Yasakların başı Müyap'a protesto
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
05:56
29 Eylül 2009 Salı
MÜ-YAP’ı protesto etmek için bu görselin yazıcıdan çıktısını alıp boş bir CD kapağına yerleştiriyoruz ve 23 Eylül Çarşamba sabah saatlerinden itibaren Mü-Yap Bağlantılı Hak Sahibi Fonogram Yapımcıları Meslek Birliği Kuloğlu Mah. Turnacıbaşı Sok. No:16 Kat:5 80070 Beyoğlu İstanbul adresine postalıyoruz! Bu bir “gerilla hareketi”dir ve MÜ-YAP’a yüzlerce, binlerce protesto CD’si ulaşacak. Eylem yalnızca bu “real spam” hareketiyle sınırlı kalmayacak, bunun ardından daha pek çok şey de yapılacak.
Desteğinizi esirgemeyin ve bunu olabildiğince çok yerde duyurun. Bu yazıyı kesmek, biçmek, kopyalamak serbesttir. *
Etiketler:
Müyap,
protesto,
yeter ulan
Tanımlanamayan İnsan Türü..
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
05:35
Etraftaki garip tipler son zamanlarda iki kat arttı; bu da yetmiyormuş gibi o tipler sadece etrafımda değil yakınımda da mevcut. Siz nasıl bir insansınız? diye sormaktan alamıyorum kendimi. Çorap değiştirir gibi kişilik değiştirmek nasıl bir insanlık ayıbıdır bir bilseniz. Önce kendi tabirleri ile emo takılıp, ardından gothic olup sonrasında post modern bir tiki olmak nasıl bir kişilik türüdür be kardeşim? Bundan bir sene sonra ne olacağını kestiremiyorum böyle insanların. Ha bir de özentilikte üstlerine yoktur bu şahısların, etraflarınadn neyi görürlerse onu yaparlar; kişilikleri yoktur, başkalarının kişiliklerini giyip çıkartırlar. Canları sıkıldığıkça müzik ve yaşam tarzlarını, dış görünüşlerini değiştirip eğlenirler bu zavallılar. En çok ne popülerse ona yönelen kişiliksiz kişiler en dibime kadar girmişken ne diyebilirim ki. Abuk subuk fotoğraflarıyla orda burda boy gösterip erkeklerin ve hatta bir kısım bayanların gözünde KAŞAR olarak adlandırılmaktan da zevk alıyor bu kişiler. Popülaritelerini kaybetmemek için yapmayacakları maymunluk yok; şahit oldum biliyorum.. Gerekirse orosbu olmak pahasına önüne gelen erkeği facebook denen zımbırtıdan ekleyip kişi listelerini 5000 e kadar çıkartabiliyorlar. Herkes yüzlerine söyelmeye cesaret edemeyip arkadalarından konuşurken içten içe üzülmekten başka bir şey yapamıyorum bu tanımlanamayan insan türü için. Atsan atamıyorsun, satsan satamıyorsun. Bazen boğasım geliyor, hatta boğmakla yetinmeyip saçlarını başlarını yolmak istiyorum. Böyle tiplerden uzak durulmalı, aksi halde çok tehlikeli olabiliyorlar; özellikle kıskanç ve kaprisliler. Dikkate alınız; tecrübe ile sabittir, böyle kişileri gördüğünüzde pılınızı pırtınızı toplayıp topuklayınız..
Dipnot: Gerçi kopyalar orijinallerini yaşatır ama bu kadar da kopya kişilikler olmasın orijinal olun birazcık. Ve lütfen beni de kopyalamayın, aksi halde uzun sarı saçlarınızı yolarken hiç vicdan azabı çekmeyeceğim..
( Bkz: Ruhun Sarışın )
Bir de şöyle bir şey var ( yoksa da olabilir )
Normal: Hani bugün 7 de buluşacaktık ne kadar unutkansın hede hödö bla bla...
Anormal: Sarışınım.
Normal: Anladım.. ( Kelimeler kifayetsiz )
Uzun bir aradan sonra Üniversite..
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
21:36
28 Eylül 2009 Pazartesi
Yaklaşık altı yedi aydır uğramıyordum çok sevgili üniversiteme. Benden sonra çok şey deyişmiş agalar. Okul nüfusu iki kart artarken, personeller iki kat sorumsuzlaşmış; ee burası Türkiye olur böyle. Gittim bir güzel derslerimi seçtim ettim; iyi hoş da bu kalabalık beni öldürecek bu sene. Tıklım tıkış göt içi kadar bahçede dönüp duran insancıklar başımı döndürdü doğrusu. Okulun havası değişmiş; nedendir bilmem, son senem olmasının getirdiği bir rahatlık herhalde. Her şey iyi güzel de salak oranında artış gözlemledim bu sene. Öyle böyle akademik hayat yoracak beni. Her güzel şeyin bir zorluğu vardır demiş büyüklerimiz. Hadi bakalım hayırlısı olsun hakkımda.
Etiketler:
Akademik Hayat,
Üniversite
Bu bok süper bok.. ( Portekizden Esintiler I )
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
07:14
26 Eylül 2009 Cumartesi
Yarra Yering şaraplarından sonra en ilginç isime sahip içki olma katagorisine girer Super Bock. Bizzat gözümle gördüm, şaştım kaldım. Web kameranın karşısında birasını keyifle yudumlayan canım kardeşim güzel insan Efes bok yemiş ne varsa Süper Bock da var deyince Portekiz' e gitmekten vaz geçme raddine geldim. Almayanı dövüyorlar orada; 10'lu kutusunu 3 euro ya satıyorlar, hey maşallah güzel ülkemde biz kazık yiye duralım. Tadı da fena değilmiş kardeşimden aldığım duyuma göre; evet evet ithal edilmeli bu bira ülkemize. Onlar orda sudan ucuza içerken Super Bock' u biz burda bok gibi para akıtırz bu biraya o ayrı mevzu. Gidip, görüp, deneyeceğim; süper bir bok yiyip geleceğim... Hadi bakalım hayırlı işler.
Ayrıntılı bilgi için tıklayınız bilgi edininiz, öğreniniz.
Etiketler:
Portekiz,
Super Bock,
Yiyecek- İçecek
Ayrıntılı bilgi için tıklayınız bilgi edininiz, öğreniniz.
Bu neyin bedeli?
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
08:09
21 Eylül 2009 Pazartesi
Uykusuz bir gecenin sabahına çöker hüzün,
Muhabbetten yoksun hayaller sarar bedeni,
Kim demiş acılar azalır düşünmedikçe,
Zamanın akıp gidişi hangi anıları da götürür beraberinde?
Kim bilir nerede şimdi uzaklardaki dostlar,
Yakında olmasalar da her an hatırdadır onlar.
