İnsan anılarla ne kadar süre yaşayabilir? 1 yıl, 2 yıl, bir ömür? Peki insanın kaybettiği her fırsat, her saniye neye bedel olabilir? 1 yıla, bir ömüre, her şeye? Peki siz anılara takılıp kalan ölümlüler farkında mısınız bu hayatın bir tekrarının olmdığından? Ya da bilir misiniz ki üzüldüğünüz her sayinenin, her günün bir daha geri gelmeyeceğini? Bile bile her düşüşte, her kalp kırılışında yenilenmek için uzunca zaman beklersiniz ya; kaybettiğiniz mutluluğun her şeyi bitirdiğine inanırsınız ya çok büyük bir yanılgıya düşersiniz dostlarım. Mutluluğu yok etmek sizin elinizde olmasa da mutluluğu yeniden yaratmak düşündüğünüz kadar imkansız değil aslında; yeter ki istemeyi, inanmayı , neye inanmanız gerektiğini bilin.
Bir daha sevemem sözünü hangimiz söylemedi ki, ya da artık mutlu olamam benden geçti diye kaçımız kapatmadı kapılarını güzelliklere. Oysa ki yanıbaşımızda parlayan yıldızlar vardı, mutluluk o kapının ardındaydı. Kaçımız reddetti bütün güzellikleri, kaçımız yalnızlığı seçti. Hem de yok pahasına, hem de mutluluğun ellerinde çırpınan bir kuş olduğunu bile bile, kaçımız zamanı yok yere karalamadı ki?
Eş ruhunun yakınlarda olduğunu bile bile kaçımız anılara takılıp kalmadı, kaçımız görmedi ki yeni bir başlangıcın içimizde olduğunu? Bizler yalnızlığın, zamanın ilaç olacağını zannedip neleri kaçırdık bir bilseniz; nelere hayır dedik, neleri görmezden geldik. Bilerek acıya evet demenin dayanılmaz gücünden neden kaçamdık? Çünkü hepimiz bildiğimize, inanmak istediğimize inandık; çünkü hepimiz yaraların iyileşmesi için günler, aylar, yıllar geçmesi gerektiği yalanına inanarak zamanı hor kullandık.
Asıl cennetin önümüzde yattığını, yıldızların yanı başımızda olduğunu gördüğümüzde hep bir sebepten dolayı geç kaldık; inanmadık çünkü biz dünyayı kötü bilirdik. Hiç de öyle değil aslına bakılırsa; mutluluk herkese pay edilmiş bundan çokça zaman öncesinde, biz payımızı bağışladık yok pahasına; en büyük kaybımız buydu işte. Geç değil; görebildiğin kadarı ile yaşamaktansa, göremediklerini görmeye çalışmak verir insana hak ettiğini. " Birini sevmeye koyulmak başlı başına bir iş, bir girişimdir. Güç ister, yürek ister, körlük ister. Hatta başlangıçta öyle bir an vardır ki uçurumun üstünden sıçramak ister; düşünmeye kalkarsan aşamazsın onu... " demiş şair; uçurumun üzerinden sıçrayabileceğine inanan her yürek yeniden sevebilir, mutluluğu yaşamk için de emek gerekir. İnancını kaybetmediğin sürece varsın bu hayatta; şayet ki bir tekrarı olduğunu düşünmüyorsan hor kullanma akıp giden zamanı. Sevgi senin düşünemediğin kadar yüce bir kavramsa, sen de inanamayacağın kadar cesaretlisindir.
Yüce Yürek
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
03:54
20 Mayıs 2010 Perşembe
"... Sevgili...
