Biz ne zaman yalnız kalsak bu şehirde,
O zaman biter umutlar.
Bir kuş uçururuz göklere,
Uçamaz, kanadından vururlar.
Biz ne zaman aşık olsak birine,
Yüreğimiz durmaz ağlar.
Sevdikçe büyürken özlemimiz,
Gittikçe çoğalır uzaklar.
Ne zaman görsek gökyüzünü,
Umutlanırız vara yoğa.
Baktığımız mavilik geçicidir aslında,
Baktıkça kararır bulutlar.
Biz ne zama gülsek,
Arkasından satırlar ağlar,
Bir bardak suya hasret yanar içimiz,
Sevdiğimize hasret yanar dudaklar.
Biz ne zaman özlesek,
İçimizde bir ateş yanar,
Kararır gözlerimiz,
Gözlerimizden bir nehir akar.
Biz ne zaman gidecek olsak,
Kapatır yolumuzu engeller ,
Düştükçe açılan yaralarımız vardır,
Canımızı en derinden yakar.
Biz ne zaman dost arasak sohbete,
Ya yoklardır, ya da çokturlar...
Ellerimizi kenetler susarız,
Sessizlikle sağır olur kulaklar...
Kendi Toparlama Seansı Vol. 1
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
14:25
28 Ocak 2010 Perşembe
Berbat bir gecenin ardından bir insan evladı nasıl olur ise ben de öyleyim. Hatta aslına bakılırsa o kadar berbat sayımazdı, belki de. Olmuş ile ölmüşe çare yok der büyüklerimiz, doğru demişler. He pişman mıyım; asla!. Sinirli miyim halen, kızgın mıyım? Hayır, SADECE ÇOK KIRGINIM!. Kırgın olmakda da haklıyım nitekim. Sevgiliye göre pek bir sıkıntı yoktur belki ama bana göre büyük bir sıkıntı, bir çok sorunsal var; ne olacağı da belirsiz nitekim. Her ne ise; bu kadar umursamaz bir tip olabilidiğime şaşırıyorum ben sadece. Hayır yaşananlara değil umursamazlığım; canımı umursamayan birine dönüşmüşüm ben. Dün gece küçük bir sağlık problemi yaşadım, bana göre küçük tabi; çevredeki panikleyen tiplere sadece baktım öyle boş gözlerle. Hastaneki o çok bilmiş acil servis doktorlarının ve onlardan da çok bilmiş gibi gözüken hasta bakıcıların tavırları daha çok hasta etti beni. He umurumda değil, ölsem de kurtulsam hatta. Orama burama iğne yapan o hayvanımsı hemşirenin azının payını vermişim ya o bile yeter bana. ' Şimdi nefesini tut, kendini çok kasma; acımayacak' sözlerinin ardından ' hadi lan yapacaksan yap şu iğneyi hasta etme adamı' cevabını alan hemşire kıça batıtır iğneyi o sinirle. ' Ulan mına kodumun salak karısı götümü deştin' diye bir tepkiyi ilk defa almış olacak ki ağlamaklı gözler ile bastırır kıça pamuğu ve gider. Arkasından sinsi sinsi gülerken etraftaki bir kaç doktor, hasta ve benzerlenin bana baktığını gördüğümde ' tamam, tamam yok bir şey; sadece sinirli bir insanım, dönün lan önünüze' demem sıçtığımı sıvamak olmuştur da neyse. ' Sen bir 15-20 dakika dinlen burda' diyen doktora 'hı-hı tabi' diyip de 5 dakika sonra sıkılıp ' salın ulan beni sabahın kaçı olmuş evime gideceğim ben, amma abarttınız be' diyen ilk hastayımdır herhalde. Bütün acil servis çalışanları 2 dakikada illallah etmiş olacak ki ' tamam, damardan da şu iğneyi yapalım bir kaç dakika daha uzanıp gidebilirsin' diyerek isteğime olumlu yanıt verdiler. 'ne var onun içinde? bana bilmediğim ilaçları enjekte edemezsniz' dediğimde, doktor ' amma çok biliyorsun sen, kalbine iyi gelecek' diyerek hemşireye el ettiğinde, ' içeriğini bilmek istiyorum' tepkime karşılık ya sabır çekerek kısaca ilacın içeriğini anlatır ve beni ikna eder. Eh, öh tamam yapın da gideyim moduna giren ben durumdan zevk almaya başlayarak garip tepkiler vermeye devam etmekteyimdir. İğneyi yapan hemşire bu kez başkasıdır, sanırım kadın o lafın üzerine kendini astı, kıh kıh kıh diye geçiririm içimden. Neyse derim önemli olan yapan değil işlevi. Eh neyse işte hemşire kişisi iğneyi yapar gider. Bir dakika sonra kafada bir hoşluk bir gariplik, oh yes modlarında böyle tüy gibi hafiflemiş olan ben, bir anda anlarım ki sakinleştirici vurmuş bunlar bana. İçimden hay mınıza koyayım derken bir yandan da hoşuma gider bu durum. Ehe bedavadan kafa yaptık iyimi, hehe diye geçirirken içimden sevgili anneciğim gelir ve hadi gidiyoruz der. Bu bir kurtuluş haberidir ve bu iğrenç hastane havasının verdiği gerginlik üzerimden uçar gider. Yol boyunca saçmalamam ve sürekli gülerek şarkı söylemem dışında pek bir gariplik yoktu aslında. Eve geldiğimde 2 saat boyunca annemin beni böreklerle, zeytinyağlılarla şımartması çok hoşuma gitti açıkçası. Hani diyorum bu gece de numaradan mı hastanelik olsam; sırf börek, çörek için. Ha yok ya, gerek yok; oldum olası sevmem ben hastaneleri, börek çörek için çekilecek gibi aşk değil. Neyse ne artık zaten sinir ve stres sahibi biriyim ben; yakarım dünyayı, umurumda olmaz.
