Korkak olma, adam gibi yaşa!

23 Şubat 2010 Salı
Dün itibari ile okuluma geri dönüş yapmış olan ben, bu geri dönüş ile hem cinslerimden nefret ettim sevgili blog. Hatun kişilerin amacı bir şeyler öğrenmek veya bir şeyler üretmek değil, sadece ve sadece zengin bebelerini peşlerinde köpek etmek; iğrenmemek elde değil. Gösteriş için götünü açmak tabiri oldukça uygun bu durum için. Kaç kişi etek giymeyi unutmuş, kaç kişi saçını boyatma derdine derse girmemeyi seçmiş ( okulun postmodern kuaförü sağolsun ), kaç kişi kantinlerde lak lak yapacağım diye zamanını boşa harcamış diye sorarsan blog; okul nufusunun yarısından fazlası malesef bu kesimi oluşturuyor. Sarı saçlı, mini etekli, 10 metre topuklu çizmeli, ugg lı, full makyajlı, marka meraklısı birbirinin aynısı tipler o  kadar çoğalmış ki bir metrekare başına en az 5 tane düşüyor bu şahsiyetsizlerden. Kime sorsanız onlardan kralı yok; küçük zavallı ortam kızları bir tanedir arkadaş. Ehe öhö gülerim ben bu işe. Bu tipleri fakülte binasında veya kütüphane çevresinde pek görmediğim için çok mutluyum gerçi o ayrı mevzu; bir de ortak alanları işgal etmeseler daha bir mutlu olacağım. Hayır okumaya, bir şeyler öğrenmeye geliyorsun sen kardeşim, Paris moda haftasına değil; öh yani. Her şeyi yine bir şekilde anlarım da sabahın köründe nasıl kalkıp da o kılığa bürünüyorlar bilemem; gece görsem korkar kaçarım tipsizliklerinden. Hiç mi üşenmez bir insan kardeşim; sabah kalkıp saça makyaja onca zaman ayırmaya, ne giyeceğim diye uflayıp puflamaya, o devasa topuklarla okula gelmeye hiç mi üşenmez. Ailelerini de anlamıyorum aslında pek; kızım evladım sen bu kılıkta nereye gidiyorsun, afedersin ama orospudan farkın yok demez mi; nasıl bir babalık nasıl bir annelik bu? Ya da bir insan aynaya baktığında kılığından, suratındaki ağır makyajdan tiksinmez mi? Her bir şeyi geçtim; oto sanayinin içerisindeki bir üniversiteye o kılıkta gelmeye nasıl götün yiyor kardeşim senin? Metrobuslerde sabahın köründe, gecenin bir vaktinde ne cesaret yavrum bu? Yani erkek olsam bile bakmam gerçi o tipine ama yurdum abazan dolu be canım. Ah ah, nereye gidiyor bu gençlik demezsem de ölürüm, çatlarım. Adam gibi okuluna gelsen, bir şeyler öğrensen, bir işe yarasan fena mı olur? Ama yok sonra hangi erkek sana yalakalık edecek, nasıl popüler olacaksın o kafa ile değil mi? Senin hangi fikrin, hangi başarın, hangi yaradığın iş var ki kendini kabul ettirebileceksin? Ders kitaplarında yazanlara benzemez yavrum hayat; yarın bir gün bir ortamda göt gibi kalırsın, üzülürsün sonra :) Silikonvari dudaklarından çıkan tikican sözlerle adam yerine koymazlar seni; ancak yapma güzelliğinle erkekler peşinde köpek olur, alacağını alır arkasına bakmadan kaçar. Şahsen ortam insanı olmak bu denli boktan bir durum be güzelim. Hani korkak olmasan; sen de bir şeyler üretsen, fikirlerini ortaya koysan da o kılıkta dolansan gözüme batmayacak. Ama dahaca bir tanenizin bile bir işe yaradığını görmedim. Sizden ve gelcek nesillerden pek umudum yok amma yine de çıkmamış candan umut kesilmez. Hadi bakalım hayırlısı...

Garip Cumartesi..