Kimse bilmez içindeki büyük sevdayı,
Dostlar bilir dostlar anlar kafandaki dünyayı.
Yoksul çocuklar yolunu kaybetmiş savrulur sokaklarda,
Kim bilir hangi biri aç, hangi bir tok bu kavgada,
Onlardır asıl hak eden mutluluğu ama elleri bomboş hala,
Belki bir gün güler yüzleri hak yerini bulur zamanla.
İnsan oğlu bencil olmuş var oluştan bu yana,
Bir verip on istemiş, gözü doymamış buna da,
Ne dost bilirdiler, ne merhamet işleri güçleri mal da,
Bu devran böyle mi döner, hak neden haksızda?
İsyan etmek günahsa neden mutsuz gönüller?
İsyan etmeden olmuyor ki elde var hüzünler,
Gözlerden akan yaşlar dinmek bilmez ürerler,
Hangimiz masumuz şu dünyada, neden bu hep haklı düşünceler?
Kim demiş ki bedeli ödenmeli her şeyin?
Mutluluğa var mı bedel, hüzünle mi ödenmeli?
Asıl acı çektirenler en büyük bedeli ödemeli,
Zaman geçtikçe ölüyor ruhlar, birileri buna dur demeli.
Akan kanlar ne için, hak buldu mu yerini?
Gönüllerde acılar, giden döner mi geri?
Hangi masum hak etti, ölümle yazıldı kaderi?
Bu neyin kavgası, bu hangi günahın bedeli?..
Yok olan gelecek hangi yüreklerin eseri?
Emanet bu mu yarına, dünün nerede emeği?
Çalınmış gelecek ne için kaybedil meli?
Olsun varsın hüzünler bu düzen değişmeli..
Kanda Dem, Demde Keder...
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
08:34
20 Eylül 2009 Pazar
Bir kadeh demde keder, kanda dem var.. Hüzün var şarkıların namelerinde, acı var gönüllerde.. Şarkılar güzel hala ama solmuş gönlümün aşk bahçeleri. Zaman daraldı ey dostlar, ben bu sabah da akıtırım kanıma demi; güzel olsun ruhlar. Dinmek bilmez akan dem damarlarımdan; hüzün güzel hala, güzel masallar. Zaman tükendi ey dostlar; kadeh deki dem tükenmesin.. İçerim ben bu sabah; mezem hüzünlerim olsun... Keyfim yerinde bu sabah; gönlümü çalan yare selamlar olsun. Beklemekle geçen ömrüm uzun olsun.. Kanda dem, demde keder, kederde sen varsın... Özlemek zor ama; sen bu sabah beklenen şarkısın..
Sinir, stresten arınan bünyenin rahat hali...
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
14:14
19 Eylül 2009 Cumartesi
...Bir demet mutluluk...
Bir şey mi demiştiniz?
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
10:07
18 Eylül 2009 Cuma
Dünyanın çıkan çivisini ben takmayacağım yerine, ya da basite indirgemeyeceğim hayatı. S.klmiş dünyanın derdi bana kalmadı onca derdin arasında. Pek de umurumda değil terse dönen çarkın takılıp durması her saat başı, dakikaların benden çaldıkları umurumda benim. Zamanın kalıntıları b.k çuvalında birikirken ben yoktum aranızda, kendi derdime düşmüş koşturuyordum satır aralarında. Cümle başlarında " ah ulan " çekmek kimi olsa yorar, ben miyim suçlu? Kim sundu önüme bu hayatı; ben ne istedim bana ne verdiniz, pardonda siz sevginin " s " sini dahil bilmezsiniz. Sevdikçe çoğalır iyilik diye öğrettiniz bana ilk okul sıralarında. Lisede hayatın gerçeklerini (..) soktunuz içime, üniversitede hayatımı s.ktiniz. Kitaplar dolusu bilgiyi dayadınız önüme, ite kaka öğrettiniz ama bana hayatı öğretmediniz ( merak etmeyin o kendini ite kaka öğretti ). Önüme seçimler sundunuz; çözümleri vermediniz, hep içimi kemirdiniz. Ödemem gereken bedelleri ödettiniz; bir de onunla yetinmeyip fazlasını istediniz. Ruhumu cımbızla içimden çektiniz; benden bir ruhsuz yarattınız, sonra hesabı bana kestiniz. Hep beni suçladınız; bir şeylerin sorumlusu yaptınız, hiç anlayıp dinlemediniz. Zamanımı çaldınız, mutluluğumu fitil fitil burnumdan getirdiniz; hiç pişman olup al bu da senin gülümseme payın demediniz. Beni mutsuz ettiniz, zorladınız, kırdınız sonra gülümseyince, mutlu olunca yalancı dediniz; bana yalanı siz öğrettiniz. Dürüst oldum, dobra oldum yine de küfür ettiniz, bir kere de takdir etmediniz. Söyleyin benden ne istediniz? Şimdi kalkıp küfretsem kendime, becersem içimdeki çocuğu; ayıplar mısınız beni? Afedersiniz; sizden peydahladım onu, siz daha iyi bilirsiniz..
TiramisuM ve MochashakeiM
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
08:46
16 Eylül 2009 Çarşamba
Ailecek çok severiz biz tiramisuyu; daha doğrusu benim tirsmisumu. Öyle her tirsamisuyu yemeyiz biz. Bir farkı yok tabi diğerlerinden ama insan emekle yaptığı tiramisuyu yerken daha büyük bir zevk alıyor. Tiramisu zahmetli bir tatlı aynı zamanda baya bir dağınıklık yaratıyor hazırlanış süreci. Ve tiramisunun yanında özel tarifli mochashake de olmazsa olmazdır. Önce tiramisumuzun, ardından da özel tarifli mochaskaelerin tarifi;
Tiramisu:
Malzemeler;
2.5 su bardağı süt
2 yumurta sarısı
2 yemek kaşığı un
1 yemek kaşığı nişasta ( buğday nişastası tercihimdir )
2 çay bardağı toz şeker
1 paket tuzsuz labne peynir
Toz kakao
Pasta tabanı (kakaolu veya sade) , bulabilirseniz kedi dili ( büyük pastahanelerde mevcut)
Sosu için;
Nescafe ( her bardak için iki tatlı kaşığı )
Ilık su ( iki büyük bardak )
Tercihen likör ( kahve veya karemalli güzel oluyor; ölçüsü de her bardak için yarım çay bardağı )
Hazırlanışı;
Öncelikle pasta tabanı ile olan tarifi yazacağım. Kedi dili kısmı tarifin en sonundadır.