Höyt!!!...
Höyt!!!...
Aslında çok sikindirik bir konu var!
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
01:58
Nereye kadar böyle? Nereye kadar? Sevgimi sömüre sömüre azaltan bir sevgilim var benim. Evet her gece kavga, her gece hiç yoktan sebepten kalbimi param parça eden sözler, beni maf eden eziklemeler; yeter artık, yeter. Ben daha ne yapayım, ne diyeyim? Diyebilecek, yapabilecek hiç bir şeyim kalmadı. Anlayışsız, kalp kıran, ukala, uyuz birine dönüştü benim sevilim. Kim ne yaptı ona, içine ne girdi bilemiyorum ama ben artık onu tanıyamıyorum sevgili blog! Evet hiç bir sebep yokken beni ezikliyor bu süper zekalı arkadaş. Kendi her şeyi çok biliyor ya ondandır ki ben hiç bir şey bilmeyen biriyim, kendi çok görmüş çok geçmiş ya feleğin çemberinden ben ona göre çocuğum, kendisi her şeyi dört dörtlük yapıyor kusursuz ya bütün suçlusu benim olayların, kendisi o kadar çok ki ben yok olurken farkına bile varamıyor.BENCİLİN TEKİ BENİM SEVGİLİM, kesinlikle çooook bencil birisi o. Ben bunaldım artık bu gidişhattan. Evet seviyorum; her şeye ramen halen çok seviyorum ama o kafasız beni halen inatla ve ustalıkla üzmeyi başarıyor. Nasıl bir zevk alıyor bundan, nasıl bir keyif alıyor bilemiyorum ama yeter alttan almayacağım artık ben ALAMAYACAĞIM. Benim de artık bir çok prensibim var yerse, yemez ise benden bu kadar sevgili blog. Madem onun için ayrılmak ve bitirmek bu kadar kolay olabiliyor benim için de çok kolay artık. Yeter her gece ağlamaktan bıktım usandım ben. Benimle ilişkisini frendfeede gizlemek için elinden geleni yapıyor bu dürzü! Neymiş ben daha olmamışım, neymiş işini olumsuz etkiliyormuş. Karşındakini çocuk sandı bu ya, egosuna koyiyiym onun, böyle zihniyet olamaz. Benden utanan adamla ben halen neden birlikteyim bilemiyorum ki, neden kendimi bu kadar ezdirdim bilemiyorum ki. Bir kez daha beni üzecek olursa on katı üzeceğim onu evet blog on katı üzeceğim. Sevgimi, anlayışımı, sabrımı bu kadar sömüren kimse olmamıştı benim. Haksız mıyım ama? Beyefendi frendfeed de onla bunla canım cicim muhabbet edecek ben göt gibi bir köşeden olan biteni izleyeceğim. Yok efendim bir şeyi bilemeyince ya da konuda eksiklerim olunca beni ezikleyecek hiç bir şey bilmiyorsun diyecek ben alttan alacağım. Yok öyle bir aşk. Bendeki çaba burada biter. He bundan sonra devam ederse de böyle davranmaya hiç sesimi çıkartmam usulca çekilirim geri, her şeyimi alır yanıma giderim. Kendi kaybeder dimi blog, sevgi de bir yere kadar.
Ben aslında çok oldum!.
