Hmm, hömm...

29 Mart 2010 Pazartesi


* Canım yağmurda deli gibi ıslanıp, su birikintilerine slap diye basmayı istiyor. Üstüne üstük utanmasam kendimi yerlerde yuvarlayacağım.

* Bugün annemin peşine takılıp çalıştığı rehabilitasyon merkezine gitmek istiyorum da endişeleniyorum. Oradaki insanları görüpte halime şükür etmek güzel olur ama bunu kaldıracak psikolojiye sahip değilim, belki başka bir gün.

* Deli gibi çikolata yiyip, akşama kadar film seyredip duygusala bağlayasım var. Evet bugün bunu yapabilirim, yağmurlu, hüzünlü ve yalnız bir gün için en iyi seçim sanki. 

* Evi toparlayıp pırıl pırıl yapacaktım, annem benden önce davranmış; odamı tekrar bir elden geçirebilirim. Evet bu da güzel bir fikir ama ezilen sağ el parmağımı ne yapacağım? 

* Bugün bir ara hastaneye gidip parmağıma baktırmalıyım, bir şey yoksa da olabilir; belli mi olur.

* Unutmadan bir ara da aramam gereken bir kaç eski dostu, akrabayı arasam iyi olacak sanki. İnsanları sevindirmeyi özledim. 

* Öyle ya da böyle bugün bol bol müzik dinleyip kahve içeceğim gibi duruyor. Hadi bakalım günün şarkısı olarak da ' Jay-Jay Johanson - Far Away ' fena gitmez sanki.

Kiralık Hayatlar

Efendim dengesiz bir uyku serüvenin ardından artık 'yeter beah' diyip bu gidişhata bir son vermiş bulunuyorum. Bir kaç lokma bir şey yedikten sonra kahvemi alıp kuruldum bilgisayarın başına, yeni ne var ne yok bir göz atmak adına. Bir kaç yeni blog keşfettim; biraz okudum, sonra durdum. Aklımdan ilk geçen ' hepimiz birbirimizden çaldığımız ufak hislerle, ufak duygularla, hatta yeri geldimi alışkanlıklarla ve en kötüsü bir başkasından çaldığımız insanlarla yaşamaya çalışıyoruz; vay anasını! ' sözcükleri oldu. Biraz oturup düşününce de doğru olduğuna inandım bu fikrin. Sanki kocaman bir kazan var; herkes kendinden bir parçasını atıyor içerisine, biz de seç beğen al yapıp uyarlıyoruz kendimize. Bu fikri edinmemin tek sebebi okuduğum uzun ama tek solukta yuttuğum satırların bende yarattığı ekti değil; geçmişten bugüne karar tanık olduğum, içinde bir şekilde bulunduğum veya bizzat yaşadığım olayların geniş çaplı etkilerinin su yüzüne çıkmasından belki biraz da. İnsanların bu güne kadar sıfırdan başladığı tertemiz bir sayfa var mıdır ki? Sağdan soldan o güne kadar içimize, kalplerimize bırakılan tecrübeler ile başlamaz mıyız yeni hayatlara? Kaybettiklerimizi bir süre sonra umursamaz, seni seviyorum dediklerimizi bir süre sonra hatırlamaz, ya da bizi üzen sayısız insanın kırgınlıklarını bir süre sonra çıkarıp atmaz mıyız? Görünürde öyledir aslında; ama  aslı bu değil elbet. Biz hiç fark etmeden bilinçaltımız onları almış, tek tek düzenlemiş ve bizim için yararlı bilgiler haline getirmiştir aslında. Unutulan, kalpten çıkartıp atılan, ya da umursamayanlar biz farkında olmadan her gün ama her gün bir şeyleri yaparken ilham aldıklarımızdır aslında. Tabi bu ' artık sevsen de gerçekten sevmiyorsun ' demek olmuyor da sanki birazcık; ' gerçekten sevsen de geçmişten gelen alışkanlıklarla seviyorsun sevdiğin kişiyi ' mantığını doğuruyor. Dikkat edin bu zamana kadar yaşadığınız ilişkilerdeki insanlarla, şimdi veya gelecekte yaşayacağınız ilişkilerdeki insanların hep bir ortak yönü olacak; ya da siz öyle görmeye çalışacaksınız. İşte bu bilinçaltına yerleşen alışkanlıklarınızın size sundukları. Bir de şu var ki mutluluğu bulmaya çabalarken başkalarından aldıklarımız, çaldıklarımız, ya da kiraladıklarımız; hiç biri bizim değil aslında. Zamanı geldiğinde elimizdeki her şeyi aldığımız yere bırakacağımızı unutmayın. Hiç bir kimseyi, hiç bir şeyi sahiplenmden ucundan ilişik yaşamya devam edin siz; kolunuzun bile emanet olduğunu unutmayın...