20 Şubat 2010 Cumartesi


Dün gece pek bir halsizdim; umutsuzca uyudum, bitkin bir şekilde attım kendimi yatağa. Yorulmuş değildim pek aslında, ruhen mi çökmüştüm bilemedim.. Başım dönüyordu, elimi kaldıracak halim yoktu; sanırım ben gidiciyim dedim, kendimi garipsedim. Sabahleyin yataktan dinç ve neşe içersinde uyanmak çok daha garip bir hissiyattı ne yalan söleyeyim. Duşta geldim kendime; yahu dedim bu kadar strese, sinire ne gerek varmış bu güne kadar; sakinlikden yorulmakmış sonu. Hak verdim sonra düşüncelerime, ne kadar da telaşlı yaşamışım hayatı şu güne kadar diyerek de iç çektim. Duştan sonra aynaya baktığımda gördüğüm sadece bir vucut değil içersindeki ruhun aynaya yansımasıydı; sevgiliden kalan izler çarptı gözüme, bir anda olsa ilkildim. Ne kadar garipse hayat, işte o kadar garip bir Cumartesi. Yarına selam olsun..

Bu monteyi de koymaz isem ölürüm:

Ayarınız kaçmış sizin..

19 Şubat 2010 Cuma
Anacığım ayarınız kaçmış sizin; hani diyorum ya fazla rahatlık göte girer öhöhöhö yani işte... Garip insanlar;  anlayışınız sıfırlanmış sizin, bilemedim ne olacak haliniz...

Yaşam tarzınız ne kadar geniş olursa olsun; kime nasıl davranacağınızı biliniz. Herkes sizin arkadaşınız değil; her ortam sizin ortamınız değil, yakarım çıranızı ona göre. Hassasım arkadaşım; tırı vırı yapmayın işte kısa kesin!

Yavrummmm...

17 Şubat 2010 Çarşamba
Annen geldi fıstık blog :) Gitmiyorum lan hiçbir yere... Yazacağım, yazacağım daha çok yazacağım... Oh bebek yes bebek... Öpüldün, görüşürz az sonra :***

Bir süre kafa izini Vol 2.

16 Şubat 2010 Salı
Sevgili blog;

Annen çok yoruldu son bir kaç günde, bu yüzden bir süre tatile gidiyor ( ruhsal anlamda.. ); kendini çabucak toparlayacak ve geri dönecek. Bir çok karar aldım son bir kaç saate bunları gerçekleştirmek için bir süre sanal ortamda olmama kararı da aldım akabinde. Zaten bilgisayardan, internet iyice soğumuştum özleyelim azcık birbirimizi. Hem hayat benim için şimdi başladı ve kendimi acilen toparlayıp kalkmayılım düştüğüm yerden. Çok fena geri döneceğim blog çoook.

Saygılar,

Öperim kocaman oranı buranı...

Hadi şimdilik eyvallah..

Bu habere bir göz atın: Nükleerle yaşamaya hazır mısın?

9 Şubat 2010 Salı
Bu habere mutlaka bakmalısın: Nükleerle yaşamaya hazır mısın?

 

Yeni bir bakış Açısı: Cumartesi Sendromu

7 Şubat 2010 Pazar


Evet garip gelebilir; ama bu Cumartesi çok garip bir Cumartesi idi. Genlede ben Cumartesileri; değişik lezzet denemeleri yapar, internette dolanır, arkadaşlarla sosyal aktiviteler düzenler, film izler, kitap okur ve benzerlirini gerçekleştirerek keyif yaparım. Ama bu Cumartesi çok farklı bir Cumartesi idi ' evdeki fazlalıkların ayıklanması günü' idi. İlk başta zevkli geldi tabi eski eşyaları karıştırmak, anıları kurcalamak, ardından gereksiz olanları atmak, gerekeklileri kutulara koyup kaldırmak, eski giyecekleri ihtiyacı olan birilerine vermek için ayıklamak, kitaplar ve benzerleri için de aynı şeyi  yapmak hoştu. Evet buraya kadar gayet eğlenceli gidiyordu her şey; arka fonda çalan hoş müzik, anneyle yapılan iş esnasında edilen hoş sohbet, kahve molaları... hepsi iyiydi. Ta ki annem işin mobilya kısmına el atana kadar...