Sensiz olamam sanma. Evet sana çok bağlı olabilirim. Her şeyin başında sen, sonunda sen olabilirsin. Hayatımın anlamıydın belki ama unuturum bende, senin beni unutabildiğin gibi. Alışmaya çalışırım yokluğuna, gittiğinde ardından kalan boşluğuna. Zaman değil mi yaraları iyileştiren? Belki baslarda çok kanar ama sonra kabuk bağlar, katılaşır. Yaramla birlikte kalbim de katılaşır sana karşı. Sonra kabuk kalkar ve düşersin hayatımdan, önemsiz ve değersiz bir şey olarak. Belki yara izi kalır, belki baktıkça seni hatırlarım, belki acısı gelir aklıma içim sızlar. Ama zaman ona da merhem olur. Sıradan, basit bir yara izi kalır geriye. Neden olduğunu bile unuturum belki, hayat bu ya... Sen de kendini önemli bir şey sanma. Unutma ki seni ben gözümde büyüttüm. Benimleyken büyüktün, şimdi ise küçücüksün. "
Ne güzel anlatmış yazar içindekileri, değersizliği ve acıyı. Unutmanın mecburiyetini haykırmış içinden, belki de yazdığı her satırda yarası kanamış, belki de içi sızlamış. Çekip gideni durdurmaya ne sevginin gücü ne de iyi niyetin saflığı yetmez; hiç olmaz ise bunun farkındaymış. Kötülüğe, acı çektirmeyi sevene ne yapsan boştur. İstediğin kadar kan dök, istediğin kadar acı çek umurunda olmaz hiç biri. Adı üzerinde kötü kötüdür.
En fazla geçen zamanda yaşananlara üzülür yürek; beyinin silmeye, unutmaya gücü yetmez ya ondandır bu sızlamalar, ondandır kalp ağrıları. Alışkanlıktır, bağlılıktır; zordur bağları koparmak kalan için. Giden mi? Gidenin zerre umurunda değilsin ki; yoksa sen umurunda olduğunu mu sandın? Zamanında verdiği sözde değerin, yalan sevginin gerçek olduğunu mu sandın sen? Evet sen aynen öyle sandın; ah be güzelim ne kadar da safsın, ne kadar da körsün öyle. Sevgiyi hayatlarında alıntı yapanların, daha ne demek bile olduğunu bilemeyenlerin sen cidden sevebileceğine mi inandın? İnanmış olamazsın; senin yüreğin o kadar yücedir ki birsin bu boş oyunların yalandan ibaret olduğunu. Sevmek kadar yüce bir kavramın kirli yüreklerde can bulamayacağını bilirsin sen. Peki nasıl inandın böylesine kirli bir yüreğe, nasıl sevdin o yüreği, yüreğin dışındaki bedeni, bedenin içerisindeki ruhu, ruhu yöneten yalanlarla dolu beyini? Sen bunun hesabını ver kendine. O mu onu düşünme bile; bir oyundu hayatın meydanında oynanan, sen oyuna dahil olmayan bir izleyiciydin sadece, o ise rolünü en güzel şekilde oyandı ve perdelerin kapanmasıyla birlikte terk etti sahneyi. O hayatı oyun sandı ve her oyuncunun en az bir izleyiciye ihtiyacı olduğunu bilecek kadar da akıllıydı. O kadar yetenekliydi ki bu oyunun gerçek olduğuna seni de inandırdı, dahil etti oyuna ve hem seninle hem de kendiyle oynadı.
Ey yüce yürek; ezilme bütün bunların altında, sevmeyi ömür boyu bilemeyecek olan bir zavallının kıvranışlarını izledin sen sahnenin kenarından. Elinden tutulup da oyuna dahil edildiğinde ise saflığının kurbanı oldun. Hadi kalk şimdi çakılıp kaldığın o koltuktan. Yüce yüreğin yenilenmişken, kabukları dökülmüşken sev sevebildiğin kadar. Sadece sevmeyi bileni sev ki layık olsun bu sevgi sana...
Sensiz olamam sanma. Evet sana çok bağlı olabilirim. Her şeyin başında sen, sonunda sen olabilirsin. Hayatımın anlamıydın belki ama unuturum bende, senin beni unutabildiğin gibi. Alışmaya çalışırım yokluğuna, gittiğinde ardından kalan boşluğuna. Zaman değil mi yaraları iyileştiren? Belki baslarda çok kanar ama sonra kabuk bağlar, katılaşır. Yaramla birlikte kalbim de katılaşır sana karşı. Sonra kabuk kalkar ve düşersin hayatımdan, önemsiz ve değersiz bir şey olarak. Belki yara izi kalır, belki baktıkça seni hatırlarım, belki acısı gelir aklıma içim sızlar. Ama zaman ona da merhem olur. Sıradan, basit bir yara izi kalır geriye. Neden olduğunu bile unuturum belki, hayat bu ya... Sen de kendini önemli bir şey sanma. Unutma ki seni ben gözümde büyüttüm. Benimleyken büyüktün, şimdi ise küçücüksün. "
Ne güzel anlatmış yazar içindekileri, değersizliği ve acıyı. Unutmanın mecburiyetini haykırmış içinden, belki de yazdığı her satırda yarası kanamış, belki de içi sızlamış. Çekip gideni durdurmaya ne sevginin gücü ne de iyi niyetin saflığı yetmez; hiç olmaz ise bunun farkındaymış. Kötülüğe, acı çektirmeyi sevene ne yapsan boştur. İstediğin kadar kan dök, istediğin kadar acı çek umurunda olmaz hiç biri. Adı üzerinde kötü kötüdür.
