Bir kaç şarkı ve bir kaç anlamlı satır üzerine..

31 Mayıs 2009 Pazar

Ukusuzum yine.. Her zamanki gibi.. Rüyalar da uyutmaya yetmiyor beni.. Yine kulaklığım kulağımda, en sevdiğim şarkıları çalıyorum sırasıyla... Her şarkıda bir çizik daha atılıyor kanamayan tek bir zerresi kalmamış kalbime... Paramparça olmuş anılarımı bir araya toplayamıyor hiç bir şarkı.. Hepsinde izlerin var elbet, dinlediğim her şarkı yüzünü düşüyor aklıma.. Kurtulamıyorum yine, çıkış yolunu bulamıyorum.. İflah olmam ben bu saaten sonra.. Acıya alışmak bu olsa gerek, canım yanıyor ama umursamıyorum.. İçimde yanan ateş sönmüyor, aksine artıyor her geçen saniye ama ben bu ateşi seviyorum yüreğimi yakıp kül etse bile.. Acıdan zevk almak bu olsa gerek; canımı yakacağını bile bile seni hatırlatan her şarkıyı ardarda dinliyorum, suretinin bulunduğu her fotoğrafa saatlerce bakıyorum.. Evet kesinlikle iflah olmam ben.. Sen bile iyileştiremezsin artık içimdeki hastalıklı ruhu.. Sen gelirsen acılarım biter.. Oysa ki alıştım ben acı çekemye, acı çekerken gülüyor'muş' gibi yapmaya.. Seninle dolu her saniyemde yüzümdeki o garip tebesümmü, gözlerimden akmak için çırpınan iki damla yaşı saymazsak mutsuzum ben.. Gözyaşlarım orada durukça, yüzün aklıma düştüğünde dudaklarımın çizdiği garip tebessüm oldukça mutluyum ben.. Söylediğin her sözü, yazdığın her satırı aklımdan geçirip duruyorum.. Anlamsız değillerdi!.. Halen değiller.. Hiç olmazsa bana göre öyle.. O kadar ufak şeyler hatırlatıyor ki seni bana; kimilerinin dikkatini bile çekmeyecek ufacık şeylerle düşüyorsun aklıma.. Canım yanıyor, inkar etmiyorum bunu; ama ben bu acıyı seviyorum seni sevdiğim kadar.. Zaman 'dursun' isterdim ya hep; keşke dursaymış zaman o anda, öylece kalsaymışız.. Böyle de güzel yine de.. Sen ve ben değiliz, bir daha da olmayacak belki ama her zaman seninim ben.. Hep böyledi bu; ezelden beri değişmedi, şimdi bu yalancı ayrılıkmı değiştirecek.. Sen olmasanda sen varsın; düşlerde, şarkılarda, fotoğraflarda.. Bir kaç fotoğraf, bir kaç şarkı yetmez içimdeki özlemi hafifletmeye ama özlemeye de alıştım ben.. Nasıl ayrılığa, sensizliğe alıştıysam buna da alıştım.. Hiç kimse içimdeki seni koparıp atmayı başaramadı, başaramayacakda.. Dünyanın son günü aklımda bir tek sen olacaksın; yarınlarda olmaman, beni bu fani dünyada yalnız koyman kimin umurundan.. Sen sonsuzlukta benimle olacaksın.. İşte o zaman bitecek acılarım.. Ölmeyi hiç bu kadar istememiştim ama istiyorum şimdi.. Sonsuzluğa ulaşmalıyım sana kavuşmak için, bu fani dünya beni zaten her gün öldürüyor.. Yeniden doğmak için ölmeliyim, biliyorum ki sonsuzluğa açılan kapıda sen karşılayacaksın beni.. O halde sabırla bekleyeceğim o günü.. Işığın tekrar yüzümü aydınlatacağı o eşsiz günü....
Fotoğraf: DevianArt

Görülen rüyanın etkisinde kalmak.. Ve akar, akar, akar...

30 Mayıs 2009 Cumartesi

Güzeldi, tadı damağımda kaldı..Güzel olmasına güzeldi de uykudan soğuttu bu rüya beni.. Ah be giden sevgili, uykularda görmek yüzünü ne garip bir hismiş.. Uyunmayan bir gecenin ardından öğlene doğru sızmak, huzurlu ve bir o kadarda korku duyulan bir rüya görmek, rüyanın en önemli kısmında telefonun sesiyle uyanmak ne lanet bir şeymiş... Hay anasını satayım dedim içimden.. Tanımaz mısınız beni? Ben gece uyumayan, gündüz uyuyan cinstenim; bilmez misiniz? Ne diye ararsınız ki beni rüyamın en tatlı yerinde? Kime sitem edeyim ki ben şimdi.. Epi topu bir tek rüyalarım kaldı elimde, elleşmeyin onlara da.. Her gece nasip olmaz zaten görmek o gül yüzü.. Nasıl bir huzurdu o öyle, çıkamadım yataktan bilmem kaç küsur dakika.. Halen dünyadan uzak farklı bir gezegendeyim... Basmıyor bir türlü ayaklarım yere.. Nasıl garip bir rüyaydı o öyle.. Rüyaların da rengi varmış.. 1970'ler den kalma bir renk... Hmm, tarifsiz.. Huzur veren bir renk.. Karanlık nasıl aydınlatır etrafı, mümkün değil sanırdım.. Mümkünmüş.. Rüyalarda her şey mümkünmüş.. Gerçekten daha gerçek olabiliyormuş da rüyalar.. Şaşkınım halen.. Bu denli huzuru bulabileceğim yer diken üstü uykum ve rüyalarımmış meğersem.. Her an uyusam, hep o rüyayı görsem.. Mümkün mü ki?.. Belki bir gün; yine böyle bir diken üstü uykusunda görebilirim aynı tatta, aynı renkte bir rüya.. Kim bilir.. Şansım yaver gider belki başka bir diken üstü uykusunda.. Uyumayı sevmezdim, ama artık seviyorum.. Ah şu rüyalar da olmasa iyice zombiye dönecek bu bünye, neyse ki uyumak için iyi bir nedenim var da kıymıyorum kendime.. Ayık kafa ile çekilmiyor bu dünya.. Tamamen hür irademle verdiğim kararla da çelişmek istemiyorum, o yüzden de uyuyorum belki.. Alkolsüz yaşam daha bir renkli elbet.. Eskiden sadece siyah ve beyaz vardı, şimdi görebiliyor gözlerim bütün renkleri; rüyalarda bile.. Huzur ve korku aynı anada nasıl bir arada olabilir diye de sordum kendime.. Öyle bir hismiş ki bu allak bullak oldu bünyem.. Kendime gelmedim halen, rüya bitti uyandım ama etkisindeyim gördüğüm rüyanın.. Yatağım beni çağırıyor.. Belki bu kadar güzel bir rüya göremem bu diken üstü uykumda ama, yüzünü gördüğüm her rüya gerçekten bile güzel aslında.. O halde giden sevgili, yüzünü görmek umudu ile uykunun tadına bakmaya gidiyorum.. Zaman dursa da uyanmasam.. Rüyalar gerçek olsa da hep bu tarifsiz duygu ile yaşasam.. Ama hiçbir gerçek bu kadar güzel olamaz.. Sen iyisimi hep rüyalarda kal..
- Zaman 'dursun'..
-Durmaz!.. Duramaz..
-Durmasın o zaman, ben gideyim..
-Tamam, yolun sonunda görüşürüz..
-Belki bir gün.. Hoşça kal...
-Hoşça kal..
Fotoğraf:DevianArt

Bok püsür bir günün ardından oh be demek ya da diyememek...