Bu sefer mekan balkon; hava kararmış, dar alanda kısa paslaşmalar gerçekleşiyor annem ile aramda. Baş belası bir kitaplık var nerden geldiği belirsiz; amacı balkondaki gerekli eşyaları içersinde düzgün bir şekilde barındırmak ( gereksizler çok zeki annem tarafından yan bahçeye zaten fırlatılmış, o ayrı konu ). Boyu oldukça uzun olduğu için yerini değişririken itelemek yetmiyor, devirerek sürüklemek gerekiyor kendilerini. ' Ben tutayım sen devir ve it'  diyor annem, ' eh öh hmm ne kadar ağır olabilir ki' diyorum içimden. Neyse devirme kısmını sorunsuz atlatsak da iteleme konusunda ofsayta düşüyorum. Annem ile yer değiştiriyoruz bu sefer o devirip itiyor ben de doğrultmaya ve tutmaya çabalıyorum. O anda anlıyorum ki bu dolabın içinde köpek ölüsü var. O itiyor ben çekiyor derken dolap birden kafama iniyor, ardından annemin ' salıyorum, azcık tut' lafları duyuluyor. Son anda fark edip ezilme tehlikesini atlatıyorum, kafama orta şiddetli bir darbe iniyor; önemsemiyorum. Yine yer değiştiriyoruz. Bu sefer sinirleniyorum var gücümle itiyorum, doğru şekilde dolap balkondaki yerini alıyor. Küfür ediyorum, dağnıklığı yara yara salona gidip atıyorum kendimi koltuğa.

Soğuğun verdiği etki ile anlamamışım, şiddetli bir ağrı başlıyor salonun sıcak havasının vucuda enzimi ile. Bir daha küfür ediyorum; gidip buz dolabından jel buzu alıp basıyorum kafama, koyuyorum enseyi yastığa dünya umurumda değil. O sırada kapı çalıyor; annem arkadan ' kapı' diye çığırken beni alıyor bir uyku, beyin kanamasından şüpheleniyor telaşlı ruhum, sonradan saçmaladımı düşünüp vazgeçiyorum bu düşünceden. Gelen vatandaşlar halı yıkama şirketinden gönderilmiş olan iki elaman; edi ile büdü. Salonda benim tehsisat kurulmuş, her yer kablo feryat figan. Halıyı katlayan büdünün yaptığı bir hareket ile çat diye güçlü bir ses duyuyorum; kafayı zorla çevirip bakıyorum benim laptop adaptörünün başı bir tarafta kıçı ayrı yerde. Küfür ediyorum içimden; özür diliyor problem değil diyorum. 'Taktığımda çalışmasa senin ananı zikerim ha' diye geçiyorum içimden, takıyorum çalışıyor ' yırttın lan büdü hadi yine iyisin' diyorum, fark etmeden sırıtmışım kafamı başka yere çeviriyorum. Sonra gidiyor bizim edi ve büdü halıları sırtlanıp. Eh diyorum neyse; azcık dinlenmek için yatıyorum öyle bir süre ( uzun bir süre, araya olaylar giriyor )...


    Gecenin yarısnı çok geçe...

