Güzel bir insanla, güzel bir gün...

25 Aralık 2009 Cuma
Güzel ve bir o kadar yorucu bir gün geçirdim... Baya yoruldum, uykusuzdum, ayağımda bütün gün topuklu çizmelerim vardı, iki tane köpeği idare ettim, çok sevdiğim bir dostumu ziyaretteydim. Eğlendim baya, uzun zamandır yapmak isteyipde yapamadığım bir ziyaretti bu. İyi geldi. Her şey için teşekkür ediyorum. İsim vermeye gerek yok anladı o :) Öperim...

Hmm

24 Aralık 2009 Perşembe
Enteresan bir sabah, enteresan bir ben. Ha nasıl yani; bir insan evladı nasıl uyurken yere düştüğünü hissetmez, nasıl yastık yorgan ne varsa yerde yumak olmuş şekilde uyanabilir? Hayır yani uykum da köpek ölüsü gibi ağır değildir normal şartlarda. Dün gecenin pek normal olmadığını düşünürsek; mümkünmüş, olabiliyormuş. İlginç. Her neyse onu geçtim de; şu arka bahçedeki horoz benim sinirlerimi bozuyor. İnsan İstanbul gibi bir metropol de yaşayınca horoz sesi garip geliyor haliylen. Bizim elemen sabahın  5-6 sularında başlıyor ötmeye gerisini hak getire. Arada diyorum gidip kopartayım boğazını, herkes huzura erişsin. Uykunun en tatlı yerinde koparttığı çığırmayla zıp zıp zıplatıyor adamı. Hayır Allah öyle bir ses tonu vermiş ki bu horoza dünya üzerinde rastlamadım böyle öten cinsine. Hani aramızda bir nefret ilişkisi oluşacak, zor kullanmaya başlayacağım ondan korkuyorum ben. Yoksa hayvanları severim, bir sorunum yok yani. Neyse öyle böyle uyandım bugün, garip bir şekilde. Nedense hiç sigara aramıyorum şu saatlerde, hani gerek duymuyorum, iyi bir şey sanırım. Canım da çekmiyor, oh oh olacak bu iş; bu sefer kesin bırakırım ben. Baktım da dün gecenin bir kısmını beynim imha etmiş, hatırımad yok. Ne hikmetse bu sabahta bildiğiniz mongol gibi hissediyorum kendimi. Hay Allahım ben ne biçim bir insan oldum böyle. Ben mi çok tersim, yoksa diğerleri mi? Bilemedim bunu. Annemi tribe sokan her ne ise suçu bana yıktı, ben de afiyet ile üstlendim tabi. De bazen dayanılmaz derecede üzerime geliyor, bunaltıyor beni. Ha annedir, ne yapsa başım üstüne o ayrı mevzuda; tek sorunum bu değil ki hı hı deyip geçiştireyim. Böyle garip bir duygu var içimde; beynimdeki her şey yer değiştirmiş gibi geliyor, çok sinir stresten olsa gerek. Ama yine de her şeye ramen hayat güzeldir diyebilmek hoş. Garip ama hoş yani.

Küçük Beyinsiz Mongol

23 Aralık 2009 Çarşamba
Sevigilim bana ya sigara ya ben dedi. Önce bir anlık şok geçirdim, sonra depresyonum hat safaya çıktı ama belli etmedim. İlk başta takılmış plak gibi ya bırakamazsam sözcükleri döküldü ağızımdan ard arda. Bırakamazsan diye bir şey yok dedi bana, korkmuştum ama bırakmalıydım. Eğer ki bırakamazsam düşüncesi nüksetti beynime. O zaman beni cidden terk edip gider mi? Yani bizim sevgimiz bir dumanda yitip gidecek kadar basit mi? Sonra duraksadım, o bırakacağımdan emindi; ben de öyle. Neyse ki sorunsuz bir şekilde hallettik konuyu; bırakacağıma söz vererek! O gittikten sonra içimi bir korku sardı; ya bırakamazsam, ya yapamazsam diye kendi kendimi yemeye başladım. Çekmecede acil durumlar için bulundurduğum xanax dan yarım mg içtim ardından bir şişe miller ı diktim kafama. Önce ayaklarım kesildi, sonra nevrim döndü ama dindi  korkum en niyahetinde. Sigarayı bırakamamak değil korkum, onu kaybetmek. Öyle seviyorum ki canımı bile koyarım ortaya sevgilim için, ama korkuyorum ya yapmamazsa, ya giderse, ya bitersek. Kendimi toparlayamıyorum, beni esir eden dumanı bedenimden def etsem de beynimden atamıyorum. Ellerimde bir boşluk, içimi ürperten bir korku. Başarabilirim diye düşünsem de pes etmekten korkuyorum. Eğer bir dal dahil içecek olursam o beni terk etmeden asacağım kendimi. Bu kadar güçsüz isem yaşamak istemiyorum.

