Kardeşliğin Kalleşliği..

30 Kasım 2009 Pazartesi
Size "kardeşim" diyen varsa inanmayın! Çoğu zaman kalleşliktir sonu.. Sen dersin ki: o benim öz olmasa da öz ve öz kardeşimdir. O der ki: bir gün silinip atılabilir. Hem de kolaylıkla. Gelelim hikayemizin kısa ve ÖZ özetine.. Bir zamanlar iki kişi vardı; kan bağı yoktu aralarında, ama biri dedi ki kardeşimsin. Cevap netti kardeşimsin! Yalan derler ya ahan da alın işte size en büyük yalan. Ulan acı lan bu. Tadına baktım biliyorum. Olmadı evet; hiç bir zaman öz kardeşim olmadı benim, ama vardı bir kardeşim hem de canıacm pahasına. Bazen diyor ki insan s..tir et dünya lan bu... Kalleşler gider kardeşler kalır... Umursamaz bu bünye şu saaten sonra; 400 km uzatan, kafası dünyalar kadarken, hiç umursamaz. Yok yok, umursayamaz... Ne de olsa onu kimse şurda şu saate s..kine bile takmaz... Hay a..na kodumun dünyası; ben halen neden yaşıyorum ki... S..tirip gidiyim lan ben en iyisi... Not: Her bir bokum, hakkım falanım filanım, bu blog sahibine ve bir zamanlar blog yazarı olan sevdiceğine helaldir. Vallahi he ciddiyim. YALAN YOK. EYVALLAH.. BEN BAŞIMI ALDIM VE GİTTİM..


İkinci not: Bu yazı daha önceden William Privite blogda kendimce yayınlanmıştır.. Amma velakin alıntı falan değildir ama kopyala- yapıştırdır. Ben yazdım; anında yazdım, sonra geldim buraya da yapıltırdım..

Nacizane Blogum;

24 Kasım 2009 Salı
Annen seni çok ihmal etti biliyorum blogum. Ama bu ara işler yoğun; bayramdan sonrasına kadar pek ilgilenemeyeceğim seninle. Sevgili okurlarından da şimdiden özür diliyor; bloglamaya bir kaç güncük ara vermek durumunda kalıyorum...

Saygılar...

Dengeler içindeki dengesiz ruh...

21 Kasım 2009 Cumartesi



Bazen diyorum hadi kalk, toparlan git buralardan. Bazense seviyorum bulunduğum yeri. Dengeler içinde dengesiz duran ruhum; zaman zaman çelişiyor mantığımla. Olmayacak şeyleri düşlüyorum bazen; sevginin yakınlığı aradaki mesafeyi kapattığı anda kendime geliyorum. Birden karnıma bir ağrı saplanıyor ve fısıldıyorum; seni seviyorum... Zaman geçtikçe ona yaklaşıyor, geçmişten uzaklaşıyorum; mutluluğu onda buluyorum. Yazı özlüyorum bazen; kışı sevmez benim bünyem, bir sahil kasabasında sere serpe uzanıp güneşin altında keyiflenmeyi sever. Yazın sıcağında bir gölgede soğuk bir şeyler içmek vardı şimdi; oysa bu soğuklarda ısınacak yer bulamıyor vucudum. Bazense ateşler içinde buluyorum kendimi; onun sıcaklığı ısıtıyor vucudumu. Sevgi budur diyorum o an ve özlemim büyüyor. Onu bir bilgisayar ekranından izliyorum zamanımız yettikçe; görüyorum ama dokunamıyorum, kokusunu duymak istiyorum sadece hayal edebiliyorum, sarılmak istiyorum sımsıkı yapamıyorum; canımı acıtıyor bütün bunlar ama dayanıyorum. O güzel güne az kaldı diyorum, sabrediyorum ve var gücümle seviyorum. İşte bir tek bu iyi geliyor acılarıma, karmaşıklığıma. Onun sevgisi, benim sevgim, sevgimiz çözüyor bütün her şeyi. İşte bu yüzden direniyorum her şeye. Ve gün her doğuşunda bir adım daha yaklaşıyorum sevgimize.