İlk önce orta boy bir tencerenin içerisine sütü, unu, nişastayı, yumurta sarısını ve şekeri ekleyip blender ile şeker eriyene ve topaklar kaybolana kadar önce düşük sonra hızlı ayarda 1 kaç dakika çırpın. Ardından tencereyi orta ateşte muhallebi kıvamına gelene kadar pişirin ( eğer ki koyulaşmaz ise bir miktar daha nişasta ekleyebilirsiniz, kıvam ne çok yoğun ne de çok akışkan olmalı ). Pişen karışımı soğumaya bırakın.Soğuyan karışımın içerisine labne peynirini ekleyip karışım pütürsüz olana kadar blender yardımı ile çırpın. Ilık su, nescafe ve tercihen likörü bir bardakta karıştırın. Pasta tabanının önce ilk katını ıslatın ( çok fazla ıslatmazsanız daha iyi bir sonuç alırsınız, aksi halde lapa olur). İlk katı yeteri kadar labneli karışım ile kaplayın. Ardından ikinci katıda aynı şekilde ıslatın ve ilk katın üzerine kapatın. Üstündeki kuru kalan yerleri de hafifçe ıslattıktan sonra kalan karışımla üst kısımı ve yanları iyice kaplayın. Soğuması için dolapta bir kaç saat bekletin. Servis etmeden önce üzerini kakao ile süsleyin ( Çay süzgeci ya da minik bir süzgeç kullanın). Eğer ki kedi dili ile yapacaksanız kedi dillerini iyice ve tek tek ıslatmalısınız, çünkü kedi dili oldukça serttir.Kedi dillerini ıslattıktan sonra ilk katı dizin ve üzerini karışımla kaplayın, ardından ikinci sırayı da ıslatın ve tekrar üstünü karışımla kaplayın. Dolaptan aldıktan sonra yine kakao ile süsleyin ve servis edin.
Mochashake:
Malzemeler;
Soğutulmuş süt
Nescafe
Kakao sosu
Şeker
Buz
Hazırlanışı;
Tercih edeceğiniz bardak ve kişi sayısına göre sütü ayarlayın ve geniş - derin bir kaba boşaltın. Bardak başına 2 kaşık nescafeyi ( büyük bardaklar için, eğer bardak küçükse miktarı azaltın ) süte ekleyin. Ardından isteğe göre şeker ve bardak başında yarım çay bardağı kakao sosunu süte ilave edin. Blender la iyice karışana ve köpürene kadar çırpın. Ardından bardaklara dökün buz ilave ederek servis yapın.
Afiyet olsun.
Kısa Günün Kârı..
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
03:25
15 Eylül 2009 Salı
Kısacık bir gün içerisinde neler yapabilir insan? Hiç hayal ettiniz mi bunu? Bir çok şey yapılabilir aslında hantallıktan kurtulmak adına. Mesela yürüyüş yapılabilir en basitinden; çiçeklerle dolu bir bahçede. Sahile inip denizin tadı çıkartılabilir bir fincan kahve eşliğinde. Mutlu olmak için ufak şeyler yeter aslında; çok büyük şeyler beklemeye gerek yok ki hayattan. Mutluluğu yaratmak hiç zor değil. Çilek dolu bir kabın içerisine kakao sosu dökülüp keyifle yemek bile insanı mutlu edebilir. Ya da televizyonun karşına geçip ayakları uzatıp hoş bir programı bir fincan kahve eşliğinde izlemek sizi rahatlatabilir. Bir şarkı bile mutlu etmeye yeter bazen. Mutluluk da mutsuzluk da insanın elinde. Mutlu olmak için sebep çoktur; mutsuz olmak sadece bir seçimdir. Kısacık günü kârlı bir şekilde bitirmek hiç de zor değil. Hadi gidip kendinize bir bardak kahve alın ve müziğin keyfini çıkartın...,
Alanis Morissette - Head Over Feet
Beni Aynı Eskisi Gibi Deli Sanıyorlar..
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
09:49
14 Eylül 2009 Pazartesi
Yalşanmak bu olsa gerek; hayat enerjimi kaybettim... Dinlenmek, dinlenmek, daha çok dinlenmek istiyorum. Yıllardır uyumamış gibiym; saatlerce hatta günlerce uyuyabilirim. Hayat enerjim nereye gitti bilemiyorum ama dışardan bakanlar beni halen deli dolu, enerjik sanıyor. Oysa nerde elimi kaldırıp saçımı düzeltecek halim yok. Neler oluyor bana böyle? Ben neden normal insanlar gibi geceleri uyuyamıyorum ? Normal bir insan yaklaşık 8 saat uyurken ben neden 16 saat uyuyorum. Bu böyle olmayacak yarından tez yok buna bir çözüm bulmalıyım; biri bu gidişe dur demeli. Bir kaç hafta sonra okıllar açılacak ve benim düzenli bir uyku sistemim yok. Böyle devam ederse ikinci öğretime dahil geçsem derslere geç kalırım. Aman Tanrım durumum ciddem vahim. Sırtımda sanki yük taşıyor gibi yorgunum oysa ama neden uyuyamıyorum, NEDENNN ! O kadar yaşlanmış ve yorgun hissediyorum ki elimde bir tek bastonum eksik. Eskisi gibi deli dolu olmak istiyorum ben! Yaşam enerjimi çalan şey sana sesleniyorum; acilen buna bir son ver ben de insan gibi yaşamk istiyorum. Heytt uleynn; yine de mutluyum...
Adettendir bir şarkı eklemek;
The Rolling Stones - Happy
Hatırlıyorum.. O zamanlar bahardı..
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
03:24
13 Eylül 2009 Pazar
Bir koku var duyduğum.. Geçmişin tozlu sayfalarından gelen.. Özlediğim güzel günlerin hatıraları fırlıyor yerlerinden. Sevdiğim şarkıların notalarını duyuyorum ama hepsi yabancı artık. Yürüdüğüm sokaklardan geçmek istiyorum; korkuyorum yapamıyorum. Gördüğüm rüyalar bile hatırımda hala; sana dair olanları sadece aslında. Bir zamanlar içten söylenen sözler artık yasak; hem de pisi pisine. Bir ton saçma sebepten başımıza gelenler nasıl kabullenilir ki? Şimdi diyorum geçmiş uçup gitse; ama korkuyorum seni unutmak ya beni daha çok üzerse. Olmasın eskisi gibi; razıyım her şeye. Yeter ki hayatımda ol her ne şekilde olursa. Yeter ki yanımda ol; küçük bir parça olayım hayatında. Öyle güzeldi ki her şeye rağmen. Unutamam hiç bir saniyesini hafızamı kaybetsem bile. Tüm mevsimleri çok severdim ama o zamanlar bahardı. Öyle güzel gözlerin vardı ki beni benden alırdı....