Odaya geri dönüp kitapları katagorize ediyoruz bu kez. Benim yıllar önce okuduğum adlarını bile unuttuğum meşhur Harry Potter serisi beliriyor kolide, alıyorum arasını şöyle bir yokluyorum; yere zonk diye bir vcd poşeti düşüyor, annem eğilip alıyor; başlıyor gülmeye. 'Ne oldu ya' diyorum ' terbiyesiz' diyor gülüyor bıyık altı. ' Ne o ya, versene bakiyim' diyorum ' Al' diye uzatıyor bıyık altı gülüşü kahkahalara dönüşerek. ' Annaaaaaaaaaaa' diye bir tepki veriyorum; benim bile hatırlamadığım o zamanalar miki film olarak bildiğim şimdiki tabirim ile porno vcd kabına öyle mal mal bakıyorum. 'Anne vallahi hatırlamıyorum' diyorum ' peki uzatma diyor'. Utanıyorum her ne kadar arsız biri de olsam. E neyse diyorum başlıyorum gülmeye. Sonra sakatlanmadan, sorunsuz bir şekilde sabaha kadar bitiriyoruz ayıklama işini; benim beynim şu anda her ne kadar sulanmış olsa da epey eğlenmiş bulundum geçmişim tozlu sayfalarında, çocukluğuma indim; sonularım da çözülmüştür belki bu vesile ile ( breh breh ). Şimdi bir bardak kahve eşliğinde keyifle şu şarkı çalıyor fonda; ben de keyifle ard arda dinliyorum:



Ve iyi sabahlar diliyorum...

Çok İronik ( Vol. I )

Bir çok kırgınlığım oldu bu hafta. Kalbim paramparça edildi en değer verdiğim kişi tarafından, yine aynı kişi düşlerimi, hayallerimi yıktı her bir cümlesiyle. O kadar bencilleşti ki ben üzülürken ikimiz için, o üşüyen dizlerinden dolayı bıraktı beni; gitti sıcacık yatağına. Bense yine bu gece iki gözü iki çeşme ağlayacak, üzülecek, çok özleyecek, yine ağlayacak, yatakta dönüp durucak, uyuyamayacak, kalkıp resimlere bakacak, daha çok özleyecek ve hüngür hüngür ağlayacağım; ama o sıcacık yatağında dizlerini ısıtacak, misler gibi uyuyacak. Ben çok hassaslaştım bu günlerde o da tam tersi çok bencilleşti. Uzak mesafeli ilişkiler hep zor derlerdi de inanmazdım; hadi canım ne kadar zor olabilir ki, en fazla ayda 1 görürsün, özlersin derdim herkese; gülerdim. İnsan içinde bulununca anlıyormuş ki çok zormuş; üstelik bencil, kalp kıran ve düşüncesiz bir sevgili ile. Bir buçuk aydır görmedim onu, sanırım uzun süre daha göremeyeceğim. Gelecekti gelecek hafta sonu, ama sanırım bazı sebeplerden dolayı gelemeyecek; bütün hayallerim suya düşecek. O kadar sanallaştı ki ilişkimiz; sürekli chat programları ile yazışıyor, sesimizi duyuyor, yüzümüzü görüyoruz. Bu ona yetiyor, ama bana yetmiyor işte. Özlüyorum; sanılmak, kokusunu duymak gibi olmaz ki :( Sanırım bu şekilde giderse; her gece olan standart kavgalarımız yüzünden ayrılacağız. Gerçi o bir problem yok modunda; kırılmam, üzülmem, yıpranmam, hatta ve hatta özlemem bile umurunda değil. Artık giderek yabancılaşıyorum o adama; canımdan çok sevdiğim kişiden uzaklaşıyorum. O şu anda uyurken sıcak yatağında; ben sabaha kadar düşünecek, üzülecek ve sanırım artık eskisi gibi bir sevgili olamamak için çok ciddi kararlar alacağım kendi adıma. Her yaptığı bencillik ve her kalbimi kırışında bir adım soğutacağım kendimi ondan ( he he tabi yaparsın, yaparsın ). Ta ki o kendini toparlayıp da karşıma gelip benden özür dileyene kadar ( real anlamda ). Ki karşıma gelme ihtimali önümüzdeki bir kaç asır mümkün olamaz gibi duruyor bu şartlarda; eğer ki gelecek hafta sonu yanıma gelme planı iptal olur ise. O zaman neler olacağını düşünmek bile istemiyorum. Hiç şansım yok işte benim şu hayatta..