Ve anlıyorum; bütün yalanların içersinde, bu lanet dünyada tek gerçeğin sevgi olduğunu. Bununla güçlendiriyorum ruhumu. Her zaman mantıkla yürünen bir yol olması gerekmiyor diyorum, hislerimi dinliyorum. İyi geliyor ruhuma, kendimi dengeler içinde dengesiz olmaktan böyle kurtuluyorum...

İzledim: 2 Days in Paris

15 Kasım 2009 Pazar




İnternette dolaşırken rastlamıştım bu filme merak ettim dedim bakayım bir nasılmış. Bu gün izleme fırsatına eriştim. Genel anlamıyla fena sayılmazdı; aşırı geniş Fransız etiğinin dışında. Film başladığında; 'ha ne güzel bir aşk filmi' dedirtiyor insana. Arkasından garip ve absürt olaylar gerçekleşmeye başlıyor. Jack (Adam Goldberg ) ve Marion ( Julie Delpy) çiftinin Paris'te iki günde başlarından geçen olaylar dizisini anlatıyor film. Marion Parisli, Jack ise Amerikan. Çift tatil dönüşü 2 günlüğüne Marion'nun ailesinin yanına uğruyor ve olan oluyor. Marion oldukça garip bir etik anlayışı olan aileye sahip. Annesinin ve babasının aşırı rahat cinsel anlayaşları ve Mario'nun geçmişinde yaşadığı ilişkiler Jack' ı oldukça rahatsız ediyor. En sonunda ayrılma noktasına kadar geliniyor... Gerisini izleyip görmenizi tavsiye eder, görüşlerimi bildirme kısmına geçerim...

Filmde beni en çok rahatsız eden nokta Fransızların etik anlayışıydı. Cinsellik konusundaki aşırı rahat tavırları ve ailenin genişliği bir Amerikalıyı bile çileden çıkartacak derecedeydi. Bunun dışında filmde oldukça doğal bir oyunculuk sergilenmiş. Sahne seçimleri, yer - mekan, karakter seçimleri oldukça başarılı. Filmde akıcılık söz konusu; yani sıkmıyor. Genelde bu tarz filmlerin sonu kötü biter ama bunda pek öyle olmuyor. Filmi izlerken yer yer sinirlenebilmeniz muhtemel; çileden çıkıyorsunuz bir yerden sonra. Fakat yine de filmi yeterince güzel ve izlenmeye değer buldum. Tavsiye ederim... İzleyecek olanlara iyi seyirler...

Garip Duygular Bütünü




Blogumda bir kaç değişiklik yaptım; fena olmadı sanki, yok yok iyi oldu... Demin sevgilimle konuştum; ilaç gibi geldi, huzur verdi bana; sevindim çokça... Muytluyuz şahsen biz gerisini önemsemiyoruz... Seviyoruz biz gersi boş...

Canım sıkılıyor bu gün; evdeyim yine, değişik bir şeyler yapmak istedim ana olmadı, olamadı... Can sıkıntısı bitmez bende; yarın çıkıp yürüyüş yapsam, demli bir çay içsem bir yerde oturup fena olmaz. Bir de tiyatroya gitmem lazım; uzun zaman oldu gitmedim, olmuyor böyle. Araya da bir sergi, konser sıkıştırsam fena olmaz hani.. Zamanı gelmişken radikal değişimler yapmalıyım kendimde; bir saçımı boyasam, kestirsem, şöyle bir şekle soksam fena olmaz aslında. Kırmızıya boyatmayı düşünüyorum şu günlerde ve kestirmek istiyorum ama kıyamıyorum saçlarıma ( sevdiceğim böyle seviyor ). Şöyle belime kadar uzun kırmızı saçlar, hmm sevdim ben bunu. Kilo vermeliyim aslında az da olsa; söyle bir beş kilo daha versem tam olacak. Bu kadar radikal değişim yeter bu bünyeye. Biraz da odamda radikal değişimler yapmalıyım aslen; fazlalık ne varsa atmalıyım, ferhalamalı nacizane odacığım biraz. Konfor konusunda beş yıldız veriyorum odama. Masamın önündeki rahat koltuğum sağolsun kaldırmıyor beni bilgisayartın başından. Monitör kafa oldum iyice; varsın olsun...