26 Mayıs 2009 Salı
Bunaldım.. Hiç olmadığım kadar bunalığım şu anda.. Nefret derecesine geldi artık bazı şeyler hayatımda.. Susmalı mıyım?..Ya da konuşmalı mı?.. İçimdekiler ne kadar daha kalabilir orada?.. Düşüncenin gücünü kaldıramıyorum şu son günlerde.. Anılardan nefret ediyorum, bazıları dışında.. Hani onlardan da nefret etmeye yakınım ya, neyse.. Zaman kıskacı içine aldı beni.. Nefret ediyorum zamanın hızla akıp gidişinden ve her yeni saniyede saçma sapan olaylar yaşatışından bana.. Anlatamıyorum bugünlerde kendimi, anlaşılamıyorum.. Elimde değil bilerek yapmıyorum, istemeden oluyor durduramıyorum.. Korkuyorum kendimden, sanki bir şeyler-birileri kayboluyor, kontrol edemiyorum bu durumu.. Ya iki dakika dinle beni desem de dinlemiyor beni.. Dinlese de dinlemiyor, dinliyormuş gibi yapmak en büyük marifeti.. Neden yapıyorsun bunu bana demek istiyorum diyemiyorum.. Ya tamamen çık git hayatımdan, ya da olması gerektiği gibi kal demek istiyorum; diyemiyorum.. Doluyor içime bütün cümlelerim, cümlelerimle kendimi boğuyorum ama yinede anlatamıyorum.. Zamanın akıp gidişi, her seferinde başlayan bok püsür günler, günün ardından oh be diyebilmek istiyorum ama onu bile yapamıyorum.. Çünkü her günün sonunda elde yine sıfır oluyor, bir adım ileri değil on adım geri gidiyorum.. Sıfırı tüketmeye az kaldı sanırım.. Ona göre en güzel, kendime göre en berbat vedaya hazırlamalıyım kendimi.. Kaybediyorum; kaybedecek bir şey kalmamış olmamasına rağmen tamamıyla kaybediyorum onu.. Hazır mıyız?.. Hazırız.. E o halde söylenebilecek bütün sözleri söyle ve git hayatımdan.. Ya da gitme.. Ne fark edecek ki bunca kayıptan sonra, sıfıra beş varken şunun şurasında.. -Kaybettik sanırım.. -Neyi? -Her şeyi.. -Gidelim o zaman.. -Sen git ben buralardayım..Yolun açık olsun....

Hayat ve Sen..Başarabilirsin aslında..İmkansız olanı iste her zaman..

21 Mayıs 2009 Perşembe

Hayatta bir duruşun olsun..İyi veya kötü,herkesin bir duruşu olmalı hayata karşı..İdeallerin olmalı zor da olsa,kendine aşılması gereken engeller koymalısın..Aştığın her engel için kendine bir puan daha vermelisin hayatı yenebilmek adına..Ben buyum diyebilmelisin en başta,iyisi ile kötüsü ile ben buyum..Aynaya baktığında gördüğün seni memnun etmeli,etmese de zamanla başarabilirsin bunu..İnanmalısın,her şeyden önemlisi gördüklerine inanmalısın..Duyduklarını kulak ardı etmelisin,hayat her zaman duymamız gereken şeyleri işitmemizi sağlamaz..Unutmamalısın,her şeyden önce sen gelirsin hayatta..Senin dışındakiler ikincidir bu yarışta..Fazla düşünmemelisin,ilk alınan kararlar en doğrusudur çünkü çoğu zaman..Risk almalısın,bir şeyleri başarabilmek-elde edebilmek için mecbursun buna..Hayatta kaybetmeden kazanamazsın..Asla göz ardı etmemelisin diğerlerini de,hayatta tek başına olsan bunca çabanın bir anlamı olmazdı çünkü..Fazla derine dalmamalısın,ama çok ta yüzeysel olmamalı yaşadıkların..Nerede duracağını,nerede dur diyebileceğini iyi kestirmelisin..Hayatta çoğu zaman ikinci bir şans olmaz,elindeki fırsatları iyi değerlendirmelisin..Zamanla alay etmelisin;akrep ile yelkovan seni kovalayan değil,senden kaçan olmalı..Zamanı kaçırmamalısın da elbet,her şeyin kararını bilmelisin..İnce bir çizgi olmalı hayatında;o çizginin ötesi dün ilerisi yarın,arasındaki dengeyi iyi kurmalısın..Dünü yok sayıp yarına devam etmek akıllı işi değil hiçbir zaman;unutmamalısın ki geçmiş geleceğe ayna tutar,dünü de kurtarmayı bilmelisin bundan dolayı yarını da kurtarabilmek için..Durup düşünmelisin arada elbet,pata küte gitmez hayat..Analiz yeteneğin kuvvetli olmalı,hızlı düşünebilmeli-kolay kavrayabilmelisin..Düşüncenin gücünü benimseyip,en kısa sürede karar vermeyi de öğretmelisin kendine..Ve tek bir altın kuralı asla unutmamalısın;yapılan hareket,söylenen söz,atılan ok geri dönüşü olmayan şeylerdir çoğu zaman..Temkinli olmalısın,ama keşke diyeceğini bile bile vazgeçmemelisin..Hayatının son günlerinde sana keşke dedirtecek şeyler bir elin 5 parmağını geçmemeli,iykilerinin sayısı daha çok olmalı..Pişmanlıkların olacaktır elbet,hangimiz kusursuzuz ki?..Zamanı geldiğinde yapacaklarını şimdiden planlamalısın,hayatta es geçtiğin bir şey kalmamalı..Ölmeden önce yapılabilecek 100 şeyin listesini çıkartabilirsin mesela..Ya da daha geniş kapsamlı hedefler koyabilirsin kendine..Zoru başarmaktan,imkansızı istemekten korkma hiç bir zaman..Bir şeyleri elde edebilmek için zorluklarla karşılaşmalı,engelleri aşmalısın..Kendine yeni bir 'sen' yaratmak bu kadar zor değil aslında..Düşündüğünde farkına varacaksın;hayatı kusursuz tamamlamanın değil,dolu dolu yaşamış olarak tamamlamanın daha önemli olduğunu..Pişmanlıkların,yarım kalan yaşanmışlıklarını olmaması adına iyice gözden geçir hayatı..Yarın olduğunda cidden çok geç olacak....Zoru hemen başarabilirsin,ama imkansızın biraz zaman alacağını sakın unutma..Sabrın,inancın ve azmin sayesinde üstesinden gelemeyeceğin şey yok bu hayatta..İnan bana...
Fotoğraf: DevianArt

Hayatta ya tozu dumana katarsın,ya da..