En fazla geçen zamanda yaşananlara üzülür yürek; beyinin silmeye, unutmaya gücü yetmez ya ondandır bu sızlamalar, ondandır kalp ağrıları. Alışkanlıktır, bağlılıktır; zordur bağları koparmak kalan için. Giden mi? Gidenin zerre umurunda değilsin ki; yoksa sen umurunda olduğunu mu sandın? Zamanında verdiği sözde değerin, yalan sevginin gerçek olduğunu mu sandın sen? Evet sen aynen öyle sandın; ah be güzelim ne kadar da safsın, ne kadar da körsün öyle. Sevgiyi hayatlarında alıntı yapanların, daha ne demek bile olduğunu bilemeyenlerin sen cidden sevebileceğine mi inandın? İnanmış olamazsın; senin yüreğin o kadar yücedir ki birsin bu boş oyunların yalandan ibaret olduğunu. Sevmek kadar yüce bir kavramın kirli yüreklerde can bulamayacağını bilirsin sen. Peki nasıl inandın böylesine kirli bir yüreğe, nasıl sevdin o yüreği, yüreğin dışındaki bedeni, bedenin içerisindeki ruhu, ruhu yöneten yalanlarla dolu beyini? Sen bunun hesabını ver kendine. O mu onu düşünme bile; bir oyundu hayatın meydanında oynanan, sen oyuna dahil olmayan bir izleyiciydin sadece, o ise rolünü en güzel şekilde oyandı ve perdelerin kapanmasıyla birlikte terk etti sahneyi. O hayatı oyun sandı ve her oyuncunun en az bir izleyiciye ihtiyacı olduğunu bilecek kadar da akıllıydı. O kadar yetenekliydi ki bu oyunun gerçek olduğuna seni de inandırdı, dahil etti oyuna ve hem seninle hem de kendiyle oynadı.
Ey yüce yürek; ezilme bütün bunların altında, sevmeyi ömür boyu bilemeyecek olan bir zavallının kıvranışlarını izledin sen sahnenin kenarından. Elinden tutulup da oyuna dahil edildiğinde ise saflığının kurbanı oldun. Hadi kalk şimdi çakılıp kaldığın o koltuktan. Yüce yüreğin yenilenmişken, kabukları dökülmüşken sev sevebildiğin kadar. Sadece sevmeyi bileni sev ki layık olsun bu sevgi sana...
Missing Parts 1
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
05:26
18 Mayıs 2010 Salı
Biraz fazla mı şımartıldım ne; eğer ki kundakta konuşabilseydim “ beni şımarık bir çocuk olarak yetiştirmeyin, her istediğimi vermeyin bana, zoru öğretin kolayacı olmamayım “ demeyi isterdim. İçimdeki öfkeyle her etrafa bakışımda yerden oyuncakları toparlayan güler yüzlü bir annane ve gece yarısı ağlaya zırlaya çikolata istediğimde itiraz etmeden gidip alan bir babaya sahip olmak o yaşlarda cazip geliyordu tabi. Hadi ben çocuktum; büyümemiştim, ağlaya zırlaya her şeyi yaptırabileceğimi sanmaktaydım. Peki siz kocaman yetişkin insanlar bunun benim için hayırlı olmayacağını düşünüp burnumu neden sürttürmediniz yere? Hiç mi yaşamadınız, hiç mi aklınız yoktu?