Uykusuz Her Gece;
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
05:59
12 Eylül 2009 Cumartesi
Günaydınlar olsun uyumamış gecenin uyanmayan sabahına. Bu bünyeyi yine uyku tutmuyor bu şahsiyet yine uykusuz. Ne yapsın ne etsin, düşündü taşındı; attı kendini çok sevgili bloguna. Yazayım dedi bir kaç satırcık içimde kalacağına. Uykudan nefret eder hale geldi artık bu bünye; yok ne yapsa uyuyamıyor. Bir saat döndü durdu yatağında nafile. Canına tak etti sonuna. Şimdi yeni keşfettiği progressive rock grubu Blackfield' ı dinliyor. Pek bir güzel bu grup; şarkıları hoş, dinlendirici, anlamlı... Yapacak pek bir şey yok bu saate; muhabbet edecek pek kimsede yok, e doğal olarak sabahın beşinde bu durumu yadırgamamak gerek. Film izlemek en iyisi kanımca; şöyle kafa ağrıtmayan sakin bir film, romantik bir komedi iyi gider. Göz yaşı da döktürsün azcık iyi gider bu saatlerde. Off sigara da bitiyor; işin yoksa bakkala git, açık bakkal ara şimdi sabahın beşinde. Neyse bir kaç saat içmezse ölmez insan; sabredelim azcık. Moralim kötü sayılmaz bugün; garip yorgunluğun dışında. Bir de temizlik yapılacak ilerleyen saatlerde; ortalık toparlanacak, önemli bir dost gelecek ziyarete düzgün olmalı her yer. Severim kendisini; bizim mutlu naif biridir. Sakin, sessiz, yeri geldimi komik, duyarlı, sevgi dolu bir kızdır kendileri. Sizden iyi olmasın da iyi biridir. Güzel mavi gözlere sahip, baktıkça bakası geliyor insanın. Her neyse işte öyle blogcuk ve sevgili blog okuyucuları; bize ayrılan sürenin şimdilik sonuna geldik. Ben pek sevmem kendimden bahsetmeyi ondan kısa keseyim; başka zaman başka duygularla dökerim içimi uzun uzun...
Saygılar...
Hüzün Kovan Kuşu.
Bir de güzel bir şarkı paylaşıvereyim Blackfield'dan.
Offf Hayat çok yordu beni, mola istiyorum...
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
02:17
İnsanlar neden hep meşgul? Neden hep bir şeylerin peşinde koşuyorlar. Durup dinlenemez misiniz biraz? Bu aceleci tavırlarınız beni yaşlandırıyor.
Garip bir hava var dışarda. Hafiften yağmur başladı, hoş bir toprak kokusu geliyor burnuma. Sırtıma soğuk bir rüzgar esiyor ama ben terliyorum. Sebep ne? Yoksa ben anormal miyim?
İnsanları seviyorum. Acaba veridiğim sevgiyi hak ediyorlar mı? Benim onları sevdiğim kadar beni severler mi? Sahi ben sevilmeye değer biri miyim?
Güneş parlıyordu sabah ama sanırım yarın etraf karanlık ve kasvetli olacak. Yağmuru seviyorum ama Güneş de olsun aynı zamanda. Kasvetli havalar içimi karartıyor; püfff bunalıyorum.
Canım sıkılıyor geceleri; gündüzleri demeliyim daha doğrusu, gecem gündüzüm oldu şu aralar. Yapacak bir şey bulamamaktan sıkıldım. Aslında yapacak çok şey var ama hepsi boş geliyor bana. Geceleri uykum gelsin istiyorum, düzenli bir hayat lazım bana.
Yazı çok sevmiştim oysa; nerden çıktı bu fırtına. Şimdiden özledim güneşi; gelecek yaz biran önce gelmeli aslında. Çok sağlam planlarım var; tabi vakit ve nakit olursa.
Miami ye gitmek istiyorum; palmiyelerin altında güneşlenip, soğuk bir içicek içmeye ihtiyacım var. Sıcak esen rüzgar, altın gibi kumlar, masmavi ve tertemiz bir deniz. İnsanın canı çekiyor fazlasıyla.
Kalabalıktan sıkıldım açıkçası; gürültüden, trafikten, birbirlerine çarparak yürüyen insanlardan. Herkesi toplayıp görgü kuralları öğretilmeli. Dışarıda bir sürü iki ayaklı insan dışı varlık var.
Kendimi seviyorum. Memnunum kendimden. Ama asla kendini beğenmiş değilim. Elimdekinden fazlasını istemiyorum yeter ki huzur olsun.
Annemi seviyorum. O benim her şeyim. Onu sevdiğimi söylemekten bıkmıyorum, usanmıyorum. Sanırım bu sevgi beni öldürecek.
Artık değişik bir şeyler yapmak istiyorum. Mesela kesilinceye kadar yüzmek, kayak yapmak, her gün olağan şeylerin olmadığı bir gün geçirmek gibi.
Özlemek istiyorum ama hiç bir zaman adam gibi özleyemiyorum. Sorun bende mi bilemiyorum ama sanırım duygusuzlaşma evresine giriyorum.
Hayat aslında çok yordu beni. Yeterince mutluyum ama ruhum yorgun. Durup nefes almak, kısa bir süre mola vermek istiyorum...
K.I.R.M.I.Z.I
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
01:29
Şu dakikalarda kırmızıya fena halde takmış durumdayım. Bilgisayarımın, internet tarayacımın, telefonumun her bir şeyimin temasını kırmızıya çevirdim. Bilgisayarıma da duvar kağıdı olarak kırmızı kocaman bir dudak koydum. Bilmiyorum ama çok fena taktım bu sefer kırmızıya. İnsanın iştahını açıyor resmen; çok fena acıktırdı, gidip mutfağa bir şeyler yemeliyim sanırım. Bu kez biraz abarttım Msn temam dahil kırmızı, hatta ve hatta bilgisayarımın açılış ekranı bile. Kırmızı bir topuklu ayakkabı ve gömlek tarzı bir üst istiyorum kendime ve kırmızı kocaman boncuklu takılar. Kırmızı bir kot pantolonda hiç fena olmaz aslında. Kırmızı çerçeveli bir güneş gözlüğüne de olsa tam olacak sanırım. Ve kırmızı bir ceket. Kan kırmızısı rujuma hastayım zaten ezelden beri ve kırmızı ojelerimi dehşet severim. Sanırım bu sefer çok fena cozuttum. Seviyorum KIRMIZI seni, hem de çok...
Dipnot: Kırmızı dudak olan duvar kağıdının büyük çözünlürlüklü halini resime tıklayarak indirebilirsiniz.
İki Aşkım: Espresso ve Cafe Latte...