Bundan 20 yıl sonra,yaptıkların değil yapamadıkların için üzüleceksin.Dolayısıyla halatları çöz.Limandan uzaklara yelken aç.Rüzgarı yakala araştır,düşle,keşfet.Yapabileceğin kadar söz ver.Sonra söz verdiğinden daha fazlasını yap.Oturarak başarıya ulaşan tek hayvan tavuktur.Dalın ucuna gitmekten korkma,meyve oradadır.Günün sonunda kendini bir sokak köpeği kadar yorgun hissediyorsan,belki bu bütün gün hırladığın içindir.Başlamak için en uygun zamanı beklersen belki hiç başlayamayabilirsin.Şimdi başla!..Şu an bulunduğun yerden,elindekilerle başla.Gülümsediğinde güzlleşmeyen bir yüz hiç görmedim.Kimi zaman içindeki sessize uzmanlardan daha falza güven.Aerodinamik yasalara göre,tombul ve tüylü arının hiç uçmaması gerekiyordu.Herhalde bunu ona kimse söylemedi ki,uçuyor.Zamanlarnın büyük bir kısmını para kazanmak ve saklamakla geçiren insanlar sonunda,en çok istediklerinin satın alınamayacak şeyler olduğunu anlarlar.Öteki insanlardan daha akıllı ol.Yalnız bunu onlara söyleme!..Mutlu olmanın en garantili yolu bir başkasını mutlu etmektir.
HAYATTA YA TOZU DUMANA KATARSIN,YA DA TOZU DUMANI YUTARSIN.
İyi çalışan,çok gülen ve çok seven başarıyı elde eder.İnsanın tüm evrende kesin olarak düzeltebileceği tek bir şey vardır:
KENDİSİ...
Not:Alıntıdır
Fotoğraf:DevianArt

Yok öyle pes etmek,pas geçmek..

19 Mayıs 2009 Salı

Bu kadar ucuz mudur hayat? 
Bir insan nasıl bu kadar değersiz görür kendini?
Hiç mi yok hayatın güzellikleri karşında? 
Ya zaman; her saniyesi akıp giderken, 
Değer mi bu yaptıklarına? 
Düşün, ya elindekiler de olmasaydı, 
Ya yapayalnız bir adam olsaydın, 
Ya dara düştümü iki kelam edecek birileri olmasaydı? 
Var da ne değişiyor söyle bana?
 Biz hep buradayız da,sen niye yoksun buralarda? 
Cismin buralarda da, ruhun niye yok etrafta?
Umutların bittiği yerde mi sanıyorsun kendini? 
Hayatın başında değil miyiz bizler hala? 
Nedir bu pes ediş, nedir bu karamsarlık, 
Dost değil miyiz yoksa bizler sana? 
Ne zaman yarı yolda bıraktık seni söyle bana?
Ya olmasaydık ne yapardın o zaman şu fani dünyada? 
Şükür eden sen değil miydin Allaha? 
Ya ne değişti şimdi, ne kayboldu elinden bir anda?
Hiçbir dert, bahane değil bu yaptıklarına, 
Değmez ölüm bile kendini bu kadar yıpratmaya. 
Ne acılar yaşatır hayat insanlara, 
Düştüğün yerden kalkmazsan doğrulamazsın bir daha. 
Haksızlık etme kendine, değmez bu yaptığına.
Senden başka bir sen yok bunu sakın unutma
. Her insan değerlidir, marifet iyi olmakta.
Sakın kötüyüm deme bana inanmam bu lafına.
Kötü nedir gördün mü hiç sen, şahit oldun mu bu sıfata?
Bir gün gelir anlarsın, artık çok geç olduğunda.. 
Geç olmadan yakala hayatı,yerde kalan kırıntıları toparla..
Fotoğraf:DevianArt

Salatalık kokan düşler..

14 Mayıs 2009 Perşembe

Nereden geldiğini bilmediğim bir salatalık kokusu var burnumda...Hmmm....Ferah..Evet kesinlikle ferah.İçimi rahatlattı şerefsizim.Düşlere daldım yine...Gözümü ne zaman kapasam yüzünü görüyorum,düşlerime aktın yine...Durduramadım..Salatalık kokan düşlerim ve sen..İçim ferahladı...Ve bir de buram buram kızarmış ekmek kokan Pazar kahvaltılarını sevmişimdir hep...Buram buram kızarmış ekmek,buram buram yumurta kokusu ve çay fokurdusu...Ailecek oturulur sofraya,sorunlar unutulur,güle söyleye yenilir içilir...Anlık mutluluk furyası gülen suratlar somurtuncaya kadar devam eder....Herkes çekilir kabuğuna ve işte o anda başlar sıradan sıkıcı pazar günü sendromu...Gece olsada uyusak...Sabah olsa uyanmasak..Ve bir de yağan yağmurun altında yürümeyi sevmişimdir hep..İliklerime kadar ıslanmayı,üzerimdeki ıslak elbiselerle saatlerce ortalıkta dolanıp şifayı kapmayı,sonrada yataklara düşüp salya sümük takılmayı sevmişimdir hep...Hastalık,ne güzel şey..Şımarık çocuklar gibi herşeyi isteyebilmek..Sevmişimdir bu olayı hep..Bütün gün miskinlik yapmak(hep yaptığım şey ya neyse),zamanı boşa harcamak...İyidir,iyi..Çocukken bir pançom vardı kırmızı,o geldi şimdi aklıma.Üzerimden hiç çıkarmazdım,çok severdim;çocukluk işte...Geçenlerde bir gün mıntıka temizliği yaparken buldum kırmızı,halen şaşılası derecede yeni gözüken pançomu.Yatağın üzerine özenle katlayıp koymuştum,benim it koparmış dümelerini kaçla göz arası..Üzüldüm ya neyse...Büyüdük artık...Biri şu zamanı yavaşlatsa ya...İstemeye,istemeye yaşlanıyoruz....Yolun sonunda ne olduğunu bilmeden yaşıyoruz ve yaşlanıyoruz...
Fotoğraf:DevianArt

Neler oluyor böyle?Ya da neler olamıyor..