Hep korudunuz beni; şu yaşıma kadar aman kızıma bir şey olmasın, aman hata yapmasın, aman canı yanmasın, aman mutsuz olmasın diye diye daha çok hırçın bir hale soktunuz ilkokul yıllarından lise sonuna kadar geçen dönemde siz her ne kadar korusanızda baskıcı tavırlarınızla beni daha çok belaya soktuzun; farkında değil misiniz bir kere düştüğümde neden ders almayıp defalarca düşmeminin sebebini? Çünkü düştüğümde hep beni siz tutunuz, ben kalkmasını bilemedim sevgili evebeyinlerim. Sürekli bir şeyleri daytarak doğru göstermeye çalıştınız; oysa bir kere söylemeniz ve çekilmeniz yeterli olurdu, salak değildim anlardım elbet anlardım ve bu kadar isyankar tavırlar sergilemeden kendi halimde düşe kalka öğrenirdim yürümeyi.
Geldik üniversite yıllarına; yine baskınızı kurdunuz ama yaşadıklarım ve gördüklerim yetti bu baskıya aldanmayıp düştüğümde tek başıma kalkabilmem adına. Bir çok kez düştüm, ani kararlarla bir çok şeyden vazgeçtim, ağır yaralar aldım ama halen ayaklarımın üzerinde dimdik durabilmekteyim. Keşke demek kötüdür oldukça acıdır ama; keşke her dediği yapılan bir çocuk olarak büyütmeseydiniz beni bıraksaydınız burmun sürtseydi, ne de olsa bir yerden sonra bir köpek bile her istediğine sahip olamayacağını anlıyor ben de anlardım ve belki de bu kadar korumacı olmasaydınız kolay yoldan her düştüğümde tutmasaydınız beni on kat güçlü olacaktım ama yine de ayaktayım.
Sizi suçlamak değil bu; sadece böyle olaydı keşke dediklerimdi bunlar, hani hayat en iyi yaşayarak öğrenilir derler ya aynen öyle işte. İstediğin kadar konuş bir insana darbe almadıkça, düşmedikçe anlamaz hayatın nasıl bir kumar olduğunu. Her ne kadar korusa da bir aile evladını ne olursa olsun bu kurtlar sofrasına elbet ki oturacak ve eblet ki tanıyacak hayatı. Üzülmeyin; siz de yaşadınız bunları ve daha ağırlarını. Hayat yine de hayat işte sonunu bilmeden sona doğru istemeden koşmaktan ibaret; sona ulaştığımda en az yara ile bitirmiş olmaktır bence mühim olan. Ve asla bir keşkemin olmamasıdır...
Sivri Dilimi Eşşek Arısı Sokmasın Emi!
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
20:47
15 Mayıs 2010 Cumartesi
' Oldukça ukalayım! Evet evet kendimi beğenmiş, burunu kaf dağında biriyim ben! Hatta o kadar ukalayım ki ezikliğin bulaşıcı bir hastalık olduğunu düşünerek " ezik insanlardan " arkama bakmadan kaçıyorum. " Her boku ben bilirim, bildiğim şey yanlış olsa bile sonuna kadar doğruluğunu idda ederim " diyenlere hastayım. Hatta o kadar hastayım ki bu tiplere, taktir ediyorum her gün düzenli olarak. Evet düzenli olarak yaptığım tek şey " her boku bilenleri taktir etmek " . Ve o kadar cimri biriyim ki çöpümü bile en yakınlarımdan esirgerim, çıkarım yoksa insana insan gözü ile bakmam! Kesinlikle kusursuzum ve aynı zamanda hiç hata yapmam ben insan değilim, süper bir varlığım. Muhteşem biriyim, kendimi çok beğenirim, üstüne üstük o kadar salağım ki kendi söylediğim yalana kendim de inanıp moda girerim. Saymakla bitmem ben; bütün herkes hasta bana, idolüm ben, mükemmelim. "Arkadaşlık, dostluk, iyilik " kavramlarından bir haberim, kendim için var oldum bir tek bencilliğin ne demek olduğunu bilirim. '