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
00:56
25 Ocak 2010 Pazartesi
Garip günler dizisinde bu hafta çok garip şeyler oldu aslına bakılırsa. Offlaya, puflaya geçen bir haftanın sonunda 2010' un ilk karı mutlu etti beni. Ha grip oldum o ayrı konu tabi. Sokaklarda hoplaya zıplaya dolaştık gün gece, iki semt arasını geçtik yürüyerek. Hava ve yol koşulları nedeni ile erkenden kapanan alışveriş merkezleri etti canımızın taaa içine. Sabrımızı aldık yanımıza, gerisin geri döndük. Ne yapalım ne edelim gidelim açık bir kafe bulalım da iki sıcak bir şey içelim, iliklerimizin ısınsın iki muhabbet olsun dedik. Karlı ve İstanbul' un engebeli yollarında yürürken aklıma gelen hep bir kişi vardı; malum. Canımdan çok sevdiğim Dem'im ve sevgilisi Sessiz Harf önden önden giderken, ben onlara bakıp canlarım ne kadar da çok yakışıyorlar lan birbirlerine diye içimden geçirirken bir yandan da ah ulan uzaklar sevgilimi özledim ben diye feryat figan yürüyorum yokuş yukarı. Ayağımdaki garip çizmeler yüzünden zorlu bir yürüş oluyor; annem sağolsun botlarımı sokmuş bir yere bulana 100 altın vereceğim o derece artık. Neyse ki yıllarca buzun üzerinde incecik çeliklerle geçen günlerimden bir tecrübe var ki altı nubuk çizmelerle kaymadan ilerliyorum karlı yer yer gizli buzlanmaya maruz kalmış yollarda. İnsan fesat olmasın işte; aklıma bir arkadaşın sıcak bir yaz gününde düz alsfalt yolda düşüşü geliyor, o anda kendimle övünürken dengemi kaybediyorum, Dem' im kolumdan tutuyor. Tutmasa yokuş aşağıya sörf yapacağım kıç üstü. Diyorum sonra içimden alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste. Eh ama yani ben de şimdi övünmekte haksız mıyım? Haberlerde karlı yollarda kıç üstü düşen insanları gördükçe gülerim mesela. Başıma gelmeyen bir hadisedir kendileri, hep de merak etmişimdir de nasip olmamıştır halen. Belki yarın düşerim bu kadar çok övündüğümden dolayı yol tutuşumla. Ha belki cüssem ağır, yere uyguladığım basınç fazla ondan düşmüyorum ama ne ise işte. Gelelim asıl konuya; bir kaç sokak boyundaki uzun yolumuza devam ederken aklımda hep sevgilim var. Düşünüyorum, böyle şimdi İstanbulda olsa da birlikte yürüsek karlı yollarda falan gibisinden fantaziler kuruyorum; dalıp gidiyorum yol boyunca hayallere. Gideceğimiz yere varınca; arkadaşımın ' burası mı? ' demesi ile aklımdaki düşünceler bütünü sağa sola dağlıyor. Dalgın bir şekilde ' he ha ho evet burası ' diyorum. Üçümüz giriyoruz mekana, rahat bir köşeye yerleşiyoruz. İçekelerimizi söylüyoruz, sigaramızı yakıyoruz, muhabbetimizi ediyoruz. Vakit iki sevgilinin ayrılık vaktine geliyor. Vedalaşırlarken içim burkuluyor; her sevdiceğimin yanından ayrılışımdaki otobüs terminalindeki veda anımız geliyor aklıma, garip oluyorum. Bunlar tam ayrılacakken bir kez daha sarılın lan diyip itiyorum hatun kişiyi erkek kişine doğru. Sımsıkı sarılıyorlar, diyorum bir de makina olsa da fotoğrafınızı çeksem şöyle. Ağlamaklı oluyorum, alıyorum kuzumu kanatlarımın altına evin yolunu tutuyoruz...
Hayat böyledir diyorum içimden eve vardığımızda. Oturmuş kucağında laptopu ile bir şeyler yapan Dem' ime bakıyorum. İçimden bir off çekiyorum, bir yandanda soğuktan sıcak ortama girmenin verdiği hisle oramı buramı ısıtmaya çalışıyorum. O sırada anne kişi dalıyor salona elinde iki tas sıcacık tarhana çorbası ile, seviniyorum. Çorbalarımızı içerken, bir anda aramda tarhana ile bir bağ oluşuyor anlıyorum ki ben tarhana çorbasını çok seviyorum. Garipsiyorum bu durumu; yıllardır burun büktüğüm tarhanayı bir iştah ile içerken anlıyorum ki önyargılı olmamak gerekirmiş. O sırada televizyondan garip bir şarkı çalmaya başlıyor; köpeğim gelip kafasını dizime koyuyor, içimden garip bir duygu seli akmaya başlıyor işte o an. Sevgi, uzaklık, geç kalmışlık ve özlem duyguları sarıyor bütün benliğimi. Fark ediyorum ki hayat çok garip vapurlar falan işte. Her zamanki düşünceler beynime baskı uygulamaya başlıyor. Bağıra çağıra kaçasım geliyor bulunduğum ortamdan, derin bir nefes alıp odamdan toshimi almak üzere ayaklanıyorum. Köpeğim ağlamaklı oluyor, arkamdan boynunu büküp bakıyor bana. Toshimi alıp dönüyorum salona, başlıyor şebeklik yapmaya bizim it. Oturduğum an kucağıma tünüyor yine. Kafamda bir uyuşma başlıyor, mail kutumu açıyorum. Gelen kutusunda mail olmaması beni şaşırtıyor, biraz da rahatlıyorum. Kafamdaki garip düşünceler annenin yemek çağrısı ile dağılıyor....