Kimyasal tehlike: Naylon Poşet


Herkesin günlük hayatında sıkça kullağı naylon poşetler dünyamız için büyük tehdit oluşturuyor. Petrol ve türevlerinden olan polietilenden üretilen naylon poşetlerin doğada tamamen yok olması 1000 yıllık bir süreçte tamamlanıyor. Bu süreçte sadece %1 lik oranı tam anlamıyla toprakta çözülüyor. Geri kalan %99 luk oran toprağa yok olması mümkün olmayan kimyasallar bırakıyor. Naylon poşetler bozulmaya başladığında çevreye zararlı kimyasal madeller yayıyor ve bu madeller toprağa, suya karışarak besin zincirini ve insan biyolojisini bozuyor. Denizlere ve göllere atılan naylon poşetler; en büyük doğal kirliliği yaratıyor ve kanalizasyon sistemlerini tıkıyor. Doğadaki canlılar ve deniz canlıları naylon poşetlerin yiyecek olduğunu zannedip yem olarak tüketiyor bu da hayvanların metabolizmasını bozuyor ve ölümlerine yol açıyor. Naylon poşetler ile aldığınız her besin; poşetle teması halinde bütün vitaminini kaybediyor ve kimyasalları üzerine topluyor; bu da insan sağlığını direkt olarak etkiliyor. Ormanlara atılan naylon poşetler; ısıyı emiyor ve orman yangınlarına sebebiyet veriyor. Günümüzde atıkların %90 naylon ve naylon poşetlerden oluşuyor.

İnsan ve doğa için için bu kadar büyük bir tehdit oluşturan naylon poşetlerin tüketimini durdurmak ve dünyanın geleceğini korumak adına yapılan bir çok kampanya mevcut. Bunlara destek olarak Fransa, Tayvan ve Kenya hükümetleri naylon poşet kullanımını tamamen yasakladı ve ülkemizde de bir çok ilde naylon poşet kullanımına sırlama getirildi. Bir çok market ve alışveriş mağzaları artık naylon poşet yerine kese kağıdı, karton torba ve file benzeri taşıma araçlarını sunuyor. Ben de internette gezinirken bir siteye rastladım. Çok şık ve rengarenk tamamen geri dönüşümlü alışveriş çantaları satıyor. Hava balonlarının üretiminde kullanılan Ripstop naylon kumaştan üretilen çantalar uzun süre kullanılabiliyor ve makinada yıkanabiliyor:



Satın almak ve diğer modellerini incelemek için baggubag.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

GreenOne in ürettiği %100 organik kotondan üretilmiş çantaları da alışveriş çantası olarak kullanabilirsiniz:




Daha fazla model ve renk için : greenoneventures.com/shop/ adresine göz atabilir ve sipariş verebilirsiniz.

Daha ucuz alternatifler için evde kendiniz organik koton kumaştan çantalar dikebilir ya da pazar filesi veya kese kağıdı ile alışveriş yapabilirisiz. Doğaya olan sorumluluğumuzu yerine getirmek her bireyin görevi olup, gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak için naylon poşete hayır demeye mecburuz. En büyük ve yaşamamızın içersineki kimyasal tehlike olan naylona poşete hayır!.

Öyle oldu böyle oldu...