Hatıralarımı kaybediyorum,sanırım bir gün kendimi de kaybedeceğim...Çok dağıttım kendimi çok.Zaman kavramının hiçliğinden bahsetmeme bile gerek yoktur sanırım böyle bir cümlenin ardından.En son bir hatıramı kaybetmiştim,nereye koyduğumu inanın ki hatırlamıyorum.Bir zamanlar aşık olmuştum,ama şimdi ismi neydi unuttum desem bile abartı olmaz belki de.Ki unutsam da pek bir şey fark etmez ya,isabet olmuş.Hataydı zaten...Akıllandık...No more pain..Unutkanlığımın tavan yaptığı şu günlerde ne yediğimi bile hatırlamazken bir tek şey aklımdan çıkmıyor nedense;'o ve gözleri'..Demek ki geri kalanlar tefferüatmış hayatta.İnsan uyumayı unutur mu?Ben unuttum..Hem de baya baya unuttum.Gerçi sıcak uykumdan uyandığımdan beri uyumak hiç gelmiyor artık içimden desem yalan olmaz.'Bu bünyenin uyumaya ihtiyacı var.' diye söylense de eş dost içimden uyumak,gözlerime uyku gelmiyor bir türlü.Gitti ya bir kere hayatın en güzel rengi;siyah ve beyazı sevsem de siyah beyaz rüyalar açmaz beni.Kabus görürüm uyursam,korkuyorum..Bir insan uyumaktan korkar mı?Ben korkuyorum..Eskiden çok severdim ben uykuyu,saatlerce uyurdum;bazen abartıp iki gün çıkmazdım yataktan.'O' geldiğinde tekrar hayatıma pek bir sevdim uykuyu.Uykularım 'o'ydu hiç uyanmak istemedim o zamanlar da.Şimdi 'o' gitti,nefret ettim uykudan.Bir insan uykudan nefret eder mi?Ben ettim..Sıcacık uykumdan uyandığımdan beri nefret ediyorum.Bundan sonra hatır belası,diken üstü olacak şüphesiz uykularım.Geceyi sabah ettim yine.Teorik olarak üçüncü,aslen beş gecedir uykusuzum.'O' gittiğinden beri yani.Metabolizmam gayet yavaş işliyor şu dakikalarda,gözlerimde hafif bir batma hissi,vücudum kendini artık saldı ve sanırım ellerim bende değil.Yok işte gelmiyor uykum bir türlü.Gün tersine göndü yine;gecem gündüz,gündüz gecem oldu.Gündüzü neden sahiplenmiyorsun derseniz hemen cevaplayayım.Ben güneşe küseli çokça zaman oldu.Güneşimde,ayımda aydır benim.Gün gece doğar gündüz batar benim için.Tersine döndü bütün dengem,bu dünyanın işleyişine aykırı.Hata yapıyorum.Toparlanmalıyım.Ama her ne olursa olsun hatır belası siyah beyaz uykular bekliyor beni.Karamsar değilim,gelecekten umudum var ama hep bir şeyler eksik kalacak...

Şiii...Bir dakika sessizlik lütfen..

İçimde tutuğum gözyaşlarım;akıtamadım sizi bunca zaman,hep içime yağdığınız yağmur gibi.Kendi ayrılığımda ağlayamamışken,ağlamak istemişten;hiç olmazsa bir kaç damla göz yaşı bırakmak istemişken geride zamanında niye akmadın ey gözyaşlarım?..Bir başkasının ayrılık sahnesi mi ağlatacaktı beni şimdi,oldu mu bu?Ne kadar da benziyormuş oysa ayrılıklar birbirine..Beni terk edişinin timsali yok zannederdim ben.Varmış..Rahatlıyorum,dünyaya dönüyorum bilmediğim gezegenlerden..Canım yanıyor,ama içim aydınlanıyor.Akmalıymış her tanesi altından değerli göz yaşlarım demek...Ayrılıklar da sevdaya dahil değil mi sonuçta?Tek ben değilmişim yaşanmamış bir sevdayı toprağa gömen,tek biz değilmişiz.Acilinden bunu anladım.Ahh yüzüm ıslanmayalı o kadar uzun zaman olmuş ki, unutmuşum bu rüzgarın yüzümü okşayışından da güzel hissi.Ağlamak güzelmiş,huzur doldu içim...Uyanmıştım ya,sıcacıktı ya uyumak.Şimdi anlıyorum ki uyanmak,uyumaktan da sıcakmış;cehennemin ateşinden de sıcak.Cayır cayır yanıyor içim...Göz yaşlarım hem yüzümü,hem alev alev yanan içimi ferahlatıyor..Ağlamak güzlemiş...Özlemişim...Ve bir dakika sessizlik lütfen,ellerimdeki son kırıntıları da kuşlara pay edip geleceğim...Özlemişim...Her şeye rağmen acı çekmek güzlemiş...

Kim demiş ki ilk baharda üşünmez diye..

Gece beni sever,ben de geceyi...Ben gece de bulurum kendimi,geceye anlatırım derdimi;gece sorgusuz sualsiz dinler beni.Sıkılmaz da olabildiğince siyaha çalmış gökyüzü bitmek bilmeyen cümlelerimden,ardı arkası kesilmeyen efkarlı satırlardan.Yıldızlarla yazmak ne demektir bilir misin?Hiç içindekileri yazdın mı gökyüzüne yıldızlarla,sana has olsa bile denedin mi bunu?Gökyüzünde sana has bir cümle,sana ait bir satır sonsuzluğa miras...Her başını göğe çevirdiğinde,üstelik bir de gece ise hep göreceksin kalbinden fırlayıp gökyüzünde yerini alan satırları.Ne iyi hissettirir bilemezsin bu evrenin dışında sana ait bir şeylerin olması.Nasıl bir huzur kaplar bilemezsin içini.Gökyüzü sadece siyah değildir artık geceleri,sadece yıldızların ve ayın bulunduğu bir sonsuzluk değildir.Senin eşsiz satırlarınla süslüdür Samanyolu...Var mı bundan güzeli?..Sonsuzluk ve satırların,gece ve siyah..Ne de güzel uyarlar birbirlerine,nasıl bir ahenktir bu bilemezsin.Göremez belki senden başkası yazdıklarını,sen de göremezsin.Kalp gözü nedir bilir misin?İşte sen gökyüzüne iliştirdiğin satırları kalp gözünle göreceksin..Bir sen bileceksin,sana has sana özel olacak..Kimse çalamayacak o satırları,kirletemeyecek..Gök yüzünde bir sayfa açtım kendime,yalnızca gecede..Ucu bucağı olamayan siyahlıkta,bana özel bir sayfa.Yazıyorum tüm satırları oraya.Acaba senin kalp gözün görebilir mi ki o satırları(İç çekiş,derinden bir keşke)?Ya da yıldızlarımın senin için parladığını bilmen anlatır mı sana o satırları?İç dünyamdan bir nehir gibi akan satırlar ulaşır mı ki bir gün sana?Ya da ne önemi var ki bütün bunların.Ya da bir önemi var mı?Kim demiş ki ilk baharda üşünmez diye..Öyle bir üşünür ki,kış soğuğu yanında hafif bir rüzgar gibi kalır....İlk baharda üşümek güzeldir yine de..Kışın sertliği,hoyratlığı yoktur ilk bahar soğukluğunda...Hayatımda hiç böyle üşümemiştim ben...Hangi yıldayız sahi,sene hala o malum sene mi?Hani şu çokça zaman öncelerden bir zamandan,dahaca canımız bu kadar yanmadan...Sahi o sene nerde,ya da ben niye o senedeyim şimdi..Bilmiyorum garip işte...Kim demiş ki ilk baharda üşünmez diye....

Kaybedenler Kulübü..