Dün geceki hayvanlığımdan sonraki ruh halim böyle bir şey işte...

23 Mart 2010 Salı
Bu sabaha karşı yaptığım bir aptallığın vicdani sızlaması ve masum bir insanı kırmanın verdiği üzüntü ile yazıyorum blog. Aslında ne yazacağımı da pek bilmiyorum o kadar yerin dibine girim anlayacağın. Ha demin de dedim insanın utançtan yüzünün kızarabiliyor olması iyi bir şey aslında; ben böyle düşünüyorum, bunun için de utanmıyorum aslında. Yani utandığım için utanmıyorum. Neyse işte uykusuzum idare ediver blog. Dönelim konumuza dün gece bir eşşeklik yaptım sanırım ben; hani şu insanların bir kısmında sürekli bir kısmınada ara sıra ortaya çıkan ön yargı ve kıskançlık ikilisi var ya, dün gece birikmiş olan bu duygular masum bir kızcağıza patlamama neden oldu. Kızın hiç bir suçu yok, bütün suç adam gibi olmayan ruh hastası hatunların. Kendi hemcinslerimden o kadar çok nefret etmişim ki, o kadar çok başım yanmış ki yoğurdu üfleyerek değil buz dolabında soğutarak yiyorum artık. Ey ahali ben zamanında en yakın, en can, en güvendiği kız arkadaşı tarafından kazık yemiş bir hatunum; bundan dalıyorum oraya buraya. Kötü biri değilim ben vallahi; öyle olsam ne uğraşacağım ki yazı yazmakla, özür dilemekle falan. Vallahi şu anda kendime çok sinirliyim ben acayip böyle kendimi boğmak istiyorum; derimi yüzesim var. Dün gece gözcağızlarımla facebookda öyle şeyler gördüm ki hatunu tanımasam melek diyebileceğim kadar güzel rol yapıyor ben bile aldanıyordum bir ara o derece. Ya Elifciğim durum bu işte; senin gibi iyi, dürüst, kendi halinde birine patlamak istemezdim ama olan oldu şimdi ne yapsam bilemem ki durumdayım. Bak ilk defa tanımadığım biri için bu kadar samimi bir blog yazıyorum ki içimden geliyor ne yazdığımı pek de irdelemiyorum. Neyse hayatımın en saçma satırlarını internet alemine dökerken ( ki kendime olan sinirimden olsa gerek ) utanç duymuyorum ben; tam tersi bunu yapmsam utanç duyardım saçmaysa saçma yani olsun diyorum :) Seni kırmış olmanın verdiği sıkıntı da var tabi, bir yandan açlık, bir yandan uykusuzluk, bir yandan diş ağrısından yemek yiyememe. Bu arada geçmiş olsun dileklerini de gördüm; vallahi senin yerinde başkası olsa  etmediğini bırakmazdı ki sen aslında en ağır ve en oturaklı cevabı verdin ben bunun farkındayım merak etme. Sağol diyorum geçmiş olsun dileklerin için ve tekrardan ekliyorum olmaması gerekipte olan bu saçma sapan, tamamen geri zekalılığımın ürünü olan olay için özür diyorum. Başka ne diyim bilemedim iyice saçamalamadan kaydı yayınla diyip de sussam çok daha iyi olacak sanırım...