Gecenin ilerleyen saatlerinde kızsal muhabbetler faslı başlıyor. Konuşuyoruz; içimizi bir sıkıntı sarıyor. Rahatlama yöntemleri bulmaya çalışırken; yarın sabah 8.30 da hava alanında olması gereken Dem' imin uyuması gerektiğini düşünüyorum. Saate bir bakıyoruz ki gece yarısını geçmiş. Diyorum sen uyu artık; uykum yok ki diyor. 2 gibi yatabilmeyi planlıyor ama olmuyor. O anda başlıyor sabah direnişimiz. Gece muhabbet akıyor, moraller bir düşüp bir yükseliyor, yeri geliyor bunalıma giriyoruz, yeri geliyor gülüyor, yeri geliyor sinirden saçmalıyoruz. Eh öyle böyle sabah oluyor. Dem' imimin gitme vakti geliyor. Uğurluyorum tez dönmesini dileyerek. Sabahın 8 inde halen gözümde uyku olmamasına şaşırıyorum. Diyorum ki bazen en ufak şeylerden çok büyük dersler alıyor insan. Uykum olmasa da uyumam gerektiğine inanıyor ve güzel bir şarkı ile o sabahı noktalamaya karar veriyorum...
Hayat böyledir diyorum içimden eve vardığımızda. Oturmuş kucağında laptopu ile bir şeyler yapan Dem' ime bakıyorum. İçimden bir off çekiyorum, bir yandanda soğuktan sıcak ortama girmenin verdiği hisle oramı buramı ısıtmaya çalışıyorum. O sırada anne kişi dalıyor salona elinde iki tas sıcacık tarhana çorbası ile, seviniyorum. Çorbalarımızı içerken, bir anda aramda tarhana ile bir bağ oluşuyor anlıyorum ki ben tarhana çorbasını çok seviyorum. Garipsiyorum bu durumu; yıllardır burun büktüğüm tarhanayı bir iştah ile içerken anlıyorum ki önyargılı olmamak gerekirmiş. O sırada televizyondan garip bir şarkı çalmaya başlıyor; köpeğim gelip kafasını dizime koyuyor, içimden garip bir duygu seli akmaya başlıyor işte o an. Sevgi, uzaklık, geç kalmışlık ve özlem duyguları sarıyor bütün benliğimi. Fark ediyorum ki hayat çok garip vapurlar falan işte. Her zamanki düşünceler beynime baskı uygulamaya başlıyor. Bağıra çağıra kaçasım geliyor bulunduğum ortamdan, derin bir nefes alıp odamdan toshimi almak üzere ayaklanıyorum. Köpeğim ağlamaklı oluyor, arkamdan boynunu büküp bakıyor bana. Toshimi alıp dönüyorum salona, başlıyor şebeklik yapmaya bizim it. Oturduğum an kucağıma tünüyor yine. Kafamda bir uyuşma başlıyor, mail kutumu açıyorum. Gelen kutusunda mail olmaması beni şaşırtıyor, biraz da rahatlıyorum. Kafamdaki garip düşünceler annenin yemek çağrısı ile dağılıyor....
Gecenin ilerleyen saatlerinde kızsal muhabbetler faslı başlıyor. Konuşuyoruz; içimizi bir sıkıntı sarıyor. Rahatlama yöntemleri bulmaya çalışırken; yarın sabah 8.30 da hava alanında olması gereken Dem' imin uyuması gerektiğini düşünüyorum. Saate bir bakıyoruz ki gece yarısını geçmiş. Diyorum sen uyu artık; uykum yok ki diyor. 2 gibi yatabilmeyi planlıyor ama olmuyor. O anda başlıyor sabah direnişimiz. Gece muhabbet akıyor, moraller bir düşüp bir yükseliyor, yeri geliyor bunalıma giriyoruz, yeri geliyor gülüyor, yeri geliyor sinirden saçmalıyoruz. Eh öyle böyle sabah oluyor. Dem' imimin gitme vakti geliyor. Uğurluyorum tez dönmesini dileyerek. Sabahın 8 inde halen gözümde uyku olmamasına şaşırıyorum. Diyorum ki bazen en ufak şeylerden çok büyük dersler alıyor insan. Uykum olmasa da uyumam gerektiğine inanıyor ve güzel bir şarkı ile o sabahı noktalamaya karar veriyorum...