13 Mayıs 2009 Çarşamba
Nasıl yani? Hem kaybediyorsun, hem de diğer kaybedenlerin içinde bulunduğu bir topluluğa kendini ait hissediyorsun. Madem kaybediyoruz; hep birlikte kaybedelim, daha çok kaybedelim mantığını gütmek ne kadar akıllıca? Pardon sen sadist ve mazoşist misin? Hem başkalarının çektiği acıya tanık olmaktan, hem de kendi çektiğin acıyı başkalarına da lanse etmek nasıl bir zevk alıyorsun? Hem kime göre, neye göre kaybettin? Belki o topluluğun diğer insancıklarına göre kaybetmiş bile sayılmazsın. Belki onlar kendirlerini senden daha küçülmüş ve bitik görüyordur.Kendine 'kaybeden' sıfatını hangi koşula göre koydun? Terk mi edildin, ya da en yakın dostun sırtından mı bıçakladı? Sevilmediğin mi düşünüyorsun? Çok yakın bir akrabanı mı kaybettin? Bunlar ve daha aklıma gelmeyen birçok şey senin kaybettiğin anlamına mı geliyor dersin. Bir düşünelim bakalım. Önce terk edildiğini var sayalım. Tek bir cümleyle kaybetmediğini kanıtlayacağım sana, var mısın? Giden kaybeder dostum, sen niye kaybettiğini var sayıyorsun ki? Açık mıdır, çok açıktır. Gelelim en yakın dostuna, o şerefsizse senin suçun ne? Bu da bu kadar basit. Sevilmediğini mi düşünüyorsun? Bu kaybetmiş sayılmanı gerektirecek bir sebep değil bile, o yüzden üstünde dâhil durmuyorum. Çok yakın bir akrabanı ya da sevdiğin bir insanı mı kaybettin? İyi de o gittiği yerde huzurlu olacak belki neden bencillik yapıyorsun? Gördün mü bak, en çok kaybeden olduğunu düşündüğün şeyler aslında kaybetmiş olduğun anlamına gelmeyen şeylermiş. Maddiyata hiç girmiyorum bile. Dünyanın en büyük servetini dâhil kaybetsen bu seni perişan edecek kadar değerli bir şey değil. Canınla, mutluluğunla aynı kefeye koyamazsın bile parayı pulu. E o zaman nedir bu kaybedenler kulübü. Su gibi içkinin aktığı, dertlerin derya olduğu, sıkıntıya sıkıntı katıp intiharın eşiğine getiren; sonrasında da 'abi çok derdi vardı be dayanamadı kendini öldürdü, bizde arkasından gitmeliyiz' şeklinde laflar eden kişilerin paylaştığı bir topluluk mudur? Tamamen sürü psikolojisi. Zararlı girişimler bunlar... Şöyle bir muhabbet döner hep etrafta: -Abi ne yapıyorsun, görüşemedik uzun zamandır? -Baba ya benim manita terk etti beni, kaybedenler kulübünde takılıyorum. -Nerede bu kulüp, benim de yengem öldü ben de uğrayayım arada. -Yalnızlar rıhtımı 13 numara abi bekleriz. -Geriliriz, hede hödö cart curt. Ve benzerleri.... Mantığı ne ki, makarası bile güldürmüyor beni.Hay Allah’ım bu insan evladı ne zaman doyacak,ne zaman ufak şeyleri dert etmemeyi öğrenecek?Eğer o gün geldiğinde dünyada olmazsam göster bana o manzarayı.Siz kaybetmenin mantığını kavrayamamışsınız ki.Sol kolunuzu,tek gözünüzü,bir bacağınızı kaybedin de göreyim ben sizi.Hadi bakalım gölge etmeyin başka ihsan istemez.Evet,evet tam yeri;burada yazımı bitirirken çok beylik bir laf edeceğim.Kıçımın kenarı dediğim sahte kaybedenler;iki dakika ayakta durun,kıvrım kıvrım kıvranıp ağlamayın.Gözümde insanlığı daha da küçültmeyin...Yazıktır ve en büyük ayıptır.Evet,evet kesinlikle öyle....

Her zaman hatırlayacağım...küçük bir....

12 Mayıs 2009 Salı

La la la la la...
Now that i've lost everything to you
You say you wanna start something new  
And it's breakin' my heart you're leavin'  
Baby, i'm grievin'  
But if you wanna leave, take good care  
Hope you have a lot of nice things to wear
But then a lot of nice things turn bad out there  

Oh, baby, baby, it's a wild world  
It's hard to get by just upon a smile   
Oh, baby, baby, it's a wild world
I'll always remember you like a child,boy  

You know i've seen a lot of what the world can do  
And it's breakin' my heart in two  
Because i never wanna see you a sad, boy  
Don't be a bad boy 
But if you wanna leave, take good care   
Hope you make a lot of nice friends out there  
But just remember there's a lot of bad and beware  
  
Baby, i love you    
But if you wanna leave, take good care  
Hope you make a lot of nice friends out there
But just remember there's a lot of bad and beware
La la la la la...
Ne güzel de izah etmiş Cat Stevens amcamız...'If you wanna leave,take good care' diyerek burkmuş içimzi...Sonrasında bulunabileceği tüm iyi dileklerde bulunmuş,ve hatırlatmış bizlere dünyanın ne kadar vahşi ne kadar kötü bir yer olduğunu.Ve ayrılıkların,terk edişlerin arkasında kalan veya kalanların neler hissedebileceğini özetlemiş ne güzel.Bizim sayfalarca yazıyla,milyonlarca cümleyle anlatamadıklarımızı anlatmış...E o halde bu buruk ama,güzel sözlerin ardından ben de bir alıntı yaparak yazımı bitirmek istiyorum...Seni seviyorum bebeğim,ama ayrılmak istiyorsan eğer..Kendine iyi bak......

+18 - İntihara meyilli olmayan intihar girişimleri...