Ha bu arada not iliştiresim geldi bir konu hakkında: Senin kadar zevkli olduğuma pek bir sevindim hayatta hep küçük tesadüfler yüzümü gülümsetir blog temalarımız bile aynı baksana ve ben gidip benimle yakın zevkleri paylaşan, normal bir hatuna çatır çatır patlamışım hiç hoş değil ya neyse. Tamam tamam çok daha fazla saçmaladım :)

Küçük şeyler ve sorunlar üzerine...

Hayat dediğimiz kavram nedir? diye sorarız kendimize ara sıra. Ki bu soruyu soruyorsak vardır bir terslik; her şey bununla başlıyor aslında bu tehlikeli soruyu sormakla. Ne olursa olsun bir şeyi sorguluyorsak mutlaka ve mutlaka bir terslik vardır işin içerisinde. Bir insanı, bir ilişkiyi, yaptğımız bir şeyi sorguladığımız anda bilmemiz gerekir ki sorun sorgulama biçimlerimizle orantılı şekilde büyüktür. Bırakıp kaçmayı tercih etmek de mantıklı değil çoğu kez; dikkat edilmesi gerken bırakıp kaçılacak noktaya nasıl ve ne şekilde geldiğinizdir. Kendinize önce bunu sormalısınız, sonrasında oturup değerlendirmelisiniz elinizdekileri. Olumluyu olumsuz yapmaktan kaçınmalısınız, kısacası küçük şeyleri dert etmek büyük sorunlar doğurur...

Büyüttüğünüz sorunların aslında hayatınızın gidişhatını etkilemeyecek, sadece gelecekteki mutluğunuzu yok edecek zerhirli tohumlar olduğunu untmayın; siz aksini idda etmedikçe hiç bir sorun aşılamaz değildir. Bırakın insanlar kendi hatalarının farkına kendileri varsınlar; bir şeylerin zorla gözünün içine sokulmasını sevmeyen bir türün örnekleriyiz biz birazcık da götünerahatbatanoğullarındanız. Zorla güzelliği sevmeyiz, insan oğluyuz biz!

Hitap şekillerine dikkat etmek gerek çoğu zaman gereksiz şeyler yüzünden karşındakini kırmakla biter bazı şeyler; duygular örneğin, hisler, mutluluklar ve ilişkiler... Bir kalbi cidden kırıcak bir söz söylediğinizde karşınızdaki belli etmesede siz onun için eskisi gibi değilsinizdir, onun hissettiğinden daha fazla eksik daha fazla uzaksınızdır. Bir kalbi kırarken iki kere düşünün; gerkeiyorsa yapın ama bu en son çağreniz bile olmasın, çünkü insan evladı düşündüğünüzden de fazla kırılgan dönemlerde olabilir, her şeyi yerle bir edip arkasına bakmadan gidebilecek kadar canı acıyabilir dikkatli olun.

Özel hayatınızdaki hiçbir insanı matematiksel değelerlendirmeye tabir tutumayın; insanlara - / + değerler veriyorsanız önce bunu kendiniz için yapın, eğer ki bu duruma geldiyseniz siz de en az onun kadar kusurlusunuzdur. Ve en önemlisi kusursuz olamaycağınızı ve karşınızdaki insanların da kusursuz olamacağını kabullenin; dikkatinizi sadece kusurlara yöneltirseniz hoşgörülü ve sevecen bir insan olmaktan uzaklaşır kalp kıran gaddar bir insana dönüşürsünüz. Önce kendinize ayna tutun karşınızdakini eleştirirken en az kıracak cümleleri seçin ki eleştiriniz yapıcı olsun; kırıcı eleştiri her zaman kişilerde olumsuz ve ters tepki yapar unutmayın.