Uykum fena kaçtı bu gece, ben kovaladıkça daha çok kaçıyor hatta. Demin laflıyorduk Portekiz'de okumakta olan kankamla skype'den. Noel tatili falan herkes gitmiş bir yerlere, yurt da in cin top oynuyormuş, bu da korkmuş haliylen. Eee dedim oda arkadaşların nerde, barda içiyorlar, ediyorlar dedi. Sen  niye gitmedin dedim, sıkıldım dedi. O kadar çok duydum ki bugün sıkıldım lafını, ben de sıkılıyorum her şeyden. Etki tepki meselesi haline geldi artık. Neyse bizim muhabbet akarken ben dedim bir maillerime bakiyim. Saçma bir ses duydum ardından benim kankanın çığırışını. Ulan dedim yine ne saçmalıyor bu. Lan duydun mu sesi dedi, ne sesi ya duymadım ben bir şey diye karşılık verdim. Sonra ha hoporlörden bir ses geldi, adımı fısıldadın en son sonra da çığlık attın dedim. Yeminler etti ben bir şey demedim aynı ses de benim kulaklıkdan geldi falan fişman etti bu. Sonra korku filmlerindeki kurban edasına büründü. Bir cacık olmaz be kuzu dedim, bu baktım yorganı ısırıyor. Psikolojisinin kaydığını anladığımda benden çıkmayan sesi üstleni verdim, maksat hoşluk olsun. Kankamın saçmalamasının ardından oda arkadaşları falan geldi, gitti onlarla işi varmış. Olan benim uykuma oldu tabi, psikolojimi bozdu yoktan sebeple. Eh dedim kankadır, candır olur böyle arada. Umursamamak lazım. Neyse işte böylece kaçan uykumu kovalamaktan vaz geçtim. Tek giden uyku olsun, ertesi gece geri gelir ne de olsa. Benim boyumdan büyük sorunlarım var aslında. Annemin aşırı stresli olmasının sonucu olarak bana sarması artık sinirlerimi bozuyor. He bir de ben de çok sıkıldım;  öyle belirli bir şeyden veya kişiden değil, genel bir sıkılma hali bu. Amaçsız bir döngünün içinde dönüp duran günlere anlam yüklemeye çalışırken çok yoruldum. Şu son bir kaç gündür ne biliyim böyle her şey batıyor bana. Evham falan yapıyorum alakasız konularda. Demin arkadaşın blogunda dolaşırken çok sevdiğim bir şarkının başka sanatçıdan seslendirilmiş halini buldum, sanırım bu orjinal versiyonu. Araya sıkıştırayım iyi gider:



Paylaşan arkadaşıma teşekkür ediyor ve devam ediyorum. Ha bir de aklıma gelmişken şu vardı, dün internette dolaşırken bir sitede karşıma çıkan hoş bir parça. Uyumadan önce iyi gideceğine kanaat getirdim:



Bazen durup düşündüğümde hep beni dürten bir şeyler oluveriyor. Sonunda bunu da çözmüş bulunuyorum; beni rahat dürtüyor. Evet evet rahat batıyor bana. Kendine sorun yaratıp, içini karartmayı seven bir psikopata dönüşmekten de epeyce korkuyorum. Ortada sorun yokken kendime çözümü olmayan çünkü var olmayan problemler yaratıp, ters giden bir şeyler varmış edasında senaryolar yazmaya başlamış olmam beni endişelendirdi biraz. Bir yarın olsun da bakacağız. Her gece aynı bok oluyor. O gidiyor, olumsuz olmasa da olumsuz bir şey olduğunu sanıp bütün gece kendimi yiyorum. Ulan neden ben böyle yapıyorum? Sanırım bu kadar iyi ve sorunsuz olması şaşırtıyor beni. Acaba gerçekten iyi ve sorunsuz mu? Al işte yine yaptım aynı şeyi. Bu paranoya beni yer bitirir. Tez elden bir çözüm bulmalı bu gidişe. Haklı ki benim harika sevgilim; bir şeyler ile uğraş, boş durmaktan saçmalıyorsun diye boşuna demiyor. Ah be kızım yarından tez yok bir şeyler üretmeye başlıyorsun, yoksa iyi olmayacak. Ahan da şuraya yazıyorum hiç iyi olmayacak. Şöyle şirin bir şey yapabilirsin mesela. Hiç de fena olmaz:



Köpeğim bugünlerde çok kilo almış, ele avuca geliyor, bıldırcın gibi olmuş. Maşallah diyorum kendilerine. Kucağımdan inmiyor, bir garip haller içersinde, sevgi yumağı halinde takılıyoruz güzel güzel. Afedersiniz tuvalete bile benimle geliyor, şikayetçi değilim. Şu anda fotoğrafını çekme ve burada paylaşma gibi bir istek doğdu içimde ama uyuordur çok değerli Prenses hazretleri, uyandırırsam bütün gece havlar durur, uyutmaz bizleri. Yarına sözüm olsun artık.