İşin espiri kısmına geçtim ve bakınırken internette şöyle bir resim buldum
ve güldüm baya. Hani 'gurumu ezdirmem ama al buyur kalbim çiğne sana özene bezene aldığım adidas ayakkabılarının altında ez, parçala ' demek geldi çok nankör sevgilime. Yine sivri dilliliğim üzerime yapıştı bak blog; bazen düşündüğümde çok önemsiyormuşum gibi geliyor, eskiden olsa hak ettiğinden şüphem olmazdı ama... Ama şimdi öyle değil ne yazık ki kalbimi kırdı bu hayvan benim çok. Hayvan demişken; süper bir olay daha geldi aklıma. Olayla bütünleşen bir fotoğraf buldum ama çok ayıp, direkt göt yerine koymak olur sevgiliyi, paylaşmayacağım bu yüzden. Aslında haktır, çok da kral olur ama gerek yok :) Neyse gelelim kısa ama vurucu olaya:

Muhabbet ediyoruz benim sorunlu manita ile. Nazar deyecek derecede sorunsuz bir gece yarısında 'gidip cips, kola falan alayım geliyim skype de az muhabbet edelim, özledim gıllı yüzünü yavrum' deyiverdim ( hay demez olaydım ). Neyse çıktım soğuk İstanbul sokaklarında bizim tuborgcu bakkala doğru yürüdüm yokuş aşağı. Cheetoslardan bir set hazırladım kendime; biftekli, peynirli vesaire; kolamı da aldım, lakayit bir tavırla da amcama takıldım döndüm evime. Kuruldum tv nini karşına; manitaya da ' geldim yavrum' diye yazıverdim; uzun lafın kısası geçtik Skype faslına. Ben bakıyorum ay ne şekersin ne tatlısın sen gibisinden. Keyifler de tıkır hani; birer ikişer götürüyorum Cheetosları. Canı çekiyor bizimkinin, hani bana hani bana diyor. Yok sana diyorum takmıyorum, yemeye devam ediyorum. Yüzü değişiyor; ne oldu diyorum, ' hayvan gibi cheetos yiyen sevgiliyi izleyeceğime, blog yazısı okurum daha iyi' diyor. Bu lafla yediğim boğazımda, hevesim de kursağımda kalıyor; üstüne üstük bir de hayvan lafına benim şalterler atıyor. Sen misin sorunsuz gece diyen al işte sana sorun. Gurur yapıyorum, sonlandıyorum çağrıyı; benim manitaya da gider çekiyorum, hiç siklemiyor kendisi. Msnden çok güzel atışıyoruz, sonra saçmaladığımızı anlıyoruz; yumuşuyoruz ama üstüne beni bir ton kırıp gidiyor. Aslında çok güzel bir fotoğraf bulmuştum bu duruma uygun ama; dediğim gibi 'kıçımı ye sen benim hayvan ' anlamı çıkacağı için paylaşmıyorum, kırmak istemiyorum beni kıran sevgiliyi. Her neyse diyorum ki; ' gıllı yavrum bu Cheetoslarla dolu odaya düş, çatlayana kadar zıkkımlan hepsini; hayvanım, erkekim'. Ha bu arada fotoğaftaki yavruda taş gibiymiş yani; cheetosları üsütüne de onu yerim! Eheh, öhöh şaka tabi ki; yapmam öyle şeyler canım, ben seviyorum gıllı yavrumu; her ne kadar taş devrindeki insanlar kadar kaba ve kırıcı olsa da benim sevgim bu sarı çiyana bin basar.

Yine moralim düzeldi he azcık daha makara yapasım var ama şu yazının içine sımış bulunmakla beraber, bir de sıvamak istemiyorum. Bir kaç saat sonra yeni bir başlık altında saçmalamaya devam edebilirim. Beni özle nacizane blogcuğum olur mu; annen seni çoook seviyor, gıllı yavrusunu da seviyor çok. Öptüm sulu sulu oranı buranı blog. Görüşürüz...

Diptos ( :o) ): Ha unutmadan bu şarkıda benim gıllı yavru için gelsin;




Kendilerine böylesi hoş bir şarkıyı armağan ederek şimdilik kaçıyorum blog. Seni kocaman gıllı yavurumu da en az onun kadar kocaman öptüm... 