Empati kurmayı öğrenin; her ne kadar kendinizi kusursuz görseniz de karşınızdakinin kusurlarına aşırı derecede takılıyor iseniz bilin ki sizin de büyük ve değiştirmeniz gerken kusurlarınız vardır, önce kendinizi sonra başkalarını eleştirin. Bilin ki karşınızdaki kişi her ne kadar bunu belli etmese de sizin ondan rahatsız olduğunuz kadar o da sizden rahatszdır; dile getirmiyor veya farklı yollar ile size göstermeye çalışıyor ise bu sizin kadar kırıcı olmak istemeidğini gösterir, bu yolu seçen kişiler genellikle yapıcı yanları ağır basan kişilerdir.

Eğer ki birisi sizi küçümsüyor, dinlemiyor ve sürekli kırıyor ise arkanıza bakmadan uzaklaşın ( kesinlikle yapın bunu ). Unutmayın ki eleştiri genel anlamda yapıcı, küçümeme tam anlamı ile yıkıcı, savunma duruma göre yapılabilitesi olan, konuşmadan kaçınmak ise bu üçünün genellemesine bakılarak değerlendirilebilecek nötr bir değerdir. Örnek vermek gerekir ise: Bir kişi tarafından eleştirilmek ve size hatalı yönlerinizin uygun bir dille gösterilmesi olumlu iken bu eleştiririn kırıcı ve sert bir üslup ile gerçekleştirilmesi olumsuzdur. Eleştiriye karşı savunma bir tepki gibi dursa da kişiler bunu bilinçaltının karanlık bölümü ile istem dışı gerçekleştirebilir veya  geçmişte yaşadıklarından dolayı edindikleri ön yargılarından dolayı yine bilinçaltının beyine otomatik olarak ilettiği sinyaller ile yapabilirler. Savunma eğer ki sadece şiddet, hakaret, karşındakini eleştirme şeklinde oluyor ise genellikle bu bilinçli savunma olarak düşünlebilir; ama olasılıkları, kişinin bilinçaltı kargaşasını asla ve asla göz ardı etmeden değerlendirme yoluna gidilmelir. Küçümseme hiç bir şekilde olmlu bir davranış olmamakla bilikte kişilik yapısını ortaya koyan en net kavram olarak düşünülebilir. Karşısındakini küçümseyen kişiler genellikle geçmişinde bir çok olumsuzluğu yaşamış, öz güven problemi olan, tutarsız ve insanları üzmekten haz alan kişilerdir. Bunun tam tersine yaşadıkları büyük bir olaydan dolayı sadece ve sadece kendilerine olan güveni zedelenen insanlar bunu fark etmeseler bile bu sebepten dolayı karşısındakini küçümseyebilirler; bunu analiz etmek daha uzun bir süreçtir ve günlük hayatta tek başına elde edilebilecek kesin sonuç için sağlıklı değildir. Konuşmaktan kaçınmak bu 3 etken ile bilikte son adım olarak değerlendirdiğinde olumlu veya olumsun sonuç elde edebileceğiniz bir durum olmak ile birlikte tek başına bir kanıya varmak için yeterli değildir.

Kişilik ve ilişki analizi uzmanları bu 4 altın kuralı baz alarak bir çok sorunu ortaya çıkartmayı başarmış ve bunu basit bir kişilik analiz yöntemi olarak kullanmanın bir çok uzun vaadeli sorun tespitinden daha kısa ve daha net sonuçlar verdiğini gözlemlemiştir. Bu konu ile ilgili daha ayrıntılı bir uzman bilgisi için ünlü yazar Malcolm Gladwell' in Düşünmeden Düşünebilmenin Gücü adlı kitabını okuyabilir, insanlar ve olaylar hakkında daha çabuk ve daha sağlıklı sonuca varabilmek için ilk adım olarak bu şekilde bir başlangıç yapabilirsiniz.

Kısacası söylemek istediğim insanları değerlendirirken, eleştirirken, sürecin matematiksel hesabını yaparken ve sonuca varma aşamasında genel bir düşünce analizi gerçekleştirirken olumlu her küçük ayrıntıyı dikkate alıp, olumsuzlukların en büyüklerini ele alarak hareket etmenizidir. Eğer ki bu şekilde sonuca varabileceğinize inanırsanız bu sizin için en sağlıklı çözüm yolu olacaktır....