Müzik dinleme konusunda aşırı ısrarlıyım bu günlerde; fonda bir şeyler çalacak mutlaka, iyi geliyor. Tarzı da önemli tabi; kulağıma hoş gelmeli, çığırtkan bir sesle söylenmiyor olmalı ve melodisi hoş olmalı. Zaten ben müzikleri notalarıyla hatırlayan bir şahsiyetim, o yüzden önemli melodi.

Bilgisayarımda derinlemesine bir temizlik yapmam şart; her yer her yerde, halkalı çöplüğü gibi oldu makina... Offf offf. Biraz da müzik ve film arşivimi genişletmeliyim; bu aralar film izlemez oldum, kızıyorum kendime.

Siyah bir çizmem ve deri ceketim olsa, bir de kovboy şapkam olsa uçacağım mutluluktan; bakalım kısmet belki gelecek aya. Kırmızı bir bere istiyorum birde; yün olsun, sıcacık tutsun, biraz da şekil olsun.

Duygu karmaşası yaşıyorum şu günlerde. Bir yanda bana huzur veren, mutlu eden, kalbimi titreten erkeğim; diğer yanda huzurumu kaçıran, istemeden mutsuz eden, kalp krizi geçirme raddine getiren annem. İkisinin arasında şamar oğlanı modundayım. Annem konusunda bir şeyler yapmalıyım; bütün sorunlar çözülecek aslında. İçimde bir sıkıntı var sebebini bilmiyorum; sanırım sonbahardandır, neden olacak ki başka? Zaman hızla akıp gidiyor gibi bir yandan, öte yandan da çok yavaş. Sevgilim gelse sarılsam biran önce, ama ömür gibi uzuyor lanet günler, sinir oluyorum. Ah ulan diyorum bazen; ben ne karmaşık bir insanım. Beyin fırtınası yaptım resmen; garip duygular içersinde sıkıştım kaldım. Ah ulan...

Reflü sendromu..

Canımın içi Dem'im; güzel kızım, talihsiz yavrum benim. Gelebilir her insanın başına diyerek başlıyorum söze. Şimdi yavru kuşum öncelikle biliyorum depresifsin şu günlerde ve korkuyorsun. Kormayacaksın canımın içi; endoskopiden korkmayacaksın. Bırak ekşi sözlükte şu denmiş orda bu denmişleri, sen beni dinle kuzum. Beş dakikada olduda bitti; bak baktık 10  mm lik bir kablo be güzelim. Ben vucudumda 3 mm den 2 tane 6 mm başsız vida taşıyorum 10 mm den beş dakika vız gelir trıs gider be gülüm. Zaten ondan sonrası çok kolay biliyorsun; sıkı bir diyet, ilaçlar ve sağlıklı yaşama bakar iyileşmen. Hadi  gelelim öneriler kısmına kuzucan ( maddeliyorum iyi belleyesin );

  1. Sigara, içki yok ( cidden yok! )
  2. Salçalı yemek yenmeyecek ( e malesef )
  3. Salatayı da unutsan iyi olur çünkü çiğ yeşillik de yok ( otcul olma boş ver gülüm )
  4. Mandelina, portakal, havuç, domates, vişne, çilek özellikle yasak. ( zaten çoğunun mevsimi değil )
  5. Ekşi, acı, tuzlu, tatlı yok ( özellikle ekşi ile acı aman ha )
  6. Turşu, salamura yasak ( e miden zaten ekşimtrak )
  7. Asitli yiyecek içecek yasak ( mantıklı )
  8. Çay ve kahveye elveda ( starbuckssız hayat zor evet ama boş ver )
  9. Mayalı yiyecekler ( poğça vb. ) yasak ( kilo yapar zaten )
  10. Çikolata yasak ( olsun bitter yersin o bir şey yapmaz )
  11. Soğan, sarımsak yasak ( koku yapar zaten )
  12. Baharat içeren şeyler yasak ( yorumsuz )
  13. Kızartma yasak ( En güzeli ;) )
  14. Aspirin içmeyeceksin ( mideyi deler geçer vallahi aman ha )
Yemekleri yavaş yavaş ve iyice çiğneyerek yiyeceksin, mideyi zorlamayacaksın.