Sanırım bu sefer acayip bir şekilde kusmak istiyorum, lakin bir sebebi yok; dünyanın karmaşası tuttu belki. Belki de içimdeki çocuğun ölümüdür sebebi. Büyümenin sancıları ile ellerimle boğmuştum bir kaç saat önce.

Işıklar rahatsız etmeye başladı, en iyisi kapatıp uyumak... Ya da titrek bir mum ışığı, bir kadeh şarap ve sigara eşliğinde yazmak, yazmak, yazmak....

Ubuntu Vol.I

22 Aralık 2009 Salı



Windowsun saçmalıklarından sıkılan her bireyin denemesi gereken debian tabanlı bir işletim sistemidir Ubuntu. Candır, kandır, bir tanedir. Bu zamana kadar bilmeyipte öğrenenlerin denememesi çok büyük bir hata olur. Bir Linux dağıtımı olan Ubuntu tamamen ücretsiz olup, online güncelleştirmeler ile sürekli kendini yenileyen bir sistemdir. Makinanızı kasmaz, ağlatmaz, üzmez; size rahat bir kullanım sunar. Virüs nedir bilmeyen Ubuntu belgelerinizi ve çalışmalarınızı güvende tutar. Bir çok bilinen yazılımı ve benzelerlerini bulabileceğiniz bir yazılım indirme merkezine sahiptir. Windows ile uzaktan yakından alakası olmadığından .exe uzantılı dosyaları tanımaz ve çalıştırmaz. Bunu bir dezavantaj olarak görmeyin, size Ubuntu'ya özgü debian tabanlı bir çok program alternatifleri sunmaktadır. Artık .exe uzantısını unutmanıza ve .deb uzantısıyla tanışmanızın ve alışmanızın hiç de zor olmadığını sevimli ve sıcak karakteri ile Ubuntu size gösterecektir. Virüsüz bir dünyanın kapısını aralamak ve bu cana yakın işletim sistemi ile tanışmak için sadece 690 mb lık dosyayı resmi sitesinden indirmeniz ve Windowas üzerinden ek işletim sistemi olarak kurmanız yeterli. Kurulumu ve yapılandırması oldukça basit ve hızlı. Kurulum tamamlandıktan sonra dilediğiniz programı içinde barındırdığı yükleme merkezinden indirmeniz de mümkün. Gayet derli toplu olan Ubuntu'nun kullamın kolaylığı sayesinde bilgisayarı az çok bilen herkesin kullanması mümkün. İşte inceleme, indirme, soru ve sorunlarınızı çözmek için gerekli linkler:
Ubuntu Forums 
Ubuntu'yu Süslemek İçin


Önemli not: Ubuntu tam anlamı ile Türkçeleştirilebilir .

Anlam kargaşası..

Bu gün bazı şeyleri anlama ve idrak etmeye çalışma günü. Her ne kadar bir şeylerin ters gitmediğini idda etse de sevgili, ters giden bir şeylerin varlığından kesin olarak emin son telefon görüşmesinden sonra. Son bir kaç gündür süre gelen farklılıkların artması ile başlayan anlam kargaşası, bugün bir karmaşa olmaktan çok gerçekliğe doğru uzanan sorunların varlığını kanıtladı. Ben hiç bir zaman yanılmam dediğimde, hadi canım diyenlerin sonradan vay be dediklerini dün gibi hatırlıyorum; özellikle olumsuzluklar için olurdu bu. Ve şimdi hissiyatsız bir şekilde söylüyorum ki bu ilişkide bir çok sorun var. Ne olduğunu bilemiyoruz dahaca, açıklanıp neticesinin gerçekleşeceği günü sabırsızlıkla bekliyoruz. Dürüstlük konusunda emin değilim artık veya sorunların ufak boyutlu şeyler olduğuna inanabilecek kadar pembe bakmıyorum dünyaya. Benim de herkes kadar siyahlarım var, belki herkesten çok. Gün geçtikçe kafamdaki soru işaretlerine bir yenisi daha ekleniyor, beyin buna engel olamazken büyüyen sorun yakında bitirecek beni. En niyatinde bize ayrılan sürenin sonuna yaklaştığımızı anlıyorum. Epeyce bir acı olsada, kalbim sızlamayacak kadar nasır tutmuş benim. Elinden geleni yaparsın da sonuç olumsuz olur ya, onun vicdani rahatlığı var üzerimde. Ne olacaksa olsun bakalım, sonucunun iyi olmayacağı kesin de hadi yine bir umut kalsın şuracıkta. En kötü son bile bir şeylerin başlangıcıdır...