Sen seçtiysen bu yolu sonuna kadar yürüyeceksin!
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
03:32
20 Ocak 2010 Çarşamba
Sabrın tükendiği yerde deniz kabuklarını sayarak güncünü toplar insan kimi zaman. Çıkar yol kalmadıkça elinde, söylenenleri kabulenmeye başlar yapıcı olmak adına. Değer vardır orta da, bir de baskı anlayışı. Sen değer verirsin karşındaki bunlır bundan. Bunaldığının farkında olmadan bunalır hem de. Bu sefer verdiğin değeri, içindeki o büyük sevgiyi belli etmeme yoluna gidersin. İçten içe maf eder bu duygu seni. Aslında hiç bir zaman amacın karşındakini sıkmak, yormak veya kırmak değildir. Ama bir kere kasıyorsundur kendini; bir türlü içinden geldiği gibi olamıyordur, oturamıyordur dengeler, hep bir ayağı ötekilerden kısa bir masa gibi. Sen uğraştıkça bir şeyler için; hep bir ters tepme, anlaşılmama, yanlış anlaşılma meydana gelir ardından. Kısa cümleler kurmak istersin sıkmamak adına. Yalınlşan her cümle yalnızlığa yaklaştığın bir adımdır aslında. İncecik bir çizginin üzerinde ne yağacağını bilmeden, bir sonraki adımı kestiremeden dengede durmaya çalışırsın. İçine öyle bir yer etmiştir ki bazı şeyler hata yapma lüksün yoktur, kabul etmez böyle ilişkiler hatayı. Hata kaldıracak takati yoktur. Daha en başından sorunsuzluktan sorun doğmuş, hiç bir sebepten ötürü ilişki yorlmuş ve hata kabul etmez hale gelmiştir. Kafada bir sürü soru işaretleri vardır sorulması güç, sorsan aradaki bütünlüğü sağlayan incecik halat kopacak sanırsın. Akıldaki gel gitler mideni bulandırır bir süre sonra; gücün kalmaz yaşamya, isteksizleşirsin her şeye karşı. Başında öyle bir ağrı vardır ki migren olduğunu zanneder paniğe kapılırsın. Hep uyumak istersin ardından; ama sorunlulukların vardır, kalbinde sevgi vardır, aşk vardır. Yapamazsın hayattan sırf o var diye değil onunla bilirkte edindiğin sormluluklarını kaybetmemek adına kopamazsın. İstemsiz ağlamalar başlar ardından, anlamsız tepkiler veririsin etrafa, bombok olursun; yine de susar toparlamaya çalışırsın. Sonra resimlere bakamaz, yaşnanları düşünemez ve bir süre sonra aynaya bakamaz hale gelirsin. Oysa ki içinde büyük bir sevgi, büyük bir özlem vardır; göstermeye cesaret edemezsin. İçin yanar, beynin yanar; sanki havale geçirecekmiş gibi üşümeye başlarsın ardından. Korkarsın kaybetmekten; sevgini, ilişkini, onu, sorunluluklarını kaybetmekten aciz bir köpek gibi korkarsın. Bir kaç günde kendini tanıyamaz hale gelirsin; üstelik bir kaç gün önce her şey ne kadar mükemmel deyip Tanrıya binlerce kez teşekkür eden de sensindir. Ne yapacağını bilemeyen bir varlığa dönüşürüsün; ama mücadeleyi bırakamayacak kadar yolun başındasındır ve yüreğinde öyle bir sevgi vardır ki yürümeye halin yokken var gücünle koşarsın. Karşına engeller çıkar; çarparsın, düşersin, düştüğün hızla kalkarsın. Nesef almaya zmanın yoktur bu maratonda, dinlenecek tek bir saniyen bile yoktur. Düşünürken, kırılırken, çabalarken, sabrederken sonucun giderek kötüleşmesinden dolayı yapacaklarını gözden geçirirsin; takatini zorlarsın. Sabrın yettiğince sözünü veririsin kendine ama farkında değilsindir ruhunun, beynini ne durumda olduğunun. Vucudun hissiyatı azalırken beyindeki o garip yanma ve alından burna doğru inen ısı bile seni korkutmaz, bunu düşünerek zamanını kaybedemezsin. Durup dinlenecek nesef alacak olursan hata yapma ihtimalin yükselir, ıskalama lüksün yoktur her ne olursa olsun dayanabildiğin kadar dayanmaya mecbur hale gelirsin. Ah dersin lanet olsun, seni seveceğime ölseydim keşke; ama söylediğine kendin bile inanmazsın, inanamazsın. Karşındakine ne olduğunu anlamaya ve durumu tehlikeye sokmadan yola devam etmeyi başarmak için geri sayım başlamıştır çoktan.Ya elindeki pimi çekilmiş el bombasını elin terden erise bile bırakmamayı seçerceksin ya da ilk anda bırakıp kaybetmeyi. Eğer ki bu kadar mücadeleyi vermişsen içindeki sevgi adına; yolu yarılamışken vazgeçmek olmaz, yakışmaz sana. Sen seçtiysen bu yolu, çıkmaz sokağa kadar yürüyeceksin!...