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
23:40
11 Eylül 2009 Cuma
Espresso, koyu kavrulmuş, Türk Kahvesi kadar
olmasa da,yeteri kadar ince çekilmiş ve
Espresso makinesinin kahve haznesinde (tek bir ölçü için yaklaşık 7 gr.) sıkıştırılmış kahveden geçirilen basınçlı 30 ml'lik sıcak suyun (90-96 derece) yaklaşık 20 saniye boyunca bardağa boşalması ile hazırlanan İtalya'ya özgü bir kahve türüdür. Ve oldukça sert olup aynı zamanda damak tadına göre de oldukça lezzetlidir.Uykusuz günün ardından sert bir uyandırıcı olan espresso çoğu zaman hayat kurtarıcıdır. Ve en sevdiğim kahve çeşitlerinin başında gelir. Yoğun aroması ve sert tadı favorimlerimden biri olmasının sebebidir.
olmasa da,yeteri kadar ince çekilmiş ve
Espresso makinesinin kahve haznesinde (tek bir ölçü için yaklaşık 7 gr.) sıkıştırılmış kahveden geçirilen basınçlı 30 ml'lik sıcak suyun (90-96 derece) yaklaşık 20 saniye boyunca bardağa boşalması ile hazırlanan İtalya'ya özgü bir kahve türüdür. Ve oldukça sert olup aynı zamanda damak tadına göre de oldukça lezzetlidir.Uykusuz günün ardından sert bir uyandırıcı olan espresso çoğu zaman hayat kurtarıcıdır. Ve en sevdiğim kahve çeşitlerinin başında gelir. Yoğun aroması ve sert tadı favorimlerimden biri olmasının sebebidir.
Cafe Latta bir ölçek espresso ve 2 ölçek sıcak süt karışımı ve bir miktar sütün köpürtülüp üzerine eklenmesi ile oluşan kahve çeşidir. Kökeni İtalya'ya dayanır. Espressoya göre içimi daha kolay ve yumuşaktır. Sert tatları sevmeyenler için hoş bir alternatif olan Cafe Latte muhteşem bir aromaya ve Espresso' nun hafifletilmiş sertliğine sahiptir. Yaş pasta ve tiramisu ile oldukça güzel uyum sağlar.
True Romance
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
19:17
Quentin Tarantino' nun muhtesem senaryosuyla, Tony Scott'un yönetmenliğinde harika bir film True Romance. Senaryosu ve oyuncuları ile dikkat çekerek yapım, kült film kategorisine girmeye hak kazanmıştır. Öncelikle kısaca özetini geçelim bu güzel filmin, ardından izlenimlerimi aktarmayı uygun buluyorum;
Bir çizgi roman dükkanında çalışan çekingen ve asosyal bir tezgahtar olan Clarence Woley, nadiren dışarı çıktığı gecelerden birinde karşılaştığı çekici bir kadın olan Alabama'ya ilk görüşte aşık olur ve aşkına karşılık bulur. Fakat bir süre sonra Alabama'nın patronu tarafından ona gönderilmiş bir fahişe olduğunu öğrenir.
Alabama "kötü yol"a düşeli pek fazla olmamıştır, ve yol yakınken dönmek istemektedir... Aşık olduğu Clarence ile birlikte yaşamaya başlayıp fahişeliği bırakmak tek amacıdır, fakat bu fikrin patronu Drexl'ın pek hoşuna gitmeyeceğini de bilir.
Clarence umursamaz bir tavırla Drexl'a haberi verip Alabama'nın eşyalarını toplamaya gider, ve oradayken Drexl'ı da öldürür. Alabama'nın çantası sanarak yanına aldığı çantada ise beş milyon dolar değerinde kokain vardır. Çantayı yanlarına alarak kaçmaya karar veren ikilinin peşine mafyanın düşmesi uzun sürmez.
IMDb puanı: 7.9
Gelelim izlenimlerime;
Hayatımın ikinci filmi olamaya hak kazanmıştır bu film; oyuncuların harika performanslarıyla ve kusursuz senaryosu ile. Böyle bir aşk kaldı mı dedirtiyor insana. İnsanın yeri geldimi içini acıtan yeri geldimi hop oturtup hop kaldıran sahneleriyle kusursuz bir film bana göre. En etkilendiğim sahne filmin sonundaki otel odasında ki çatışma sahnesi olmakla beraber , filmin finali de oldukça duygusaldır.Brad Pitt'in taa ozamanlardan nasıl bir oyuncu olacagını işaret eder aynı zamanda film, kısa bir sahnede dahil rol almış olsa da tiripleri de bir okadar akılda kalmıştır. İnsanda farklı duygular uyandıran True Romance kelimelerle pek fazla anlatılamaz, izleyip görmenizi tavsiye eder şimdiden iyi sehirler dilerim...
Filmden kısa bir kesit ;
Ve filmin harika müziklerinden biri...
Happy Milk
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
18:48
Evet, evet süt içmeyi çok seviyorum. Hatta süt dayanmıyor bana. Sade içmeyi pek sevmiyorum açıkçası, özel karışımlarım var. Mesela soğuk süt ve nescafe ikilisini çok seviyorum. Ayriyetten yaptığım özel mocha shakeler de oldukça lezzetli oluyor. Hem kendim severek içiyor hem de gelen arkadaşlarıma gururla ikram ediyorum. Özel milkshake tariflerime de her gün bir yenisini ekliyorum. Tatları cidden harika oluyor. Reklendirici, boya veya herhangi bir kimyasal madde kullanmadan tamamen doğal meyvelerle ve malzemelerle yapıyorum bu çıldırtan karışımları. Şu anlık tüm tarifleri saklı tutuyorum fakat gelecek günlerde bu yapması basit ve eğlenceli tarifleri sizlerle de paylaşacağım. Süt sağlıktır; sade içmeyi sevmiyorsanız en basitinden bir tatlı kaşığı nescafe ve şekerle tatlandırarak içebilirsiniz. Sıcak yaz günlerinde soğuk bir bardak nescafeli süt cidden insanın içini serinletiyor. Kışınsa ılık süt, bal ve nesquik karışımı vazgeçilmezim. Şiddetle tavsiye ederim.
Mim: Mrs. Baros
Pulp Fiction
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
05:15
Quentin Tarantino tarafından yönetilmiş, Roger Avary ile birlikte senaryosu yazılmış, 1994 yapımı, kült kabul edilen bir filmdir. Ucuz Roman, En İyi Film dahil 7 dalda Oscar'a aday gösterilmiş ve En İyi Orijinal Senaryo Oscarı'nı almıştır. Aynı zamanda 1994 Cannes Film Festivali'nde en iyi film ödülü olan Altın Palmiye Ödülü'nün sahibidir. IMDB tüm zamanların en iyi filmleri sıralamasında 5. sıradadır.