" Ne şimdi bu, sen böyle biri miydin yazıklar olsun! " dediğinizi duyar gibiyim. Telaşa gerek yok, bu ben değilim; bu sadece kendini mükemmel zanneden insan modelinin egosunu tavanla bütünleştirmek için sürekli aklından geçirdiği cümlelerin benzerleri. Var böyle insanlar; iliğime kadar işlemişlerdi zamanında, hayatımın merkezine kadar girip yapı taşlarımı zedelemişlerdi, kanımı emmişlerdi ne yalan söyleyeyim evet yapmışlardı bunu. Evet ben salak olduğumdan bu zihniyete sahip şahısları insan sanmıştım; insanız, mükemmel değiliz, hata yaparız inkara gerek yok. Eh öyle ya da böyle; TİKSİNİYORUM EFENDİM ALAYINIZIN MÜKEMMEL OLMA ÇABALARINDAN. Hatta o kadar zavallı buluyorum ki sizleri; zamanında sevdiğim, değer verdiğim, hayatıma bir şekilde dahil ettiğim için KENDİME ACIYORUM. Hayatı çok iyi bildiğinizi; biz yolu gitmeye henüz başlamışken, siz çoktan yolu arşınlamış bir de geri döndüğünüzü sanırken farkında olmadan HİÇ BİR ŞEY BİLMEMENİN KUYUSUNA düştünüz. Hakkınızda hayırlısını bile dilemeyi bırak hayırsızını dahil dilemek istememekteyim; çünkü siz hayırsızı bile hayırlı sanacak kadar otlaşmış bir beyine sahipsiniz. He bir de durumunuza o kadar uygun, o kadar coşkulu bir şarkı vardır ki paylaşmadan edemem sizinle. Gerçi siz ondan bile kendinize pay çıkartırsınız amma adam olamayıp da kendini adam sanan zihniyet için elden bir şey gelmez ne yazık ki, acıyorum.
Hadi bakalım kendinize bol bol pay çıkartarak dinleyin:
" Ne şimdi bu, sen böyle biri miydin yazıklar olsun! " dediğinizi duyar gibiyim. Telaşa gerek yok, bu ben değilim; bu sadece kendini mükemmel zanneden insan modelinin egosunu tavanla bütünleştirmek için sürekli aklından geçirdiği cümlelerin benzerleri. Var böyle insanlar; iliğime kadar işlemişlerdi zamanında, hayatımın merkezine kadar girip yapı taşlarımı zedelemişlerdi, kanımı emmişlerdi ne yalan söyleyeyim evet yapmışlardı bunu. Evet ben salak olduğumdan bu zihniyete sahip şahısları insan sanmıştım; insanız, mükemmel değiliz, hata yaparız inkara gerek yok. Eh öyle ya da böyle; TİKSİNİYORUM EFENDİM ALAYINIZIN MÜKEMMEL OLMA ÇABALARINDAN. Hatta o kadar zavallı buluyorum ki sizleri; zamanında sevdiğim, değer verdiğim, hayatıma bir şekilde dahil ettiğim için KENDİME ACIYORUM. Hayatı çok iyi bildiğinizi; biz yolu gitmeye henüz başlamışken, siz çoktan yolu arşınlamış bir de geri döndüğünüzü sanırken farkında olmadan HİÇ BİR ŞEY BİLMEMENİN KUYUSUNA düştünüz. Hakkınızda hayırlısını bile dilemeyi bırak hayırsızını dahil dilemek istememekteyim; çünkü siz hayırsızı bile hayırlı sanacak kadar otlaşmış bir beyine sahipsiniz. He bir de durumunuza o kadar uygun, o kadar coşkulu bir şarkı vardır ki paylaşmadan edemem sizinle. Gerçi siz ondan bile kendinize pay çıkartırsınız amma adam olamayıp da kendini adam sanan zihniyet için elden bir şey gelmez ne yazık ki, acıyorum.
Hadi bakalım kendinize bol bol pay çıkartarak dinleyin:
Uyumadan önce rahatlamaca...
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
06:17
13 Mayıs 2010 Perşembe
Posta kutumu açtığımda 100 küsür e - postanın arasından gözüme çarpan bir posta ile iki dakika durup düşünme molası verim. " İnsanlar " konulu mailin içeriği kısa ve net " insanlara güvenme... " Gönderen oldukça garip bir kişi; dünyada en son kişi dahil olsa asla bir kez daha güvenmeyeceğim, güvenimi milyon kere boşa çıkartan insanın ta kendisi.