Çok özledim, bu gece daha da çok...
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
04:49
18 Ocak 2010 Pazartesi
Fena halde isyan edesim geldi yine. Böyle bağıra çağıra koşasım, kaçasım, gidesim, huzur bulasım var. Nereye mi gitmek istiyorum? Tabiki de sevdiceğimin yanına. Şartlar el vermiyor o başka bir husus, ayrı bir mevzu, ayrı bir iç acısı. Her ne ise gitmek istiyorum ama gidemiyorum ya o daha çok bir 'isyan' isteği uyandırıyor içimde. Onu da geçtim bu özleme olayını çözemiyorum; hayır bende bir sorun mu var da bu kadar çok, aşırı, abartılı özlüyorum onu? Bilemedim bir türlü. Her şeyin üst üste gelmesi de ayrı bir sıkıntı yaratıyor bende; ailevi sorunlar, yeni bir düzen, uzaklar, sürekli bir şeylere- bir yerlere yetişme çabası. Uzun zamandır içinde bulduğum durgunluktan olacak ki bu tempo biraz hızlı geldi bana. He alışır mıyım? Elbete ki ama alışana kadar canım çıkar mı? E tabi ki. Ama her güzel şeyin bir zorluğu var mıdır? Mutlaka! Amma da ironik oldum ben bu günlerde. Habire bir iç çatışma, dış çatışma, toplu çatışma içersindeyim. Kalp kırıyorum, ters davranıyorum insanlara. Hiç istemiyorum, yemin ederim! Otobüs çarpsın ki istemiyorum. Ben iyi bir insanım, yaprak bile kıramam; kalp kırmak ağır geliyor bu bünyeye. Sevgilimi üzmek hele, nasıl da sıkıyor canımı; ah gözü kör olası ruh karmaşıklıkları. Şimdi de last. fm den böyle beni maf edecek bir şarkı çalıyor; beni 6 ay öncesinde düştüğüm sevdanın acı, yalnız, sadece hayal olduğunu düşündüğüm, ve hiç dokunamayacağımı sandığım sevdiceğime kavuşmadan önceki günlere götürüyor. Ah Teoman ne yaptın sen, şimdi daha da çok özledim ben sevgilimi; oldu mu bu şimdi? Onca hayalin gerçek olduğu şu günlerde neden bu şarkı benim içimi acıttı şimdi? Neden olacak; AH ŞU KAHROLASI UZAKLAR!! İçimi kemiren, tırankarımı kemirten, kanımı emen uzaklar. Of be kardeşim sıradaki parça da bu tarz bir parça çıkarsa ben kendimi kapatıp cehennemin dibine gidiyorum. Heh çok güzel; yok bu gece rüzgar da şarkılar da bana düşman arkadaşım. Yok böyle bir şans, harbi yok. Offf offf ben sevgilimi istiyorum; Tanrım beş dakikacık da olsa bir güzellik yap şu kullarına ne olursun, şöyle bir sarılayım, kokusu içime çekeyim; ne olur :( Yahu neyle deniyorsun sen beni bilemiyorum ki; sabır tamam eyvallah ama bu kadar da beni zorlama ne olursun. Azcık daha sabır versen olacak bu iş, üstesinden geleceğim bu deli gibi özlemenin. Neyse biz senle sonra özel olarak konuşalım, herkesin içinde bu kadar yeter değil mi ama?
Evet, evet kesinlikle kafayı yedim ben; Tanrı ile konuşan bir manyağım. Ha pardon? Bişi mi dediniz, yoksa bu rüzgarın uğultusu mu? Yok canım; ben hayali şeyler duyuyorum, hayali şeyler görüyorum. Çok hayal kurmaktan, her gece hayaller içersinde uyumaktan olsa gerek. Şimdi şöyle bir şişe şarap olacak; kapatacaksın bütün ışıkları, yakacaksın mumunu, sonra mumdan sigarayı. Ömrün kısalacak, huzura yaklaşasaksın. Her şey hafifleyecek; bir bira açacaksın üzerine tüm acın dinecek. Arkadan enseye esen rüzgar eşliğinde çalan harika parça ile kapatacaksın gözlerini, hafifleyeceksin; tıpkı bulutlarda yürümek gibi. Ne de güzel giderdi şimdi; bir kadeh şarap ve rüzgar. Ne kadar da huzur verirdi şimdi bütün bu özlemin üzerine esen rüzgarın sarhoş bünyenin ensesine vurması. Ne de güzelsindir sen şimdi; uyurken yatağında. Bir ah çeksem derinden duyar mısın acaba?...