Bir de şöyle bir şey var: Bu içtiğim saçma sapan ilaçın en büyük yan etkisi depresyona sokması. Ben bundan da böyle saçma düşünceler içersinde bulunuyor olabilirim. Ki bir an düşündüm de evet evet kesinlikle öyle. He bu arada yazdığımı ne olursa olsun silmeme gibi sikko bir alışkanlığım olduğundan not düşüyorum bu korkular ve düşünceler boşuna diye. Seviyorum ben bu şahane adamı ya, o da beni. Haha nihayetinde rahatladım lan. Hay ben senin gibi ilacın taa amk ama elimiz sana mahkum işte :)

Requiem for a Dream ( 2 )

19 Aralık 2009 Cumartesi
Pencere açık kalmıştıı tüm gece, soğuktan sarıldığı yorganı onu ısıtmaya yetmiyordu. Ama seviyordu bu bu soğuğu. Yatağın altındaki anıları geldi aklına; her birini tek tek kutulamış, düzenlemiş ve tozlanmaya bırakmıştı. Geleceğinden pek ümidi yoktu, bu onda geçmişini kurcalama isteği uyandırdı. Usulca kalktı yatağından, dedesinden kalma eski yün hırkayı geçirdi sırtına. Eğildi ve bir kutu seçti rastgele. Kapağını kaldırdı. İçinden çıkanlar onun hiçbir zaman hatırlamak istemediği en kötü anıydı. İki tane alyansa baktı önce uzun uzun, geçmişi geçirdi gözünün önünden. Ardından fotoğrafları gözden geçirdi hızlıca. Yazılmış mektupları okudu ve içindeki acının arttığını fark ettiğin de durdu. Bu onun geçmişinden kalan tek acısıydı. Önce güzel günlerini düşündü ve ardından en kötülerini. Ayrılığın ertesinde geçirdiği acı dolu günler geldi aklına ve irkildi. Kutunun derinliklerinde kaybolduğu sırada eline batan bir maddenin canını yakmasıyla irkildi. Çekip çıkarttığı kırılmış çerçevenin içersindeki nişan fotoğrafına damlayan kanı gördüğünde göz yaşlarını tutamadı. O gün ne umutlarla başlamıştı yeni bir hayata oysa, hesapta ayrılık yoktu...


Sevdiği kadının ölümünün üzerinden tam 8 yıl geçmişti. Yalnız ve içine kapalı bir hayat sürüyordu o günden beri. Herkesten, her şeyden soyutlamıştı kendini. Sürekli okur ve yazardı. Bazense tek başına hiçbir şey düşünmeden saatlerce yürürdü. Kendine şizofren tanısı koymuş ve bunu kabullenmişti. Ve bu hayatı sevmeye başlamıştı. Artık elinden hiçbir şey gelmeyeceğine inanmış ve pes etmişti. Kolaya kaçmak işine geliyordu.

Yaşadığı zor günün ardından kendini yine sokaklara atmayı tercih etmişti. Amaçsızca yürürken bu sefer aklında canını en çok acıtan anısı, kadını vardı. Onun ölümünü hiç bir zaman kabullenememesine ramen bugün biraz olsun inanmaya başlıyordu artık olmadığına. Yıllar sonra her şeyi alevlendirip, kalbini darmaduman edecek bir karar verdi; onun mezarını ziyaret edecekti. Bunu yapmaya hazır değildi ama yapacaktı. Mezarlığa doğru yola koyulduğunda anılar yerinden bir bir fırlıyor ve kalbini kanatıyordu. Durdu eli boş gitmemeliydi; yolun solundaki çiçekçiden bir demet gül aldı. O gülleri çok severdi, iç çekti ve yoluna devam etti. Mezarlığa vardığınad ömrünün en uzun yürüyüşünü yapacağını bilmeden yürümeye başladı. Yağmurun ıslattığı yollar çamurla kaplıydı, toprak kokusu canının çok daha fazla acımasına sebep oluyordu. Mezara vardığında duraksadı; içini hiç bir zaman tatmadığı bir huzur kapladı, göz yaşlarını tutamadı ve hayatta hiç ağlamadığı kadar ağladı. Sevdiği kadnın cansız bedeninden geriye kalanlar toprağın katlarca altındaydı. Kendini hiç düşünmeden mezarın üzerine bıraktı ve ağlamaklı bir uykuya daldı.