Cidden aldığı tüm ödülleri ve IMDB deki yerini fazlasıyla hak eden film, hayatımın filmi olma özelliğini de taşımaktadır. Beni benden alan kimi sahneleri vardır ki azım açık izlemişimdir. Hadi şimdi sıkıyorsa kurtar kıçını bakiyim diye bağırdığım her sahnenin ardından başarıyla yırtan karakterlerimiz bende büyük hayranlık uyandırmıştır. Heleki zenci karakterimizin adamların sırasıyla kıçını tekmelediği sahnedeki harika mizansen ve replikler beni çılgına çevirmiş yürü be oğlum kim tutar seni şeklindeki sözlerimle desteklenmiştir. Kurşunların isabet etmeden duvara saplanışıda manevi bir güçtür kimse inkar edemez. John Travolta' nın arabada adamın kafasını kazaran dağıtması ve ardından gelişen olayları büyük zevkle izlemiş işte şimdi sıçtılar lafını tekrar ederken tekrar paçalırını kuratarmaları bende ikinci bir hayranlık uyandırmıştır. Helal olsun diyorum; senaristi, yönetmeni, oyuncuları ve diğer ekip elemanlarını ayakta alkışlıyorum...
İşte Harika Final..
Ve işte filmin harika final şarkısı..
More Pain for Truth
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
04:47
Gerçekler kalbi acıtır. Ama derler ki gerçekçi olabilmek için acı çekmek de gerekir. Dişlerini sıkıcaksın yeri geldimi, kalbin acıyacak ama beyinin gücünü kaybetmeyecek her şeye inat; yoksa olamazsın gerçekçi. Kalbinden damla damla kanlar süzülürken her şeye inat güleceksin. İçin yandığı halde gerektiği gibi oynayacaksın oyunu; yoksa kaybedersin. Gerekirse belli etme sevdiğini; o nasıl istiyorsa öyle olsun, ama ne olursa üzme kendini. Bir sevgi için elinden geleni yaptıysan ve olmadıysa üzülmeyeceksin. Hayat devam ediyor unutmayacaksın bunu. Canın çok acıyacak elbet ki; göz yaşlarını içine akıtacaksın yeri geldimi; yüzünde sahtede olsa bir gülümseme olacak. Hem emin ol tercih etmezsin içindeki acıyan kalbi görmesini. Bu bir yalan değil; hem böylece onu da mutlu edeceksin. Seven sen değil misin? O halde fedakarlık edeceksin; her şeye inat güleceksin. Gerçek için daha fazla acı çekeceksin ama asla yenilmeyeceksin..
Bunlardan İstiyorummm!!..
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
03:54
10 Eylül 2009 Perşembe
Odamdan çok sıkıldım artık, yenilemek istiyorum. Kırmızı, siyah ve beyazın hakim olduğu sade bir oda istiyorum. Fazla eşya olmamalı ve hareket alanı geniş olmalı rahat edebilmem için ( Yeni yerleşeceğim oda oldukça büyük ). Ruh halimi yansıtan objeler tercih etmeyi düşünüyorum. Hayallerimde canlandırdığım ve yakın zamanda hayata geçirmeyi planladığım odamda bulunmasını düşündüğüm eşyalar ve objeler;




Binbir Yüz Hüzün Kovan Kuşu
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
02:37
9 Eylül 2009 Çarşamba
Obsesif Hüzün Kovan Kuşu: Öyle takıntılı ki bu kız pireyi deve yapar; taktıkça takar sonra gider saatlerce vicdan yapar. Beyinin içersinde dönen düşünceleri kontrol edemez bir ona takar bir diğerine, ardından bütün gece uykusuz kalır. Yaptığı şeyleri takar bu kız; keşke yapmasaydım der kendini yer yer bitiremez.
Uykusuz Hüzün Kovan Kuşu: Genelde uykusuzdur bu kız, pek sevmez uykuyu. Bundan dolayıda her zaman uykusuzdur. Yorulmak nedir bilmez; geceyi sabah eder, ardından sabahı gece eder yine de uyumaz bu kız.Kafaya ya bir şeyleri takmıştır, ya da uyumaktan daha önemli işleri vardır. Zaman değerlidir, uyumak bir yerde yarı ölüm sayılır..
Miskin Hüzün Kovan Kuşu: Bu kız ruh halinin değişimine göre canı isterse kıçını saatlerce koltuktan kaldırmaz. Elini yere uzatıp düşen çakmağı, sigarayı, kumandayı almaktan aciz hale gelir. Uyumaya dahil üşenir; çünkü hali yoktur, keyfi öyle ister, canu sıkkındır... .Bu miskinlik bazen o kadar ileri gider ki odasında adım atmaya yer kalmayıncaya kadar süre bilir.
Sinirli Hüzün Kovan Kuşu: Zor sinirlenir ama sinirlendimi gözü hiç bir şey görmez. Bağırır çağırır, terör estirir. Suyuna gidilmezse kıyametler kopar. Sonu ya hüsranla ya da kendini parçalamasıyla biter. Hep de sinirlenip bağırındığı, karşısındakini kırdığı için pişan olur; içten içe kendini yer.
Romantik Hüzün Kovan Kuşu: Bu kız inanamayacağınız kadar romantiktir. Sevdiği insan için yapamayacağı şey yoktur. Romantizimden anlar, en güzel süprizleri kafasında beş dakikada planlar. Sevdiğini mutlu etmesini çok iyi bilir. Küçük jestler yapmaktan hoşlanır. ( Seni seviyorum kuzum )..
Hamarat Hüzün Kovan Kuşu: Aslında bu kız çok hamarattır, bakmayın öyle miskin durduğuna. Keyfi yerindeyse mutfakta harikalar yaratır, evi pırıl pırıl yapar. Elinden her iş gelir bu kızımızın. Elektirik işlerinden, boya badanaya; mutfak işlerinden temizliğe kadar her şeyi çabucak ve hatasız yapması övündüğü bir durumdur.
Sportif Hüzün Kovan Kuşu: Bu kızımız sporu çok sever. Koşar, çok iyi yüzer ve hobi olarak buz pateni ile ilgilenir. Özellikle yüzerken ve buz pateni yaparken çok zevk alır. Aslında biraz tehlikelidir; engin denizlerde korkmadan açılır.
Hayvan Sever Hüzün Kovan Kuşu: Kızımız hayvanları da çok sever. Dünya tatlısı bir köpeği ve minicik bir su kaplumbağsı vardır. Hayvanlardan asla korkmaz ve her cinsini ayırmadan sever ( Böcekler hariç ). Havanları sevmeyen insanları sevemez ver de ekler; canım kızım prenses seni çok seviyorum =)...
Duygusal Hüzün Kovan Kuşu: Bu kız çok duygusaldır bir bakıma. Duygularını gizlmekten çekinmez, gocunmaz, gurur yapmaz. Göz yaşlarının akacağı varsa gerekirse yetmiş milyonun önünde de akıtır. Güleceği varsa en yersiz durumda bile çekinmeden güler ortama neşe katar. Sevdiğini gizleyemez, açık sözlüdür, azına geleni pat diye söyler.
