlenip kendini yenileyip geri dönecek. Eee tabi bu arada seni biraz ihmal edecek mecburen (her ne kadar istemese de). Zeten Turkcell ile vınnlayana kadar internet de olmayacak o yüzden birkaç gün uzağız. Döndüğümde bol bol yazacak şeyim olacak bu da güzel tabi. Kendine iyi bak; öptüm kocaman...
Annen bir süreliğine seninle pek ilgilenemeyecek çünkü tatile gidiyor... Denizin, güneşin tadını çıkartacak ve bol bol eğlenip kendini yenileyip geri dönecek. Eee tabi bu arada seni biraz ihmal edecek mecburen (her ne kadar istemese de). Zeten Turkcell ile vınnlayana kadar internet de olmayacak o yüzden birkaç gün uzağız. Döndüğümde bol bol yazacak şeyim olacak bu da güzel tabi. Kendine iyi bak; öptüm kocaman...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Kim Bu Hatun?
- Özge Çatal
- Pesimist değil, oldukça optimist... Dışardan bakıldığında çok karamsar dursa da, içinde rengarenk çiçeklerle bezeli bahçeler var... Gözlerinde bir damla yaş olsa da, yüzünde hep gülücük var.. İçinden haykırmak gelsede karanlığa aydığınlığı, dahaca kapanmamış çok büyük bir karanlığı var... Dünü hoş değildi ama bugünden, yarından hala umudu var...
Sandık İçi
-
►
2009
(126)
- Nisan (14)
- Mayıs (18)
- Haziran (9)
- Temmuz (5)
- Ağustos (13)
- Eylül (28)
- Ekim (13)
- Kasım (15)
- Aralık (11)
-
▼
2010
(78)
- Ocak (8)
- Şubat (9)
- Mart (7)
- Nisan (7)
- Mayıs (7)
- Haziran (3)
- Temmuz (4)
- Ağustos (5)
- Eylül (16)
- Ekim (3)
- Kasım (5)
- Aralık (4)