Evet, evet kesinlikle kafayı yedim ben; Tanrı ile konuşan bir manyağım. Ha pardon? Bişi mi dediniz, yoksa bu rüzgarın uğultusu mu? Yok canım; ben hayali şeyler duyuyorum, hayali şeyler görüyorum. Çok hayal kurmaktan, her gece hayaller içersinde uyumaktan olsa gerek. Şimdi şöyle bir şişe şarap olacak; kapatacaksın bütün ışıkları, yakacaksın mumunu, sonra mumdan sigarayı. Ömrün kısalacak, huzura yaklaşasaksın. Her şey hafifleyecek; bir bira açacaksın üzerine tüm acın dinecek. Arkadan enseye esen rüzgar eşliğinde çalan harika parça ile kapatacaksın gözlerini, hafifleyeceksin; tıpkı bulutlarda yürümek gibi. Ne de güzel giderdi şimdi; bir kadeh şarap ve rüzgar. Ne kadar da huzur verirdi şimdi bütün bu özlemin üzerine esen rüzgarın sarhoş bünyenin ensesine vurması. Ne de güzelsindir sen şimdi; uyurken yatağında. Bir ah çeksem derinden duyar mısın acaba?...
Yine yeniden ben :)
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
00:25
14 Ocak 2010 Perşembe
Öncelikle yeniden merhaba herkese.
Uzun zamandır ihmale geldin sevgili blog; onca işin gücün, koşturmanın, yoğunluğun arasında kaynayıverdin. Biliyorum çok ayıp ettim ama ne yaparsın işte hayat ayrı düşürdü bizi bir süre de olsa. Ama geri döndüm ve söz veriyorum dönüşüm muhteşem olacak. Çok şey oldu aslında ve ben hepsini anlatmak istiyorum. Şimdi öncelikle bu yıl bana çok çok güzel, iyi ve bomba gibi geldi. Yeni yıla girdiğim ilk saatlerde en huzurlu, en mutlu, en güvende olabileceğim insanın yanındaydım. Benim için çok özel biri ile girdim yeni yıla, hem de çok güzel bir giriş ile. Unutulmaz bir an oldu benim için tam 00.00 . Sade, sakin ama muhteşem , evet tek kelime ile muhteşem. Herkes farkında idi yeni yıla girdiğinin ama biz o zaman dilimde değildik işte. Herkes telaş içindeyken biz sakindik. O kadar güzel bir histi ki zamanı unutmak, unutabilmek, yetişecek yeni bir yılının olmaması zaten yeni bir hayatta olmak, yeniden doğmak... Öyle güzel başladı işte bu yıl benim için, öyle anlatılmaz başladı. Hep güzellikleri getirdi, geçmiş senenin acısını çıkartırcasına kısacık bir haftada yepyeni bir hayat sundu bana. Aylardır arayıp bulamadığım, her kapıyı çalıp elim boş döndüğüm bir dönemin sonunda hayal ettiğim bir işe sahip oldum. Sıfırdan başlamış olsam da, çok çabalamam gerekse de; hayatımı adadığım şeyi, en çok istediğim işi yapıyorum artık. Sevgilimden 11 günüdür uzak olmama ramen onu her an yanımda hissediyorum. Desteği sayesinde bir çok şeyi başardım, bir çok olumsuzu olumlu yaptım. Sancılarım oldu ara sıra, hafif korkular, şüpheler. Ama artık eski tedirginliğim, şüpheciliğim, takıntılı kişiliğimden eser kalmadı. Beynim ve içim o kadar rahat ki, huzurdan ölecek gibi hafif ruhum. Kafama takılan her şey kısacık ve güzel 5 günlük harika tatilin ardından sanki hiç var olmamışcasına yok oldu. Ve inanıyorum ki artık her şey güzel gidecek, hissediyorum yani ve biraz da eminim. Umarım her insan şu yaşlı dünyada kendini, bir şeyleri, hayatını olumlu yöne döndürebilir. Yeni şeyler yeni başlangıçlar için iyidir. Yeni bir yıldan çok şey beklemek saçma olur ama yeni bir başlangıç için bundan iyi zaman yok gibi. Çok hızlı akan hayatı yavaşlatmak iyi geldi bana; sakinlik, dikkat ve ince düşünce her şeyin üstesinden gelmek için iyi bir yol. Umarım böyle devam edecek ve bu yeni ben bundan sonra hep iyiye gidecek...