Gelelim niye bu kadar garip buldum bu e - postayı ve paylaşma yolunu seçtim?
İlginç çünkü; güven konusunda oldukça hassas davrandığım bu dönemde güvenimin sıfır bile olmadığı birinden geldi.
İlginç çünkü; kendini iyilik meleği gibi göstermenin yapılan hiçbir yanlışı silmeye gücü yetmez.
İlginç çünkü; güvenden bahsedecek birinin öncelikle kendine dürüst olmasını gerekir.
İlginç çünkü; hayatlarımızda sırf doğruyu, güzeli, iyiliği göstermek için var olup görevini tamamlayınca usulca yok olmayı kendine görev bilmiş bir melek olduğunu sanmak kendini kandırmaktan ötesi değildir.
İlginç çünkü; kendini tanımayan biri başkalarını tanıdığını idda edemez.
İlginç çünkü; hayatımı düzene soktuğunu idda eden kişi hayatımı maf eden kişinin ta kendisi.
İlginç çünkü; kime güvenmem gerektiğini analiz edebilecek kadar yaşadığımı bilmeyecek kadar yabancı.
Bu kadar ilginçliği paylaşmazsam uyuyamazdım blog. Hayat genel olarak garip, hani vapurları geçtim insanlar dahil garip. İlginçlik dizisinin ardından insanları eleştirmenin yapıcılığına inanarak herkesin öz eleştirisini yapmasını ümit ederek rahat bir vicdan ile uyumaya gidiyorum... İyi sabahlar olsun.
Gelelim niye bu kadar garip buldum bu e - postayı ve paylaşma yolunu seçtim?
İlginç çünkü; güven konusunda oldukça hassas davrandığım bu dönemde güvenimin sıfır bile olmadığı birinden geldi.
İlginç çünkü; kendini iyilik meleği gibi göstermenin yapılan hiçbir yanlışı silmeye gücü yetmez.
İlginç çünkü; güvenden bahsedecek birinin öncelikle kendine dürüst olmasını gerekir.
İlginç çünkü; hayatlarımızda sırf doğruyu, güzeli, iyiliği göstermek için var olup görevini tamamlayınca usulca yok olmayı kendine görev bilmiş bir melek olduğunu sanmak kendini kandırmaktan ötesi değildir.
İlginç çünkü; kendini tanımayan biri başkalarını tanıdığını idda edemez.
İlginç çünkü; hayatımı düzene soktuğunu idda eden kişi hayatımı maf eden kişinin ta kendisi.
İlginç çünkü; kime güvenmem gerektiğini analiz edebilecek kadar yaşadığımı bilmeyecek kadar yabancı.
Bu kadar ilginçliği paylaşmazsam uyuyamazdım blog. Hayat genel olarak garip, hani vapurları geçtim insanlar dahil garip. İlginçlik dizisinin ardından insanları eleştirmenin yapıcılığına inanarak herkesin öz eleştirisini yapmasını ümit ederek rahat bir vicdan ile uyumaya gidiyorum... İyi sabahlar olsun.
Şükela bir alıntı...