Mutlu bir ruh halinin karmaşık özeti...

3 Şubat 2010 Çarşamba
        Hey yine ben; baş belası , çenesi düşük, telaşlı ve sabırsız insan evladı. Ama dur bu sefer üzgün, sinirli, kırgın, kızgın sözcüklerle doldurmayacağım içini sevgili blog. Her şeye ramen ben halen mutlu, gülebilen, en küçük şeyler ile mutlu olabilen bir insana dönüştüm; iyi bir geri dönüşüm oldu bu, hoş yani. Tamam sevgilimle aram berabat olabilir, hayatta her şey dört dörtlük gitmeyebilir ( araya küçük bir gülümseme ), bazı şeyleri maf ederken bazı şeyleri mükkemmel yapan birine dönüşmüş olabilirim, hayati önem içeren şeyleri atlıyor - gözardı ediyor olabilirim ama yine de gülümseyebiliyorum var olan tüm tersliklere ramen. Yine de içimde kanat çırpan mutlu, huzurlu, neşeyle öten kuşlar var.

        Tamam sevgilisini kıran, üzen birine dönüştüm farkındayım; hatta umursamayan, eskisi kadar olayları düşünüp kendini heba etmeyen, duygusuz, birazcık bencil ( ondan aldığım en güzel huyum ), biraz huysuz, biraz kibirli bir yapıdayım şu günlerde. Ama bundan hoşnut olduğum sanılmasın; tam tersi bu olaylar dizisi beni üzüyor, zaman zaman rahatsız ediyor, yer yer düşündüyor. Sevgimden şüphem yok elbette ki; sorunu da anlayamadım ama mevcut böyle bir durum, ben suçu yine havalara atacağım her zamanki gibi ( oysa kış bana en iyi gelendir ). Sanırım biraz da karşı taraf kaynaklı bu durum; bilememekteyim.

       Demin Bridge Jones izledik arkadaşımla. İki film boyunca düşündüğüm tek şey neden benim sevgilim o harkia adam Mark gibi olamıyor! Evet benim sevgilim iyi birisi, harika birisi hatta; ama neden bencillik yapıyor, neden bana bu günlerde bu kadar uzak, neden benden soğuduğunu hissediyorum ben. Tamam mantıklı sebepleri var kendine göre ama bu benden uzaklaşmasını gerektirmez ki; tam tersi daha yakın olmasını, bu zor günlerinde benim ona destek olup bunu birlikte atlatmamız gerekir. Ama o bunu kabul etmiyor; hiç bir şekilde sevgilisinin ona destek olmsını kabul etmiyor, istemiyor ve beni çok üzüyor. O kadar garip ki eskiden sevgili değilken aylar aylar öncesinde her gün her gece saatlerce konuşan biz şimdi gün içinde bir iki kelime zor eder olduk. Benimle her gün konuşmak onu sıkıyormuş blog. Saçma değil mi? Evet oldukça saçma. Karşısına dikilip ben senin sevgilinim demek istiyorum ama yapamıyorum, onu daha fazla bunaltmak istemiyorum; bu bencil insandan belki de bu yüzden uzak duruyorum, belki de bu yüzden bazı şeyleri takmıyorum, ilgilenmiyorum. Ama yine de içim içimi yiyor işte. Neden benim sevgilim Mark gibi olamıyor blog, neden? Hayır hayatı çok kalabalık bana ayıracak zamanı yok desem, onca işinin arasında sevgilisine her türlü zaman ayıran insanlar var; acaba ben değersiz miyim? Eskiden 2 3 saatlik uykunun pek değeri olmazdı; şimdi o kadar değerli ki uyku onun için, hatta benden bile. Uyku en basit örneği; ilerde iş hayatına atıldığında, kendi hayatını kurduğunda bana şimdi ayıracak 1 dakikasını bile üfleye püfleye yaratan adam o zaman 1 saniyenin bile lafını yapar. O böyle değildi; o eskiden böyle bir insan değildi, benimle saatlerce muhabbet ederdi yine de şikayet etmezdi. Ama yine de üzülmüyorum bunlar için; takmıyorum evet, mecburen takmıyorum. Oluruna bıraktım ve gülümsüyorum her şeye ramen.