Bol bol süt içer, tahıl ürünleri yer, kraker tüketir, maden suyu içer formunu ve sağlığını korursun bebeğim. He yumurta akını ihmal etmeyeceksin kemiklerini zayıflatmayacaksın. Bir de güzel kızım bol bol tavuk ve türevlerini yiyeceksin. Yağsız peynir iyi gider bu duruma ve makarnayı seversin sen yaparız bol bol tavuklu makarna. Geçecek gülüm bunlar geçecek. Onu bunu kafana takmayacaksın; dertleri kederi çöpe atacaksın, bir de açlıktan çatlayacaksın takmayacaksın tak açacaksın :)...

Sevgilerimle...

Huzurda saklıyız...

14 Kasım 2009 Cumartesi




Gün geç doğacak gibi
Çoktan kışa çaldı sonbahar
Uyanmaya hazırlanıyor şehir
Bense uyumamışım hiç

Korkmuyorum artık karanlıktan
Bilirsin ürkektim zamanında
Ah şimdi sen burda olsan ya
Sarılsan bana

Mavi bir ışık doluyor odama
Ah bir de yağmur yağsa
Ve sen gelsen damlalarla,
Usulca yanıma



Sus!..
Uzaksın işte
Ne değiştirebilir bunu
Hangi zaman kavramında yok mesafe
Hangi yerde uzaklar yakın?
Varsa gidelim..


Burnumda bir zamanların kokusu
Kulaklarımda huzur veren bir ses
Hangi zamandan geldiğini bilmediğim bir duygu
Sarıyor bütün ruhumu

Sen ve ben
Işık ve huzur
Sakin bir köşeye çekilmişiz
En sonsuz zamanda
En güzel yerdeyiz
Sesin kulaklarımı okşarken
Tenin sarıyor ruhumu
Güvendeyiz...
Gerisi sadece sevgimiz...               
 

Birazcık da eleştiri...

12 Kasım 2009 Perşembe
Gün geçmeye görsün ki bir çok ilginç haber duyuyorum bilimum basın yayın organlarından. Şaşırıp kalıyorum gördüklerime duyduklarıma. Ki işin siyasi veya ekonomik boyutlarını geçtim, artık onlara şaşırmıyıroum tamin edersiniz ki. Dünyada ve ülkemizde o kadar ilginç olaylar gerçekleşiyor ki tepki verecek ifade bulamıyorum.. Bakınız efendim İngilterede 10 yıldır bir çok cinayet işleyen şizofren Peter Bryan ilk olarak 1994 de arkadaşını öldürekek beynini yedi! O zamanlar daha 20 yaşındaki Bryan tutuklanarak ceza evine kondu ta ki 2002 yılına kadar. Hapisten çıktıktan iki yıl sonra yine benzer bir cinayet işledi. Ve bu cinayetin ardından Bryan hastaneye yatırıldı. Hastanede de rahat durmayan Bryan orda da bir hastayı canice öldürdü. Ve bütün bunların ardından suç sorumsuz personele atıldı. Ne kadar da basit görünüyor öyle değil mi? Sadece sürekli öldüren ruh hastası bir adam. Peki hiç düşündünüz mü aramızda bunlardan kaç tane var? Ailesini öldüren babalar, annelerini öldüren evlatlar, kıskançlık krizine girip sevgililerini - eşlerini öldürenler. Bizim toplumunda bundan aşaya kalır yanı yokmş meğersem. Çivisini inatla çıkartıyorlar güzel ülkemin. Mesela en son öldürülen Hacker Musa var gündemde. Sanılıyor ki bu beyinden yararlanmak isteyen 17 - 18 yaşlarında biri tarafından öldürülmüş. Öldürülüşüde bir o kadar aceleci; başını taşla ezip insan öldürme zihniyeti gerçek olmuş bu olayda. Hayır anlamadığım nokta şu bu çocuk sana ne yaptı da böyle bir caniliğe başvurdun bilemedim ki? Beyninden yararlanamadım bari kafasını taşla ezeyim zihniyetimidir bu? Bu olaylar oldukça her kes korkar; çoluğunu çoccuğunu herkes sıkar bunaltır, ki haklıdırlarda. Efendim tamam bu olaylar iyi hoş da şu kıskançlık krizlerine girip ( yada altındda her ne varsa) kız arkadaşlarını canice öldüren erkeklere ne demeli ? Hayır şurda bir kişi ben Cem Garipoğlunun arkasındayım falanca iyi yapmış derse buyursun söylesin; bütün psikolojik tedavisini ben üstleneceğim !?!.. Bir o kadar değerli basın mensuplar ve televizyon kanallarıda bunları ısıtıp ısıtıp önümüze sunuyor ya helal olsun onlara. E şimdi ben neden korkmayayım sokakta yürürken; kendimi korkuya kalksam ben suçlu olmaz mıyım? Gairp ülkemin güzel insanları; nerden geldik dönüp bir bakın, sonra da nereye gittiğimize bir bakın.. Bu toplumda eğitimsizlik oranı bu kadar yüksek oldukça, gençlerin yöneleceği istediklerini yapabilecekleri alanlar olmadıkça böyle bunalıma girip ya adam öldürürler ya kendilerini asarlar ya da çalıp çırparlar.. Dur denmesi mümkün olmasa da siz kendinizi bu bataktan koruyun yeter.. Saygılar..