10 Mayıs 2009 Pazar
Etrafa garip bir hava hâkimdi, gecenin geç saatlerinde gelen bir mesajla yıkılmamıştı bütün dünyam elbet. Öncesi de vardı bunun, çok öncesi hem de. Bilinmezliliğin içersinden fırlamamıştı bu ayrılık elbet. Vardı çok tozlu bir geçmişi, üstelik hepsinden beteri adım gibide emindim biteceğine. Ayrılık hikâyemi anlatmayacağım size, çoğunuzun yaşadığı hatta birçoğunuz yaşayacağı basit bir ayrılık hikâyesi benimki. Çok klişe artık, üstelik benim daha önceden iki üç kere daha tatmışlığım var bu garip ayrılık biçimini. Bu diğerlerinden şüphesiz farklıydı belki ama tek bir avantajı oldu; intihara meyilli olmayan intihar girişimi...  Hemen kapılmayın telaşa, intihara meyilli olmayan adı üzerinde, bir girişimde sayılmaz ama düşünmek gerçekleştirmenin yarısıdır mantığı ile girişimi olarak nitelendiriyorum ben. Çok eskiden beri vardır benim bir ölüm takıntım, hatta intiharın eşiğinden de dönmüşümdür de çoğu kez. Neyse ki intiharın tadına bakmanın verdiği saçma sapan hisle nefret etmişimdir intihar kelimesinden. Ama hep bir hayalim vardı, aslında bir hayalin içersinde birçok ölüm sahnesi. Kendim için hazırladığım garip ama ilginç ölüm sahneleri.  Bunu ruh hastalığı olarak değerlendirmeyin hemen, eğer öyle düşünürseniz dünyada birçok ruh hastası senarist ve yazar var öyle değil mi? Bu benim kendi ölüm sahnemin bir izdüşümü sadece. Ki belki hiç gerçek olamayacak ölüm sahnemin iz düşümü... Gelelim nasıl bir şeyler hayal ettiğime. İki üç senaryo var aslında kafamda, garip ama belki de en tatlısından.  İlki şöyle; Hava rüzgârlı ve karanlık olmalı, gökyüzünün siyahı gri bulutlarla kaplı. Hiç yıldız olmamalı gökyüzünde ki kanmamalıyım onların parlaklığına. Çekmemeliler beni yaşamın içersine. Bir de yağmur yağsa ne güzel olur aslın da, yağmur hep hüzünlendirir beni. Ve üzerimde beyaz, uzun, tüllü ve dantelli bir elbise. Gotik olmalı biraz,biraz da masum.Üzerinde toprak ve çimen lekeleri olmalı, yaşanmışlığı olmalı o elbisenin;acılar görmüşlüğü,orasından burasından parçalanmışlığı olmalı.Kesinlikle bir ormanda olmalıyım,denize bakan uçurum kenarında gür ağaçların sıralandığı bir orman.Ve uçurumdan hiçbir kıyı kenti görünmemeli,sonsuzluk çekmeli beni içine.Belki çok yoğun bir ışık parlamalı karşı kıyıda,gözümü alacak derecede parlak;bu ortamı biraz olsun yumuşatırdı belki de.Elimde bir şarap şişesi,en pahalısından;hatta dünyanın en pahalı şarabı.Ve diğer elimde saatlerce sönmeyecek bir puro,o da en iyisinden olmalı.Ayaklarım çıplak olmalı,ölmeden önce batmalı bütün dikenler ayağımın altına,kanatmalı.Hiç olmadığım kadar güzel olmalıyım ve kesinlikle kafam da güzel olmalı.Ve son olarak rüzgâr en sevdiğim şarkının notlarını çalmalı durmadan,ya da ormanın derinliklerinden bir teypten gelmeli o müzik sesi.Ve işte yavaş yavaş yürüyorum uçurum kenarına.Arka fonda en sevdiğim şarkının tekrar tekrar çalan notları,elimde şarabım ve öteki elimde purom.Hepsi bitene kadar bekleyeceğim elbet.Önce purom bitecek,sonra şarabım.Puroyu çıplak ayağımın altında söndüreceğim,şarabın son yudumunu aldıktan sonra fırlatacağım denize.Şarkı son tekrarının,son notasını vurmasına yakın hazırlayacağım kendimi,belki son bir dakika(şarkı yaklaşık on dakikadır).Şarkının sonlarına doğru yaşadığım son günü kavrayacağım(carpe diem).Ve ardından son sözlerim yankılanacak sonsuzlukta:'İşte geldim,işte gidiyorum.Hoşça kal güzel ve kötü anıları ile dünya.Arkamda bıraktığım birçok şey gibi ruhumu da arkada bırakıyorum;vücudumun dâhil ağır geldiği ruhumu.Sevdiklerim,sevmediklerim,sevemeyeceklerim,nefret ettiklerim,aşklarım hepinize el veda.'Ve içten bir kelime-i şadet getirdikten sonra,bir insan evladının çıkartabileceği en yüksek çığlıkla atıyorum kendimi uçurumun kenarından,engin denize bırakıyorum...Boğulmanın dayanılmaz hafifliği.... Belki çok megalomanca bir ölüm senaryosu benim ki. Belki de herkes ister böyle bir ölümü. Birliyorum uzun oldu biraz, biraz da ayrıntılı. Ben ayrıntı sevmişimdir her daim. Ama bu intihar girişimim biraz daha kısa ve daha az acı verici, bana göre ada az acı verici. Çoğu insan korkar bu ölüm biçiminden ama ben çok merak ediyorum...  Belki bir savaş meydanı, ya da önüne geçilememiş bir şehir yangını. Yanarak ölmek evet ikinci intihara meyilli olmayan intihar girişimim bu. Nasıl mı? Şöyle; Öncelikle pek bir teferruatta gerek duymadım bu durumda. Yanacaksın sonunda, ne gibi bir fantezi kurulabilir ki yanmak ile ilgili. Şehirde büyük bir yangın aslında hayal ettiğim, şehrin büyük bir kısmı boşaltılmış, ama ben halen odamda ve yapayalnızım. Muhtemelen yine elimde şarap ve son ses bir müzik olmalı kulaklarımda. Bir insan evladının işitebileceği en yüksek desibelde bir müzik ve camın dışarısında alevler dans etmeli. Son sigaramı içtikten sonra camı açmalı ve pervazına oturmalıyım. Teorilere göre önce baya bir canım yanacak, sadece otuz kırk saniye kadar. Daha sonra derinin hassasiyet oranı sıfıra düşecek; yani deli gibi yanacaksın ama yandığının farkında olmayacaksın. Ve o şekilde saatlerce oturmam gerekecek sanırım. Sonrasında muhtemelen pervazdan aşağıya düşmüş ve kaldırıma çalıkmış olarak can vermiş olacağım...  Bu sadece meraktan dolayı istediğim bir intihara meyilli olmayan intihar girişimi aslında. Üçüncüsü ve en kısası. Elimde bir sigara yol kenarında duruyorum ve sigaram biter bitmez kilometrelerce hızla gelen bir arabanın önüne kendimi atıyorum. Baammm... Ve son...  Böyle garip saplantılarım olsa da, bunlar sadece hayal ettiğim ölüm biçimleri. Hiçbir şekilde intihar etme isteği duymamaktayım ve duymayacağım da. Adı üstünde intihara meyili yok bu girişimlerin, epi topu hayal ürünü hepsi.

Uyandım,sıcacıktı uyumak..

Uyandım,sıcacıktı uyumak.
Ve rüyaların bıraktığı kırıntılar,kuşlara yem olacak.
Uyandım,sıcaktı belki uyumak,
Başından uyanacağını bilerek uyumak,
Uyumaktan sayılmasa da uyuduk işte,
Yalandan bir masalı dinleyerek..
Uyandım,dağnıktı etraf,
Geride bıraktığım bir kaç satırlık anı dağılmıştı yerlere,
Ve yaşananlar,yağmurun silip süpüreceği sokaklarda kar taneleri şimdi.
Yarın,ne olacağı belirsiz bir gün doğacak benden çokça uzaklarda.
Ve dün,hiç olmadığı kadar uzak,hiç olamayacağı kadar yakın bana,
Yarını olamayan dünlere,ve bugünü hiç yaşanmamış olan saatlereydi belki özlem.
Ya biterselerle,ya giderselerle geçmezdi ki hayat şu sayılı günleriyle,
Gideceği,biteciği yazılmıştı kaderime merhaba demeden ben hayata,
Geride kalan bir kaç satırla yaşamaya değer mi şimdi hayat.
Günü kavra,
Acısıyla tatlısıyla,Gideniyle,geleniyle..
Ya yarınlar,onların sana alıp vereckleri,
Hiç mi yaşamadım sanki şu dünyada ayrılıkları,
Kaç kez tattım ben bile hatırlamam canımı yakan elvedaları.
Evvela zaman önceydi tanışmışlığım isyanla,
Şimdi isyan etmek olur muydu bu yersiz ayrılığa?
Ya kader deyip geçmek,yakışır mı bu adsız sevdaya?
Bilinmez,korkarım öğrenmekten bir sonraki günü.
Ya kaderimde bundan kötüsü varsa,
Ya uyumak bu sefer soğuk olursa,
Ya geceler sabaha varmadan sabah karanlığa boğulursa?
Bilinmez,nerde nasıl öleceğim bilinmez,
Bir kuytuda vereceğim belki son nefesimi,
Belki de bir uçurumdan salacağım ruhuma ağır gelen bedenimi,
Ya da ateşe atacağım kendimi,hallerimdeki ölüm sahnesi gibi..
Fark etmez,sonum çoktan yazılmış benim,
Değişmez,bir şekilde kapatacağım gözlerimi ebedi uykuya.
Ve o zaman dalacağım en sıcak uykuma...
..Özge Tuğçe ÇATAL..
Creative Commons License