         Hep olumsuzluklarla dolu değil hayatım; biliyorum bu günlerde çok pesimist görünüyorum ama oldukça neşeli, gülümseyebilen, eğlenebilen, hayatan zevk alan biriyim şu günlerde. Tamam çoğu şey berbat olabilir ama bu benim mutsuz olmamaı gerektirmez; inadına güleceğim, inadına mutlu olacağım berbat olan her şeyin karşında. Beni günlerce aramasa da, terk edip gitse de üzülmeyeceğim, evet kesinlikle yine de güleceğim!

         Neyse ki olumlu bir kaç şey de var olup biten. Üç gündür en yakın dostlarımdan birinin yanımda olması ve beni inanılmaz derecede mutlu etmesi mesela. Evet onun sayesinde bu kadar iyiyim belki de. Ona çok büyük, kocaman teşekkür ediyorum; seviyorum seni manyak hatunum :). Bana kendimi değerli hissettiren ve değerimi bilen, anlayan insanlar var; onlara da çok teşekkür ediyorum, bana en değerli zamanlarından bir kısmını ayırdıkları için. Ve öyle bir şey ki bu günlerde herkesten güzel şeyler duyuyor, bu zor zamanımda en güzel biçimde destek görüyorum ve bundan utanmıyor, tek başıma ayaklanma gibi anlamsız bir çaba içine girmiyor tam tersi bundan mutluluk duyuyorum. Yanımda olan herkese sonsuz teşekkürler...

         Ve en güzel şey; hatta bugünlerde başıma gelen en güzel şey olan işimi çok seviyorum. Pek iş olarak görmüyorum aslında; o kadar çok seviyor ve mutlu oluyorum ki bu bana bir yükmüş, bir yorgunlukmuş veya bir işmiş gibi gelmiyor, tam tersi zevk ve mutluluk veriyor. En büyük desteğimi işimden alıyorum aslında. Tamam farkındayım bazı şeyleri en iyi şekilde yapsam da halen eksiklerim var bu konuda. Ama inanıyorum ki bütün eksiklerimi bir bir ve zamanla kapatacağım. İlk defa elime yüzüme bulaştırmadan bir şeyi başaracağım, buna inanıyorum.

     Ailemin; özellikle annemin son günlerde bana verdiği büyük desteğinde çok önemli bir payı var güçlü durabilmemde. Haklarını yemiyor; onlara da teşekkür ediyorum bu yüzden. Annem bana öyle güzel davranıyor ki bu günlerde; bazen sorunsuz, kavgasız gürültüsüz ortamı yadırgıyorum bile diyebilirim.  Ama iyi böyle, mutluyum halimden.

      Diğer bir kaç sıkıntıyı hiç değinmeden geçiyorum; çünkü o kadar çok mululuk sebebim var ki bunların uçup gitmesini engelleyemeyecek kadar güçlü bunlar. Çok değer verdiğim, aynı değeri görmediğim, destek olmak istediğim halde izin vermeyen, destek olmasını beklerken bunu aklından bile geçirmeyen- geçirmeyi bırak dinlemeyen, sormayan sevgilime ne yazık ki aşırı derece de üzülsem de teşekkür edemiyorum. Sadece görmediği şeyleri görmesini, benimle paylaşamadığı mutluluğu - hüznü bir gün paylaşmasını, yıpranan şeyleri düzeltebilmek adına en az benim kadar çabalamısını diliyorum.

        Sağlık sorunlarıma, bir kaç ufak tefek gibi görünen ama büyük olan probleme ramen gülebildiğim için mutluyum blog. Üzerimden uçup giden üşengeçliğin yerine gelen azmi çok sevdim ben. Bir kısım şeyi istediğim hale getirmiş bulunuyorum, diğer şeyler için de asla durmayacak ve elimden geleni yapacağım....