Uyandığında gece olmuştu, canı çok yanıyordu. Sırılsıklam olmuş üstelik soğuk algınılığına da yakalanmıştı. Ömrünün en uzun yolunu aklındaki paramparça anılarla geri yürüdü. Arabasına vardığında geride ruhunu, aklını, benliğini bırakmış olmanın verdiği boşluğu yaşıyordu. Anahtarı çevirdi ve gaza olabildiğince abandı. Yağmurdan kayan yolda kaza yapma ihtimaline aldırmadan hızla ilerliyordu. Eve vardığında dahılmış ruhunu çıkartıp bir kenara bıraktı ve içki şişelerinde avuttu boş bedenini. Bir sigara yaktı sonsuz acıya merhaba dediği o dakikalarda artık kendini kandırmadığını anlayarak yeni bir hayatın kapılarını araladı...

Ben bu gün bir garip oldum...

13 Aralık 2009 Pazar
Şimdi efendim bu gece garip bir gece yaşadım aslen. Önce baya bir düşündüm bazı şeyler üzerinde, sonrasında canım kardeşim güzel insanla konuştum sabaha kadar. Şimdi bir miktar şarap, biraz müzik ve de kafamdaki düşüncelerle yazmak istiyorum bir çok şeyi ya da yazabildiğim kadarını. İçimde kaldıkça beni kemiriyor, burada durması daha iyi; hep derim bunu. Bu sefer kısa kesmeyeceğim; pek bir saçmalayacağım belki ve çok uzatacağım, belki kabak tadı vereceğim. Yazdıkça büyüyor içimdeki boşluk ama iyi geliyor bir nebze olsun. Bazen insan çocukluk düşlerinden vazgeçtiği günü hatırlar, garip hissiyatlar içersinde koşturur ya ordan oraya öyle bir gün bu gün. Daha uyumadan uyanmış kadar zinde olmaz da cabası elbet. Bazı günler hiç uyunmaz ya işte onlardan biri bu gün. Arka fonda beni benden alan  hoş bir parça çalıyor Last Fm sevilen parçalarımdan, şarabım da bitti yazarken. Sigarayı bırakalı oldu epeyce o yüzden şarap, sigara ve müzik üçlemesini gerçekleştiremiyorum bugün. Ve bir karın ağrım var uzanıp da dokunamamaya dair. Sevip de sevişememeye dair de bir uzak problemi içersindeyiz şu günlerde. Sabır taşı diye bir şey varmış ve çatlamıyormuş ne ilginç değil mi? Hani insan bazen kendine şaşırır da anlam veremez ya çok yaşıyorum bu duyguları bu sıralar. 400 küsür kilometre ötedeki sevdiceğimi düşünüyorum şu anda ve şu anlarda yalan yok. O dese de kendini çok kaptırma, ben öldüğümde ne yapacaksın  diye ben buna hiç aldırış etmeden kaptırıyorum kendimi. Aslında çok mutluyum ben böyle, aşırı bir yaşam sevinci var içimde; o da biliyor bunu ama yinede abarttığımı düşünüyor. He bir de korkuyorum kaybetmekten, çabalıyorum bu yüzden. Ve piramitin en temeline yerleşmiş olan sevgilimi şu anda deli gibi özlüyorum. Kendimi çok büyük bir ironi içinde buluyorum ve hep birlikte şaşırıyoruz. Bazen kusursuz olmaya çalışırım ama bilirim hiç kimse kusursuz olamaz; garip işte. Bazen çok düşünürüm yarını ama bilirim sonunu düşünen kahraman olamaz...