Espiritüel Hüzün Kovan Kuşu: Komiktir, güldürmeyi sever. Anlamlı şaklar yapmayı, ortamı neşelendirmek hoşuna gider. Ağlayan bir insanı bile kolaylıkla güldürebilecek potansiyele sahiptir. Ortamların aranan insanıdır :P
Sabır Taşı Hüzün Kovan Kuşu: Sabırlıdır bu arkadaş yeri geldimi dişlerini sıkar, yumruklarını sıkar sabreder. Kol kırılır yen içinde kalır ama öyle anlar olur ki çatlar sabır taşı. Yine de var gücüyle dayanır. Hayatta onu zıvanadan çıkartmayı başaran kişilerin sayısı 3 ile sınırlıdır.
Teknoloji Manyağı Hüzün Kovan Kuşu: Bu kızımız teknolojiyi yakından takip eder. Bütçesi yettiği kadar yenilik nerde o ordadır. Teknolojiyi o kadar çok sever ki odasında kıyafetten çok teknolojijk alet vardır.
Fotoğrafçı Hüzün Kovan Kuşu: Yaratmayı, yarattıklarını kareleyip ölümsüzleştirmeyi sever. Bakış açısı geniştir, anlamlı anlar yakalamaktan hoşlanır. Yakın obje çekimleri, protre, manzara, yapı çekimleri en çok hoşuna giden çekimlerdir. Genellikle evinde çekim yapar. Bütçe yetersizliğinden bir tripod alamyack kadar acizdir( ama teknolojiyi takip eder) bu yüzden çok istediği gece çekimi projesini askıya kaldırmıştır. İleride iyi bir fotoğrafcı olmak için çaba ve zaman harcamaktadır. Nikoncudur ama ne yazık ki bir adet Canonu vadır ( parasızlığın gözü kör olsu ).
Yazar Hüzün Kovan Kuşu: Yazmayı çok sever, yazdıklarını payşmakta bir hayli hoşuna gider. Yeri geldimi duygularını, yeri gedimi başkalarının duygularını yazar, yazar, yazar...
Bilgisayar Kurdu Hüzün Kovan Kuşu: Bilmediği program yoktur arkadaşımızın. Sadece program değil bilmediği donanım parçasıda yoktur. Her işini kendi halleder, bilgisayarcıya asla gitmez ( Laptopcağızının üstüne bira döktüğü zaman hariç ). Formatını kendi atar, her sorunun kendi çözer. Hatta başkalarına da yardım eder. Şu aralar web tasarımına ve kodlara kafayı takan kızımızın en büyük hayali en az bir yazılım diline hakim olabilmektir.
Müziksiz Yaşayamayan Hüzün Kovan Kuşu: Müzik dinlemeyi çok sever. Geniş bir müzik arşivi vardır ve müzik dinlemeden duramaz. Müziği o kadar çok sever ki ruhunu okşayan notaları her duyduğunda yüzünde tatlı bir gülümseme oluşur.
Filmkolik Hüzün Kovan Kuşu: İzlemediği film sayısı çok azdır ve film izlemeyi çok sever. Güzel bir film arşivi vardır ve onları tekrar tekrar izlemekten bıkmaz. Film ayrıt etmez ama filmde mana arayanlardandır.
Sıra Dışı Hüzüzün Kovan Kuşu: Herkes gibi olmayı sevmez. Farklı saç şekilleri ve giysilerden hoşlanır. Abartıyı sevmez; sade ve kendine özgü bir tarzı vardır. Büyük takılardan ve otantik kıyafetlerden hoşlanır. Değişik şeyleri araştırmayı, sıra dışı bilim dallarını incelemeyi, ilginç makalaler okumayı sever. Garip şeyler her zaman ilgisini çeker.
Hayalperest Hüzün Kovan Kuşu: Hayal dünyası çok geniştir. Hayal kurmayı çok sever ve kendine adeta bunu hobi edinmiştir. Hayal kurmadan uyuyamaz ama hayal kurarken uykuya dalar. Ve hayalleri gerçekleştiriğinde inanılmaz mutlu olur. Olmayacak işler peşinde değildir, mantıklı hayalleri vardır. Hayalleri gerçekleşmezse dünyası yıkılmaz, sağlık olsun der geçer.
Geek Hüzün Kovan Kuşu: Bu kızımız çok geek bir kişilik olmakla birlikte,bir bloguma yazı yazayım deyip üç saat netten çıkamaz. Her yere bilgisayarını taşır. Sosyal bir ortamda bile elinde laptop internette takılır. Ah Ah ..
Harley Davidson Tutkusu...
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
03:05
8 Eylül 2009 Salı
Bir motorsikletim yok ama olsaydı kesin Harley olurdu. Çekiyor işte; karizması, cazibesi güzelliği ile. Sadece motorsikletleri değil giysileride çekiyor. İşte favori motorsikletim, takılar, giysiler ve çok özel bir arkadaşımın hediye ettiği penam;

Etiketler:
Moda,
Sevilenler,
Stil,
Tutku

Inside of the Mask
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
01:15
Maske tutkunluğumdan dolayı bu yazıyı yazmaya karar verdim. Maskelerin gizli dünyası beni her zaman çekmiştir açıkçası. Pullarla, tüylerle, tüllerle bezeli renk renk 100 lerce maskem olsun istiyorum. Arkasındaki bilinmezlik çoğu zaman hüzünleri saklarken, kimi zamanda beklenmeyen ifadeleri gizliyor. Ruhu örtümesine karşın yeni bir anlam katıyor ruha ama ben daha çok görsel açıdan seviyorum maskeleri... İşte bir kaç model...
Morun verdiği depresif duygu, vazgeçilmez tüy süsleme ve şık bir broş. Hoş işlemeleriyle harika bir maske...
Elma kadar iştah açan, güzel süslemeleri ve hoş bir ilinti olan çiçeği ile iç açan bir maske...
Siyah tüylerin kışkırtıcı çekiciliği ve grinin soğukluğu...
Siyah ve beyazın uyumu.. Işık dansı..
.
Eski zamanın kokusu; saf ve temiz kalmışlık...
Etiketler:
Sevilenler,
Stil,
Tutku
Siyahın büyüsü ve tülün zerafeti; tüy de hoş bir ayrıntı...
Morun verdiği depresif duygu, vazgeçilmez tüy süsleme ve şık bir broş. Hoş işlemeleriyle harika bir maske...
Baharın renkleri pembe ve mavi... Tüy ve paletlerle bezeli şeker bir maske...
Elma kadar iştah açan, güzel süslemeleri ve hoş bir ilinti olan çiçeği ile iç açan bir maske...
Beyazın saflığı ve pulların şıklığını bir arada sunan zarif bir maske...
Siyah tüylerin kışkırtıcı çekiciliği ve grinin soğukluğu...