Ben demiştim demekten bıktım amma ben demiştim işte..

Çok zor,çok yanıyor canım..Cidden son görüşüm müydü ? Son kez mi sarıldım ona?Son olmalı,yok başka yolu bu karman çorman,milyonlarca soruyu içinde barındıran sevdanın…Korkmuştum ya hani,umduğum gibiymiş sanki;seviyor onu belki halen üç harfliyi..Nerden çıktı lan bu,ne alaka şimdi.Yok yok araba tuttu beni,ah Ulusoy , ah Türkiye'nin engebeli yolları;bitirdiniz lan beni yarım saate..Yersiz yersiz,alakasız,saçma sapan,hiç mantığı olmayan düşünceler soktunuz aklıma.Vebali sizin boynunuza.Şüphe doldu içim...Ah lanet olası kafam,sen hep dara düşünce üstüne mi gidersin bir şeylerin,illa ki kurcalar mısın geçmişin tozlu sayfalarını?Buldukların hoşuna gitti mi peki,yoksa için kor gibi yanıyor da kendinden mi gizliyorsun bu gerçeği?Söyle ne yaptın sen kendine?Ver bunun cevabını;küfre baş vurma sakın ha,isyan etmekte yasak..Kendin ettin kendin buldun…Al sana sekiz köşeli meyhane,galon içilirdi ya her bir saç teline..İç şimdi her saç teline bir galon,sonra ben bile taşıyamam seni eve,kalırsın o sekiz köşeli meyhanede… Soğuk ve şehirlerarası otobüslerin birinde vazgeçtim sevdamdan,vazgeçtim mi ben bu sevdadan? Umudum yok artık sadece ve tükeniyor bir bir yeni çıkılmış,henüz daha tadına bile varılmamış yollar..Ne olacak benim halim?Söylese ya bana herkese mi der acaba 'Seni seviyorum' diye ya da bana has mı?Acaba hala onu mu seviyor,yoksa..O bir yalan mı? Yalan olan ben miyim ya da..Söyleyin bana hangimiz gerçekti şimdi,hangimiz yalan?Durun lan iki dakika sakin olun,lanet olası beynimin hükmedemediği saçma sorular….'Muavin bey,bir bardak su lütfen,soğuk olsun'….Su da işe yaramadı be anacağım yazacaksın artık ne yapacaksın..Ben bu şüpheyle nasıl yaşayacağım,nasıl bekleyeceğim bir sonraki buluşmayı?Sabrım var dedim,beklerim dedim ama bu şüphe beni ya alkolik yapar,ya hastanelik ya da sonum kara toprak…Oysa ki ben de demiştim bir zamanlar bir başkasına seni seviyorum diye..Belki onunki de öylesine bir 'Seni Seviyorum' dur…Sen takıntılısın işte busun,bir çuval incir verseler eline ye diye bok edersin kızım sen hepsini.'Yavaş bas be şu firene,can taşıyorsun,senin ta a…..'..Azını bozmayacaktın hani,kızım sen ne zaman şu şüpheciliğe son verip,adam gibi önüne bakacaksın?Unuttun mu ince bir çizgi var;öncesinin bir önemi yok sonranı önemli…Amma taktın he…'Durdurun arabayı,istifra edeceğim!..Lanet olsun senin gibi şöföre,ne güzel sigarayı bırakmıştım az önce yine içtireceksiniz bana.Hey kime diyorum ben!Durdursana lan şu arabayı!'..Böyle firmanın ben neyse..'Tamam kardeşim devam et,akıllı kullan!'….Şüpheye soktular beni şimdi bu Türkiye'nin yolları ve şu ehliyeti kasaptan alan otobüs şöförü.'Çekil lan direksiyondan,ben kullanacağım(İç ses..Kıkır kıkır gülüyorum vs.)'Millet rahatsız oldu tuş seslerinden,beni bilen bilir kırar derecesinde basarım tuşlara.Ey gidi İstanbul'un bitmek bilmeyen geceleri,Edirne'nin ne suçu var da geceler 5 saat erken bitiyor?Sen beni öldürürsün dünya,içmeden sarhoş edersin adamı.Döne döne durmadan bir garip oldun sen zaten,kendini de sarhoş ettin beni de..Saçmalıyorum bak,hay Allah'ım ne bitmez bir yol bu.. Her neyse belki de bunlar,bütün bu şahit olmak zorunda olmayıp şahit olduklarım ve bu içimdeki yersiz korku sadece üstün kuruntumdur…Ve bu arada sevdiğim;sigarayı maalesef ki bırakamadım,bu seferde olmadı,artık başka zamana sevgilim.İnince bir tane 2001 yakacağım ve bu şüpheyi de dumanıyla boşluğa salacağım..Sözümü tutamadım sevgilim,sende tutmayacaksın ya..Bütün şüphelerime rağmen umarım bu rüya bitmez;bitse de uyandırmayın beni,öylece verin toprağa…Seviyorum seni tüm şüphelere rağmen…Soğuk ve şehirler arası otobüslerin birinde bile vazgeçemedim sevdamdan,üstelik bu kadar şüphe içinde..Ne yollar alıp götürebilir seni,ne de dağlar…Seviyorum işte hiçbir şeyin yerini alamayacağı kadar,korkuyorum işte ölümden korkmadığım kadar…Yol bitmez ben biterim,saat 09:52 ve muhtemelen bu bir yol hatırasıdır….. 13.46 sularında iliştirilmiş not:Büyük bir ihtimalle 50 ila 60 km uzaklıkta olmak bu hale getirmiştir beni ya da herkes bilir ki;Bir sevda içinde şüpheyi,kaybetme korkusunu taşımaz ise sevda denmez ona.Korkunun ve acının en tatlı halisin sen.Yoldan dönülebilir mi apansızın?Ya da varılabilinir mi gidilecek yere en kısa mesafede?Ya da en güzel yol uzun ve dikenli,uğraştıran yol mudur?Varılır ya da dönülür ya da en güzel yol zor olandır;ne değişecek ki her şey gittiği yere kadar güzel..Gitmezse mi?Onu o zaman düşüneceğim..Edirne ve sen ne de güzeldiniz..Ne şüphesiymiş bu ya,yol tuttu yol,iyiyim şimdi.Çok yaşayın emi..... 14.19 sularında iliştirilmiş son not(Yeter artık be):Ne lan bu amma demagoji yapmışım..Yuh diyorum kendime ve ekliyorum bunu yazan insan olamaz.....Kesinlikle olamaz... ..8 Mayıs 2009..
10 Mayıs 2009 Saat-04.44,Kesinlikle iliştirilebilecek son not:Boşuna şüphe etmemişim,boşuna yazmamışım o kadar şeyi.50, 60 km nin getirdiği saçma düşünceler değilmiş bunlar.Gitti yere kadar bile gidemedi.Gitmezse o zaman düşünürm demiştim ya..Düşündüm,düşündüm bir şey bulamadım.Ama iyiyim sonuçta şu anlık,hasar kontrolü bitsin bakalım başımıza neler gelecek....