Son not: Bu yazı geçmişteki tecrübelerim ve bilgilerim doğrultusunda yaşadığım olaylara karşı pencereden bakarak yazılmıştır. Yaşanılan olaylardan çok kişiler arası sorunları ele almamın sebebi en temel sorunun iletşim ile doğmasından ve hayatımızın bir çok alanında bizi insanlarla olan ilişkilermizin etkilemesinden dolaydır. Umarım bu yazıyı yazarken kendime sağladığım yarar kadar sizelere de fayda sağlayabilmişimdir. Eğer ki bu noktaya kadar okuma sabrını gösterdiyseniz sizlere çok teşekkür ediyor ve bundan sonraki hayatınızda kişiler ile daha sağlam ve sorunsuz ilişkiler kurmanızı temenni ediyorum...

" Ben özlemedim :) Daha doğrusu özleyecek vaktim olmadı. "

22 Mart 2010 Pazartesi
Hoş aslında; ne bileyim iyi yani. Ne gerek var zaten özlemeye, özlenmeye? Özlüyorsam o benim salaklığımdır belki de; özleyecek vaktim olduğundandır belki özleme sebebim. Ama görüyoruz ki özlenecek adam var özlenmeyecek adam var. Ağır konuşmak istemiyorum bu konuda ama ben de bir insanım nihayetinde; benim de duygularım, hislerim, düşüncelerim, inandığım şeyler var. Nasıl bir insan ' seni çok özledim ' diyen birine böyle bir cevap verebilir ki? Sıradan bir insan olsa umursamam aman canım çok da umurumda der geçerim ama sevgili ise bunu yapan insan ister istemez kırılıyor. Takmasına takmıyorum da sadece kendimi kızıyorum ben nasıl böyle bir insanı sevdim diye? Sahi ben nasıl böyle bir insanı sevebiliyorum? Ya da benim sevdiğim adam bu mu? Her ne ise işte. Herkes kendi seçimlerini kendi yapar; kaybettikten sonra da kazanma şansı vermem artık, yok yok katiyen vermem.. İnsanlar değişir ama bu kadar değişkenliğe tahammül edemiyorum ben :) Anlayış da bir yere kadar ama yalan mı?