Requiem for a Dream ( 1 )

Eline batan kıymığın acısı ile bir çığlık kopardı. Kalbindeki acıdan daha büyük bir acı olamazdı elbet, ama yanıyordu canı... Sesini bastırmak için var gücüyle ısırdı çarşafı. Terk edilmenin acısı varken bir bu eksikti.

Zamanı geri alabilseydi girmezdi dönüşü olmayan yollara. Belki sevmezdi, bilseydi aldatılarak terk edileceğini kesinlikle sevmezdi o adamı. Canı bundan daha da çok yanıyordu, kendisi yerine başka bir kadını tercih etmiş olan erkeği onu yüz üstü bırakmıştı. Bir kaç saniye bu düşüncelerle doldurdu beynini, maddesel acıyı unutacağını düşünerek. Bir anda elindeki sızının güçlendiğini; önce kalbine sonra da beynine büyük bir acının saplandığını hissetti. Ölmek istedi o an;

Yatağından yavaşca doğruldu; kafasına koymuştu süzülecekti boşlukta bir kuş misali ve bütün ağırlığıyla çakılacaktı beton zemine, belki ruhu o an huzur bulacaktı. Camı araladığında esen hoyrat rüzgar önce onu hırpaladı, pervazda duran elleri vucudunu taşıyamayacak kadar güçsüzdü.
Yer çekimine karşı koymaya çalışırken aklından eski güzel günleri geçiyordu, gelecekten umudu olmamasına rağmen bir şeyler onu hayata geri çekiyordu. Ailesini ve halen onu seven insanları düşündü. Acaba o olmadan ne yaparlardı? Annesi üzülmez miydi? Ya babası? Bilemedi. Derin bir nefes aldı ve kendini var gücüyle geri çekerek yumuşak halının üzerine bıraktı...


Anlık alınan kararların ne kadar da doğru olduğunun farkına varması uzun sürmedi, o andan ihtibaren aklından ilk geçeni yaparak hayatını yaşamaya karar verdi. Artık hiç bir şey onu korkutmuyordu, ölüme hiç bu kadar yaklaşmamış bir ruhun hayata bağlanmasının tek sebebi ölüme yenik düşmemek olabilirdi...

Bir yıl sonra;
Pazar sabahı rütin yürüyüşlerinden birinde onunla karşılaştı, yanında onun yerine tercih ettiği kadın vardı. Bir an duraksadı , acaba konuşmalı mıydı? Eğer ki yoluna devam ederse güçsüz izlenimi yaratırdı. Hiç teredütsüz selam verdi ve kısa bir muhabbetin ardından değişmeyen tek şeyin değişim olduğunu anlayarak yoluna devam etti. Artık biliyordu ki zamanında canını ölesiye yakan acı artık küçük bir anıydı... Rafa kaldırılalı çok olmuştu... Ve artık hayata hazırdı...

Oh beee....

2 Aralık 2009 Çarşamba
Kısa bir aradan sonra geri döndüm ki ben... Tatilimi yaptım, sevgilimle harika vakit geçirdim ve ve en büyük değişimi sigarayı bir anda bırakarak yaptım. Efendiler; bu yok yemek yedik sigara yakalım, seviştik sigara yakalım, uyandık sigara yakalım, sinirlendik sigara yakalım tarzı bahaneler ile ne kadar daha kendinizi zehirlemeye vicdanınınz el verebilir ki? He istediğiniz bütünüyle bu ise siz böyle devam edebilirsiniz. Ama istemeyenler ve sürekli bir şekilde bırakmaya çalışıp bırakamayanlar sadece inanarak bunu başrabilirler. Beş yıl  boyunca içtiğim lanet zehrin bana hiç bir yararı olmamış ki dönüp baktığımda tek kaybolan sağlığım  ve paramış. Sakinleştirir, eder gibi bahaneler ile kölesi olduğunuz bu maddenin ne yazık ki hiç bir yararı yok. Benim için bırakmak pek kolay olmadı ki bu güne kadar başaramamıştım. Tek yapmanız gereken sadece ve sadece bir anda gücünüzü toparlayıp kesip atmak kökünden.  Sonrası oldukça zor deseler de inanmıyorum ben. Bunu başaracağıma olan inancım sayesinde bu illet beni artık yönetemeyecek... Hoş geldin yeni dünya...