Altın sarısının Güneşimsi sıcaklığı. Kırmızı ve morun ilginç uyumu... Şık işlemeler ile göz kamaştırıcı...
Siyah ve beyazın uyumu.. Işık dansı..
.
Eski zamanın kokusu; saf ve temiz kalmışlık...
Dipnot:
Yazıyı yazarken sürekli mırıldandığım şarkı;
Bir şarkı yeter bana. Ya da aşkın ateş dansı. En sıcak iklimlerden estirmiştik bu romansı...
Happy Geek
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
15:44
7 Eylül 2009 Pazartesi
İlk değil bu elbet, son da olmayacak. Uykunun tatlı sersemliğini ben hep yaşadım. Ama farklı bir koku var sanki havada, gün ışığı farklı geliyor gözüme. Her şey berraklaşıyor git gide. Kendimden hala umudum var; benden bir baltaya sap olacak. İçim neden bu kadar rahat bilmiyorum, sanırım elimden geleni yaptığımdan bu rahatlık. Hele ki bu kadar erken uyanmak şaşırttı beni. Bir haftadır güneşi göremez olmuştu gözlerim. Bu kadar uyku niye ki diye sorup duruyordum kendime. Ama bugün güneş farklı parlıyor, her şey sade. Ve hüzünler bir bir uçup gidiyor, içimden çekip çıkartıyor sanki bir şeyler hüzünleri. Kötü anılarım beni kovalamıyor, iyileri yanımda bu kez.Mutluyum, hem de çok. Gün öyle güzel ki hiç bitmesin istiyorum, geceyi de çok severim oysa. Ve bu tarifsiz huzuru çok seviyorum, yüzümdeki gülümseme giderek büyüyor...
Dipnot:
Kendime bu harika şarkıyı armağan ediyorum....
Mim: Okyanu∫takί rüzgar ~
Bir Yanlış Bütün Doğruları Götürüyor 'muş' ..
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
08:19
Hayat ne garip şey derdim hep eskiden. Artık garip sıfatı bile az kalıyor bu karmaşayı tanımlamaya. Çocukluğumu düşünürüm kimi zaman; dertsiz tasasızdım o zamanlar. En büyük derdim yemek yemek ve oyun oynamaktı belki de. En büyük yanlış bir şeyleri kırmaktı; annem sadece böyle bir sebepten bağırırdı bana, ya da oyuncaklarımı toparlmadığımda. Korkularım bu kadar büyük değildi o zaman; en büyük korkum karanlıktı belki de. Her şey toz pembe gelirdi gözüme; nede olsa gelecek kaygısı yoktu. Yıllar geçti üstünden; hatalarla, acılarla, mutluluklarla, başarılarla, başarısızlıklarla, yeri geldimi yoklukla, yeri geldimi çoklukla, mutsuzlukla, kalp krgınlıklarıyla ve niceleri ile büyüdüm. Büyümenin en kötü yanı da çocukluk hayallerinin bir bir yıkılması oldu benim için. Ve büyük dönüm noktasına geldiğimde her şey karardı ama ben karanlıktan korkmuyordum artık, her şeye inat savaşıyorum siyalıktan beyaza çıkmak için. Hiç bir şey eskisi gibi olmadı ondan sonra. Hayatımın en güzel günleri belki de pişmanlıklarla, hayal kırıklıklarıyla, acılarla geçti. Ama geçti işte; bir şekilde atlattım onlarıda. İki kez sevdim hayatımda. Bir kez sevmiş olmam gerekirdi, acele ettim aslında. Kalbimin diğer yarısı yok olup gidiyordu az kalsın. Ah hep bu yanlış kararlar.; insana büyük bedeller ödetiyor çoğu zaman. Sevgi bile bu bedeli ödiyemiyor. Bazen en büyük acılarla ve kaybedişlerle ödeniyor bedeller; hayat zor ve seçimlerle dolu. Seçimler hayatın olmazsa olmazlarıdır ve zordur seçim yapmak.. Hayatım boyunca seçim yapmak zorunda kaldım. Bazen seçimlerim büyük vazgeçişlere, bazen ise yepyeni başlangıçlara sebep oldu. Ama hiç bir zaman pes etmedim; mücadele etmek ruhumda var belki de. Risk almadan korkmadım da çoğu zaman; öyle bir yanlış yaptım ki yok oldu bütün doğrular. Acı çekerek de olsa anladım ki bir yanlış bütün doğruları götürüyor 'muş '...
Zamdan anlamlar... Anlamlı zamanlar...
Zırvalayan:
Özge Çatal
Zaman:
21:37
6 Eylül 2009 Pazar
Özlediğim bir koku var ne olduğunu bilmediğim,
Gitmek isteyipte gidemediğim yerler var hep merak ettiğim,
Zamanın akıp gidişini durdurasım var,
Hep anlamlı anlar kalsın istediğim..
Gözlerimde parıltı var,
İçimde hüzün..
Bitmesin dediğim masallar var,
Hep hüsranla biten..
Düşlerim var,
Düşündükçe uzaklaşan gerçeklikten..
Bir sevdiğim var,
Hem benim hem de benim olmayan..
Bir çok hayalim var,
Gerçekleşmesi için her an çabalanan..
Bu aşk için yapılacak çok şey var,
Seni geri getirebilmek adına yaratılan..
Bir yer var,
Orada huzur..
Yaklaşıyorum,
Bir şey ensemden geri çekiyor;
Tam kurtuluyorum,
Ayağıma sarmaşıklar dolanıyor..
Koşuyorum,
Koştukça uzaklaşıyor..
Sonunda ışığı görüyorum,
Gözlerim huzurla kör oluyor....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Kim Bu Hatun?
- Özge Çatal
- Pesimist değil, oldukça optimist... Dışardan bakıldığında çok karamsar dursa da, içinde rengarenk çiçeklerle bezeli bahçeler var... Gözlerinde bir damla yaş olsa da, yüzünde hep gülücük var.. İçinden haykırmak gelsede karanlığa aydığınlığı, dahaca kapanmamış çok büyük bir karanlığı var... Dünü hoş değildi ama bugünden, yarından hala umudu var...
Sandık İçi
-
▼
2009
(126)
- Nisan (14)
- Mayıs (18)
- Haziran (9)
- Temmuz (5)
- Ağustos (13)
- Eylül (28)
- Ekim (13)
- Kasım (15)
- Aralık (11)
-
►
2010
(78)
- Ocak (8)
- Şubat (9)
- Mart (7)
- Nisan (7)
- Mayıs (7)
- Haziran (3)
- Temmuz (4)
- Ağustos (5)
- Eylül (16)
- Ekim (3)
- Kasım (5)
- Aralık (4)








