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
02:59
12 Mayıs 2010 Çarşamba
" ...Bunca yol yürüdük seninle, onca dağı, taşı aşıp geçtik, okyanuslar boyu yüzdük, gelip derede boğulmak yakıştı mı bize? Kızgınlığım, öfkem geçti ama ağrıma gidiyor yaptıkların. Hiç hak edilmemiş bir sonu hazırladın ikimize. Ben unutsam da, ellerim unutmuyor. Unutmuyor çünkü üstünde senden kalan izi taşıyor. Kalbimdeki yaraları saklayabilirim fakat elimdekini herkes görüyor. Kaç yıl geçti oysa üstünden, o da geçmeliydi ama duruyor. Aşkımızın, bu ilişkinin işareti sanki, vücudumun her hücresi yenilenirken, o eskiliğini inatla koruyor. Kırgınlığım gibi… Korkma, beddua etmiyorum, tutar biliyorsun! Ben de biliyorum, o yüzden dudaklarımdan ah dökülmez. Ne olsa, bir zamanlar sevmiştim seni, yüreğime olan saygımdan mühürlendi sesim. Hakkında tek kötü cümlem yok, hırsım, intikamım, öfkem, kinim, hiçbiri yok ancak daha acı olan, artık sevgim de yok! Bu bile öldürebilir aslında, adam olanı! Neyse ki sen edepsizsindir…. “Ben de yazmak istiyorum sizin gibi!” diyor birileri. Bir yanım tutup engellemek istiyor onları, korumak içgüdüsüyle “yazmayın ne olur!” demek istiyorum. Yazacağınız her cümle için, o cümlenin ağırlığının bin katını çekiyor yürek, bedeli büyük bir can acısı, üstelik öyle iki sevgiliden ayrılınca çekilenler kadar hafif değil. Neden bunca eziyet çeker ki yazanlar, yaratanlar, düşünenler? Belki de acıların katranıdır sanat. O yüzden senden iki doğru söz çıkmamış olabilir mi? Önüne serilen her güzelliğin üstüne basarak yürürken, yaşamın sana nasıl bir hediye verdiğini anlamıyorsun. Oysa duvarlara da çarpmışlığın vardır bolca ama çarptığını görecek kadar kendinin farkında olmaktır erdem. Sen ve senin gibiler yüzünden kirlendi aşk. Siz ellerimizi kana buladınız, sözüm ona tutku dolu gecelerde. Oysa üstünüze sisli bir duman kokusu bulaşmıştı; bir yerlerde, birilerini yıkıp geçtiğinizde. Sen ve senin gibiler siyaha buladılar sevgiyi, size inanan yürekleri parçalayarak yok ettiniz hayalleri. Şimdi ben burada, arkama bütün acılarımı, hayal kırıklıklarımı, kırgınlıklarımı koyarak dimdik duruyorum. Sırtımı, üstüne ömrümü harcadığım mağlubiyetlere dayadım. Yüzümde tebessümüm, elimde umutlarımla bekliyorum. Yeniden düşmeye, bir daha yenilmeye, sonra tekrar denemeye hazırım. Aşka güveniyorum, onun varlığına inanıyorum. Bizler, kirlettiğiniz her şeyi temizleyip, daha da büyümüş kalplerimizle sevmeye devam edeceğiz; sana ve senin gibilere inat! "
Etiketler:
Alıntı,
şükela
Bomba gibi geri dönüyorum :)
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
17:20
9 Mayıs 2010 Pazar
Canım, ciğerim, gülüm blog :)
Biliyorum ihmal ettim seni, hem de fazlasıyla. Zor günler geçirdim, zor olaylar atlattım ama nihayetinde hepsi geride kaldı. Tekrarda yepyeni, eskisinden daha güçlü bir şekilde sana dönüyorum bebek :) Şimdilik şu fotoğrafı sana armağan edip kaçıyorum; sonra görürşrüz fıstık...
Biliyorum ihmal ettim seni, hem de fazlasıyla. Zor günler geçirdim, zor olaylar atlattım ama nihayetinde hepsi geride kaldı. Tekrarda yepyeni, eskisinden daha güçlü bir şekilde sana dönüyorum bebek :) Şimdilik şu fotoğrafı sana armağan edip kaçıyorum; sonra görürşrüz fıstık...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Kim Bu Hatun?
- Özge Çatal
- Pesimist değil, oldukça optimist... Dışardan bakıldığında çok karamsar dursa da, içinde rengarenk çiçeklerle bezeli bahçeler var... Gözlerinde bir damla yaş olsa da, yüzünde hep gülücük var.. İçinden haykırmak gelsede karanlığa aydığınlığı, dahaca kapanmamış çok büyük bir karanlığı var... Dünü hoş değildi ama bugünden, yarından hala umudu var...
Sandık İçi
-
►
2009
(126)
- Nisan (14)
- Mayıs (18)
- Haziran (9)
- Temmuz (5)
- Ağustos (13)
- Eylül (28)
- Ekim (13)
- Kasım (15)
- Aralık (11)
-
▼
2010
(78)
- Ocak (8)
- Şubat (9)
- Mart (7)
- Nisan (7)
- Mayıs (7)
- Haziran (3)
- Temmuz (4)
- Ağustos (5)
- Eylül (16)
- Ekim (3)
- Kasım (5)
- Aralık (4)