Güldürmeyen,pis bir şakaya maruzum..

-Ne demiştim ben sana?Biticek kızım hazırla baştan bu sona kendini.
-'Terk edildin' diye bağır şimdi,duymalıyım bunu,ihtiyacım var buna.Ben zaten soğuk ve şehirler arası bir otobüste muavine,şöföre saya söve çıkartmadım mı bunun acısını?
-Çıkarttın,ee o zaman niye hala şoktasın şaşırmaktasın bu kadar.Kızım;insan bildiği birşeye bu kadar şaşır mı,şok olurmu bölye he?Aman sen de cilerden değil miydin sende?Koy ***üne rahvan gelsincilerden değil miydin?Neden şimdi böyle nereye dalacağını bilmeyen kafasına saksı düşmüş köpek monundasın?Aaa kızıyorum bak sana çok,hem ben sana demedim mi biticek diye.Onca zaman hazırlayamadın mı kendini bu sona?Tamam güldümeyen,pis bir şaka bu,tamam maruz kaldığın şey hoş değil anldık.Ama gerek yok ki dünyanın sonu modlarına girmeye.Ki dünyanın sonu mu,sor bakalım bir kendine?
-Değil...
-E o zaman ne bu kasmaların,ateş gibi yanmaların.Kızım öyle etrafa beylik laflar edip,herşey beyinde biter demeyle olmuyor.Bitir bakalım bunuda beyninde,zamanı gelmişken hazır.Sana çok kızarım bak,acayipte bozulurum;bir daha ona dönersen seni affetmem de.Birbirimize küsmü yaşayacağız ömür boyu aynı bedende?
-Olmaz imkanı yok,nerede görülmüş aklın kalbe küstüğü şu dünyada.İnsan hiç kendi kendine küser mi?
-A benim aklı bir karış havada,ayakaları yere basan kızım;sevgininde bir yere kadar değil midir raddi?Sen onun git dediğinde gidecek,dön dediğinde dönecek insanmısın?
-Değilim.
-Ee o zaman şimdi söylermisin bana;tamam seviyorsun anladık,çok şey paylaştınız anladık,ilk ayrılığınız mantıklıydı buna anlam vermedin onunda anladık ama olmayacak duaya inatla neden amin diyorsun bir onu anlamadık?
-Ne bileyim işte diyorum,zaaf işte dayanamıyorum.
-Zaaf mı,ne zaafı?Dünyanın en çekici yemeğini önüne koydular aç değilim dedin yemedin,sana hayır diyemeyeceğin fırsatlar sundurlar hepsini elinin tersi ile ittin,şimdi buna mı zaafın var?
-Haklısın,cevap vermiyorum..
-Sen kendini kontrol edersin kızım;hatırlasana Yengenin öldüğü günü.İçin kan ağlıyordu ama sen dimdik ayakta durdun,herkese moral verdin.Bu mu yıkacak seni.Hem o ölmedi seninle hala.Dostun işte bak ne güzel,bu mutlu etmez mi,avutmaz mı seni?
-Ya giderse,dostluğunuda kaybedersem?
-Kaybedersen de üzülmeyeceksin,hayat bu her gün eksilir birşeyler,bunuda o günün alıp götürdüğü olarak sayıp hayata devam edeceksin.Değil mi?
-Hayatta daima gidenler ve gelenler vardır,haklısın beynim.
-Ya haklıyım tabiki de,ne zaman yarı yolda bıraktım seni.
-Hiç bir zaman.
-E o zaman güven bana.Güveniyormusun?
-Evet sonuna kadar.
-E hadi devam o zaman yola,ağladığını görmeyeyim kafanda kırılır bu şarap şişesi....
Öyle böyle değil,çetin savaştım,içimle içimde hesaplaştım...Ben kolay kolay yıkılmam,sonunda buna inandım.....

Şerefimize içtim bu gece....

2 Mayıs 2009 Cumartesi
Şerefimize iki bira içtim bu gece...Birini senin yerine,ötekiside sana eşlik etmek için sevgilim.Öyle bir içmişim ki,öyle bir şerefmiş ki bu,yıllar öyle bir büyütmüş ki içimdeki seni bir yetmişlik devirmiş edasındayım şimdi.Uzun lafın kısası gelcek güzel günlerimizin şerefine sevgilim...Uykunun en tatlı yerindeyken sen,ben uyumasamda uykumun en tatlı yerindeyim...Sevgimizin ve herşeye rağmen yıllar sonra yine eskisi gibi olmamızın şerefine içiyorum..Seviyorum uleynnn seviyorum:) Höytttt:)
Not:Bu gecelik bu kadar yeter...Bu şahsiyet yatar:)
..ANI..

Nisan sever beni,yüzüme güldü yine..

Nisanda doğmadım,yada Nisan ile ilgili bir rivayet duymadım ama,ben inanıyorum ki Nisan ayı benim şanslı ayım..1 Nisan şaka yaptı önce bana mutluluğu sundu ve aldı Temmuzda..Temmuzu çok severdim ben oysa..Yine severim ya artık geçti yine yaptı Nisan ayı son gününde yapacağını.Temmuzda geçtimi korkum kalmaz artık benim.Temmuzu atlatırsak sırtımız yere gelmez sanki he,ya sence?Ne değişti peki yıllar önceki Nisan ile bu Nisan arasında.Çok şey,biz değiştik,nasıl mı iyidir iyi.Tam kıvamındadır,bozamamlı böyle ayenen devam..Mutlumuyum,hem de çok..Şimdi şuracıkta ayaklarım ile yer arasındaki boşluğu ölçsem kaç çıkar acaba?Varmıdır böyle bir ölçü birimi ya da.Mutluyum işte Temmuzda geçsin o zaman Temmuzuda seveceğim..Şimdilik açık ara fark ile öndesin Nisan..Arada kaybolan yıllara ramen işte yeniden bağladın tatlıya herşeyi.Temmuzada tembih et bozmasın aramızı....
30 Nisan..Budur..Höyt:)
..ANI..