Kişisel Bunalım Anları Vol.I

10 Kasım 2009 Salı


Bu günlerde benim bile anlayamadığım bir anlamsızlıklar bütününün içersindeyim... Bir yandan gülüyor yüzüm ama an geliyor ağlamaklı oluyorum... Sebebini soruyorum kendime; neden bu anlamsız hüzün diye.. Hiç bir cevap bulamıyor şaşıp kalıyorum kendime... Seviyorum, seviliyorum; mutlu olmama yetiyor bu, hem de fazlasıyla... Aradaki uzaklığı hiç problem etmeden seviyorum hem de; fazla bir şey beklemeden seviyorum... An geliyor çok özlüyorum ama yine de dayanabiliyorum buna... Sorun bu değil anlaşılan... Ne o zaman? Neden ben böyle halsiz, uyku halinde, üşengeç bir varlık oldum? Acaba içtiğim ilaçlar mı bu hale getirdi beni; ya da geçmişten gelen yorgunluk mu? Uzunca bir koşturmadan sonra en niyahetinde verilen hayat molası beni daha çok yordu nedense.. Evden çıkmama isteğimin sebebini de üşengeçlik olarak alsam ele; hep ben derdim dışarda güzel bir hayat var, çıkıp gezmeli diye.. Kendimle çelişip bir türlü ilişemeyen bir bünye olarak sadece bir şeyler yapmak yetmiyor daha çok şey yapmalı diyebiliyorum... Ama ne yapmalı? Ah benim derdi bitmeyen dertli başım; sen ne zaman kendini toparlayacaksın?...

Hafif Müzik..






 Hafif müzik dinleyelim mi bu akşam ki yarın hafif meşrep olalım.. Ki yarın kolay olsun...

Be yourself no matter what they say...

6 Kasım 2009 Cuma

I'm an alien,
I'm a legal alien
I'm an Englishman in New York....

    Sting - Englishman in New York   ( Live at Montreux Jazz Festival 2006 )





İyi dinlemeler........

..

I'm waiting there for just Tomorrow..

System of a Down - BYOB ( Live in London )

3 Kasım 2009 Salı



Her gün bir doz alınız..

2 Kasım 2009 Pazartesi
Bu harika ses ve yorumlama yeteneği başka kimde var? Bir şarkı bu kadar mı tatlı söylenir? Lady Gaga'ya kesinlikle bin basarsın Cartman.. Kulağımda pas mas hiçbir şey kalmadı.. Her şey güzelde 'Pa pa pa pa Poker Face' derken beni benden aldın götürdün Cartman... Buyurun işte Cartman ve Lady Gaga'nın çok konuşulacak muhteşem düeti Poker Face;


cartman - poker face from Toma Koma on Vimeo.

Güne merhaba demenin değişik versiyonu... Vol. I

Garip bir insanım esasında efendim. Uyku tutmayan bir gecede daha keşif peşinde koşuyorum internet aleminde. Okuyurum, yazıyorum, bakıyorum, kurçalıyorum... Playlistimde birden bir şarkı çalmaya başlıyor; birden bire uyumuş uyanmış kadar oluyorum.. Hoşuma gidiyor tekrar tekrar dinliyorum. Ee bu kadar güzel bir parçayı bir o kadar güzel insanlarla paylaşmadan edemiyorum haliyle. Burunun efendim; iyi dinlemeler olsun...





Dream Theater - Home