Durum Değerlendirmesi Vol. I

9 Mart 2010 Salı
Sabah oldu hiç uyumadığım halde. Bitkinlik, uykuzsuzluk, üzgünlük veya çökmüş bir ruh haline sahip değilim. Tam tersi olması gerekenden daha iyi, daha dinç, daha güçlü, daha sağlam bir ruh hali içersindeyim. ' O olmadan nasıl olur acaba?' diye sormuyor değilim kendime. Tamam farklı olur eskisi gibi olmaz, elbette ki bir boşluk olur ama biliyorum ki 'hiçbir kimse vazgeçilmez değildir!'. Yaşanan her şeyin güzel birer anı, iyi kötü tecrübe, belki de hafızada kalıp kalabilecek en güzel şeyler olması da bir şey değil midir?  Öyledir; şimdilik öyle hiç olmaz ise, zor görünmüyor o kadar, hani düşünmediğimden fazla derine inmediğimden bilemiyorum belki de.  Tam bir veda olmadığından umudum var belki hala o güç veriyor belki de. Ama biliyorum ki bu sefer yerle bir olmayacağım, hafif bir tökezleme ile atalatacağım ufak tefek sıyrıklar ile bu bitişi. Her bitişin yeni bir başlangıç olduğuna inanacağım; belki artık sadece kendimi, ailemi ve geleceğimi düşüneceğim. Bitmez demiştim; bu sefer bu kadar erken olmaz ama bir yandan da biliyordum biteceğini. Yine de hazırdım, biliyordum ve bu benim için bir şok değildi; sadece yeniden başladım hayata ve tek eksik yanımda o bir daha olamayacak belki. Tek bir yanlışın bütün doğruları götürmesine izin verir miyim ben bu saaten sonra? Hayır, katiyen. Sevdim evet; belki de hiç olmadığından daha fazla, gök yüzü gibi, güneş gibi, anne gibi, baba gibi, memleket gibi sevdim belki de. Öyle bir yere koydum ki çıkartması zor bir taştı sanki; çektiğimde bütün duvarlar yıkılacak ben baştan örecektim ellimde kalanlarla. Ama öyle olmadı; sadece tek bir tuğla eksildi gün gün büyüyen duvarımdan ve onun yerine konulan şey hayallerim, anılarım oldu. Yok değil sadece benim değil artık, bu ellerimle yoktan var ettiğim duvarı koskocaman bir eve dönüştürmeme engel olamaz ki. Hem o da isterdi beni böyle mutlu, güçlü ve kendi için bir şeyler yapan biri olarak görmeyi. Belki de tek istediği benim sorunsuz, kendi için çabalayan, düzenli bir hayatı olan birisi olmamdı. Olsa da göremeyecek olması üzer belki biraz e o da geçer ki. İnsanın canı yürekten teşekkür edebileceği birinin olması bile bir kazanç değil midir şu dünyada? Ben kaybetmedim, o kaybetmedi, biz kaybetmedik; kaybolan sadece yaşanacaklar, yaşanmışlıklar ve güzel anılar en büyük kazanç oldu. Kırmadık birbirimizi, düşman olmadık, sadece yıprattık; olması gereken bu değildi ama öyle ya da böyle bu oldu. Şimdi sadece beklemek ve görmek gerek bazı şeyleri. Ne ben onu ne o beni zorlamadan, insanca, anıları yıkmadan ayrılabilmeyi başarmak tek yapabileceğimiz belki. Ya da isterse şayet gelip duvardaki yerini almak olur yapacağı. Ben bir yere gitmedim, o da gitmedi; sadece şartlar değişti, hayat değişti, biz değiştik, sıfatlarımız değişecek belki. Olsun yine de en güzel şeydi işte; yaşandı, bitmeye yüz tuttu ve belki de tükendi, yine de güzeldi...

İzlenesi: Romantik Komedi




Geçen hafta çok zor bir günde ilaç gibi gelen filmdir kendileri. Her bayanın yaşadığı duygusal dalgalanmaları, hayatın içinde çoğumuzun yaşdığı durumları yeri geldimi güldürerek, yeri geldimi hüzünlendirerek kaleme almış senaristler. Oldukça eğlenceli sahnelerin bulduğu Romantik Komedi kadınların istediklerinde bir erkeği peşlerinden nasıl koşturabileceklerini de çok güzel anlatmış bana göre. Bir kanın erkekleri çok da fazla ciddiye almamasının gerektiğini, eğer ki erkek değer veriyor ise gelir seninle olur anacığım düşüncesi ile nelerin olabileceğini de çok güzel göstermiş. Aynı zamanda dostlukları, arkadaşlıkları, iş ilişkilerini ve çoğu baynın hayat koşturmacası içersinde karşılaştığı sorunlara da yer veren film benden 10 üzerinden 8 almayı hak etti. Filmin müzikleri de, görüntü kalitesi ve göze hitap edişi de oldukça hoş ve doyurucu olmuş. Gidip, görün ve mutlaka izleyin derim. Ve unutmayın ki bir kadının istediği zaman aşamayacağı engel, elde edemeyeceği güç ve unutamayacağı erkek yoktur. 

Film hakkında genel bilgiyi ve fragmanı da monte etmezsem olmaz hani ;


Tür: Romantik / Komedi
Gösterm Tarihi: 5 Şubat 2010
Yönetmen: Ketche
Senaryo: Aslı Zengin, Ceren Aslan
Yapımcı: Mahsun Kırmızıgül, Murat Tokat
Görüntü Yönetmeni: James Gucciardo
Müzik: Yıldıray Gürgen
Oyuncular: Sedef Avcı , Sinem Kobal, Burcu Kara, Gürgen Öz, Cemal Hünal, Engin Altan Düzyatan, Begüm Kütük, Janset, Burcu Esmersoy