Uzun zamandır ihmale geldin sevgili blog; onca işin gücün, koşturmanın, yoğunluğun arasında kaynayıverdin. Biliyorum çok ayıp ettim ama ne yaparsın işte hayat ayrı düşürdü bizi bir süre de olsa. Ama geri döndüm ve söz veriyorum dönüşüm muhteşem olacak. Çok şey oldu aslında ve ben hepsini anlatmak istiyorum. Şimdi öncelikle bu yıl bana çok çok güzel, iyi ve bomba gibi geldi. Yeni yıla girdiğim ilk saatlerde en huzurlu, en mutlu, en güvende olabileceğim insanın yanındaydım. Benim için çok özel biri ile girdim yeni yıla, hem de çok güzel bir giriş ile. Unutulmaz bir an oldu benim için tam 00.00 . Sade, sakin ama muhteşem , evet tek kelime ile muhteşem. Herkes farkında idi yeni yıla girdiğinin ama biz o zaman dilimde değildik işte. Herkes telaş içindeyken biz sakindik. O kadar güzel bir histi ki zamanı unutmak, unutabilmek, yetişecek yeni bir yılının olmaması zaten yeni bir hayatta olmak, yeniden doğmak... Öyle güzel başladı işte bu yıl benim için, öyle anlatılmaz başladı. Hep güzellikleri getirdi, geçmiş senenin acısını çıkartırcasına kısacık bir haftada yepyeni bir hayat sundu bana. Aylardır arayıp bulamadığım, her kapıyı çalıp elim boş döndüğüm bir dönemin sonunda hayal ettiğim bir işe sahip oldum. Sıfırdan başlamış olsam da, çok çabalamam gerekse de; hayatımı adadığım şeyi, en çok istediğim işi yapıyorum artık. Sevgilimden 11 günüdür uzak olmama ramen onu her an yanımda hissediyorum. Desteği sayesinde bir çok şeyi başardım, bir çok olumsuzu olumlu yaptım. Sancılarım oldu ara sıra, hafif korkular, şüpheler. Ama artık eski tedirginliğim, şüpheciliğim, takıntılı kişiliğimden eser kalmadı. Beynim ve içim o kadar rahat ki, huzurdan ölecek gibi hafif ruhum. Kafama takılan her şey kısacık ve güzel 5 günlük harika tatilin ardından sanki hiç var olmamışcasına yok oldu. Ve inanıyorum ki artık her şey güzel gidecek, hissediyorum yani ve biraz da eminim. Umarım her insan şu yaşlı dünyada kendini, bir şeyleri, hayatını olumlu yöne döndürebilir. Yeni şeyler yeni başlangıçlar için iyidir. Yeni bir yıldan çok şey beklemek saçma olur ama yeni bir başlangıç için bundan iyi zaman yok gibi. Çok hızlı akan hayatı yavaşlatmak iyi geldi bana; sakinlik, dikkat ve ince düşünce her şeyin üstesinden gelmek için iyi bir yol. Umarım böyle devam edecek ve bu yeni ben bundan sonra hep iyiye gidecek...
Bir süre kafa izni
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
09:02
3 Ocak 2010 Pazar
Yaklaşık bir hafta kadar pek ilgilenemeyeceğim senle sevgili blog. Sevgilime gideceğim, onunla vakit geçireceğim çünkü. Ama merak etme sana yazacak çok şeyle döneceğim. Öperim.
Dip zımbırtısı: İnternetim olmadığından bir süre yokum ortada. Ama olsun yakında döneceğim...
Dip zımbırtısı: İnternetim olmadığından bir süre yokum ortada. Ama olsun yakında döneceğim...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Kim Bu Hatun?
- Özge Çatal
- Pesimist değil, oldukça optimist... Dışardan bakıldığında çok karamsar dursa da, içinde rengarenk çiçeklerle bezeli bahçeler var... Gözlerinde bir damla yaş olsa da, yüzünde hep gülücük var.. İçinden haykırmak gelsede karanlığa aydığınlığı, dahaca kapanmamış çok büyük bir karanlığı var... Dünü hoş değildi ama bugünden, yarından hala umudu var...
Sandık İçi
-
►
2009
(126)
- Nisan (14)
- Mayıs (18)
- Haziran (9)
- Temmuz (5)
- Ağustos (13)
- Eylül (28)
- Ekim (13)
- Kasım (15)
- Aralık (11)
-
▼
2010
(78)
- Ocak (8)
- Şubat (9)
- Mart (7)
- Nisan (7)
- Mayıs (7)
- Haziran (3)
- Temmuz (4)
- Ağustos (5)
- Eylül (16)
- Ekim (3)
- Kasım (5)
- Aralık (4)
